Sosyolog Dr. ABDULKADİR SEZGİN ile ALEVÎLİK Hakkında Konuştuk.

166

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Oğuz Çetinoğlu: Peygamber Efendimiz (sav) ‘Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir’ buyurmuş olmasına rağmen, İslâm’ın farklı yorumlarına mensup olan Müslümanlar arasında çatışmalar ülkemizde ve dünyanın her tarafında görülüyor. Sosyolog Dr. olarak bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Dr. Abdulkadir Sezgin: Ülkemizin etrafında medya çıkan veya çıkartılan karışıklıklar, İslâm ülkeleri arasında Şii-Sünni çatışması çıkması için yapılan faaliyetlere ilâve olarak iç politikanın boş, anlamsız, kısır, gayesiz ve ‘özür’lü tartışmaları Alevî meselesini gölgede bıraktı. Muharrem ayı ve Hz. Hüseyin’in Şahâdet yıldönümü bile kendimize gelmemizi sağlamadı.

Dünyâda ve özellikle İran ile Irak’ta ise bölgede hâkimiyet kurmak isteyen süper güçlerin özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkardığı karışıklıklar, kardeş katline dönüştürülüyor.  

Çetinoğlu: Gayrimüslimlerle ‘diyalog’ kurmak yerine, din kardeşimizle, kan kardeşimizle sürtüşme hâlindeyiz.

Dr. Sezgin: Kendi koşumuz, akrabamız, dünürümüz, gelinimiz, damadımız olan insanlarla sevgi köprüleri kurmak mecburiyetindeyiz.  Bu meseleyi yeni baştan incelemeliyiz. Bize ait bir dert, bir mesele, bir potansiyel problem olan bu işi nasıl çözeriz, meselesini birlikte düşünelim.

Sâkin bir dönemde isek de potansiyel tehlike, dış tahriklerle ağır faturalar çıkaracak problem hâline dönüşebilir. Türkiye’de PKK dâhil, anarşi örgütlerinin üst yönetiminde önemli sayılacak mensuplarının ateist eski Marksist-Leninistler olduğu dikkate alındığında meselenin önemi daha iyi anlaşılabilir. Köken itibariyle Alevî olmayanlar da Alevî görünmekte, potansiyet gücü istismar etmek için fırsat kollamaktadır.

Alevîlik konusu sosyal, kültürel, dini, hukuki, stratejik bir mesele olmakla birlikte özü itibariyle bir din meselesidir. İşin doğrusu en önemli din meselesi olduğu gibi, aynı zamanda bir şehirlileşme ve sosyal gelişme sorunudur.

Olayı bu şekilde görmeden ve anlamadan yapılacak çözüm önerilerinin başarı şansı olmayacaktır.

Çetinoğlu: Söylediklerinizi daha açık ifâde etmeniz mümkün mü?

Dr. Sezgin: 1960 – 1965 yılları arasında da ülkemizde Alevî problemi vardı. O zaman Alevîler: özellikle merhum Avukat Cemal Özbay, Sinasi Koç, Halil Öztoprak ve arkadaşları; ‘Alevîliğin hak mezhep olduğunun Diyanet tarafından tanınmasını’ istiyorlardı.

Alevî Çalıştayları sonunda hazırlanan raporlardan birinde de ‘Diyanet’e Mezhepler Genel Müdürlüğü’ kurulmasının çıkmış olması bu bakımdan son derece ilgi çekicidir.

Günümüzde ise, Yıllık İlerleme Raporlarında, AB’nin azınlık dini olarak gösterilmesi, ‘Alevîler ve gayrı Müslimlerin dîni hürriyetleri…’ gibi ifâdelerle gayrimüslimlerle birlikte anılması ve AB tavsiyesine uyularak ve/veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile Alevîliğin bir din hâline getirilme çabaları görülmektedir.

Hatta bunun 2014 yılına kadar gerçekleşeceği endişesi düşünen kafaları çatlatacak ve beyinleri kafatasından dışarıya fışkırtacak bir ıstıraba dönmektedir.

Çetinoğlu: ‘Tarîkat’ kavramını nasıl anlamak gerek?

Dr. Sezgin: Tarîkatlar, yasaklanmadan önce İslâm’ın felsefi, medenî (şehirli) entelektüel düşünce boyutunu ifâde eden İslâm tasavvufunun uygulama alanı olarak kabul ediliyordu.. Bu pencereden bakıldığında Tarîkatlar dîni bir kurum değil, yaygın eğitim kurumları idi.

Çetinoğlu: Yönetimleri ile alâkalı hükümler nasıldı?

Dr. Sezgin: 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti’nin ilgası ve Diyânet İşleri Reisliği ile Genelkurmay Başkanlığı’nın kurulması hakkında kanunun Diyânet’le ilgili 5. Maddesinde; ‘Tekâyâ ve zevâyâ’nın  (tekkelerle zâviyelerin) idâresine şeyh ve sâir müstahdeminin tâyin ve azillerine Diyânet İşleri Reisi memurdur’ hükmü mevcuttu.

Bu uygulama tarîkatların fiilen kapatıldığı 31 Aralık 1925 târihine kadar uygulanmış ve Osmanlı döneminden kalan ‘Meclis-i Meşayih Nizamnamesi (Şeyler Meclisi Tüzüğü) ile 8 yönetmelik’ de bu dönemde yürürlükte kalmış ve Cumhuriyet’in mevzuatı arasında yerini almıştır.

1868 yılında başlayan ve tarîkatların kapandığı 31 Aralık 1925 tîrihine kadar da uygulanmış olan bu mevzuat incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkacaktadır:

1-Tarîkat konusu, İslâm tasavvufunun uygulama yerleri olmakla birlikte, Tarîkatlar dînî kurumlar değil, dünyevî kurumlardır.

2-Bu sebeple de Tarîkatlara ilişkin düzenleme yetkisi, şekli ve biçimi dâhil, kamu düzenini sağlayan devlete ait bir görevdir. Şeyhlik ve Mürşitlik din tebliği (toplumu din konusunda aydınlatma görevi)ne ilişkin temel ilkeler, Tarîkatlar için de geçerli ilkelerdir.

3-Tarîkatların öncelikle güvenlik, mâliye ve din denetimi (dine ve Tarîkat kurallarına uygunluk denetimi) gibi üç temel denetime tâbi olduğu görülecektir.

4-Şeyhler ve dervişlerin kayıtlarının tutulacağı ayrı ayrı defterler olacağından, kimin tarîkat şeyhi veya üyesi (tâlip veya derviş) olduğu açıkça ve herkes tarafından bilinebilecektir.

5-Devlet kendisine müracaat ederek, elinde şeyhlik, Dedelik, Çelebilik, … gibi belgesi olan ve/ya şeyh olmak isteyenleri, öncelikle eğitime tâbi tutarak, kendi alanlarında yetiştirme ve bunlar içerisinde bu işi yapabileceklere şeyhlik belgesi vererek, yahut şeyh olarak nerede görev yapacağını belirleyerek, Tarîkata girmek isteyenlerin beklentilerine doğru cevap verilmesini sağlamış olacaktır.

6-Alevîlikten – Nakşîliğe hiçbir Tarîkatın siyâset yapmasına imkân bırakılmamış olacağından siyâset-Tarîkat ilişkisi kesilecek, ülke gerçekten laikleşmiş olacaktır.

Çetinoğlu: Günümüzde Alevîlik ve benzeri kuruluşlarla alâkalı durum hakkında bilgi lütfeder misiniz?

Dr. Sezgin: Alevîlik ve benzeri kuruluşlar için en önemli hukuk metni 30.11.1925 tarihli ve 677 sayılı ‘Tekke ve zaviyelerle türbelerin seddine ve türbedarlıklar ile bir takım unvanların men ve ilgasına dair kanun’ yürürlüktedir. Tarîkatları yasaklayan ilgili 677 sayılı kanunla şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik ile bu unvan ve sıfatların kullanılması ile bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifası ve kıyafet giyilmesi yasaktır.

Sayılan bu sıfat veya unvanlar bütün Tarîkatlarda kullanılan ortak sıfat veya unvan olmakla birlikte, ‘müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık ve halifelik’ doğrudan Alevîlik ve Bektaşilikle ilgilidir.         Çelebilik daha çok Mevlevî ve Alevîlerce kullanılır. Alevî Dede’lerinin Hacı Bektaş Pir Postu Vekili ‘Serçeşme’ olarak kabul ettikleri ‘Çelebi’ Hacı Bektaş Veli’nin soyuna mensup olanlar arasından Osmanlı döneminde Ferman-ı Humayun (kararname) ile ‘Mütevelli’ olarak tâyin edilmiş kimsedir.        Mevlevilik’te de Çelebi, Mevlânâ’nın soyundan gelenler arasından aynı şekilde atanan kimse idi.         Bunların ataması Tarîkat şeyhi olarak değil, ‘Dergâh veya Tekke Mütevellisi’ şeklinde olurdu.         Tarîkatlarla ilgili yasak sonrasında, son tâyin edilmiş çelebilerin vefat etmesi sonrasında sonrasında aile içi seçimle veya yaşayan Çelebi’nin kendisinden sonrasını işâret etmesi ile belirlenmiştir. Cumhuriyet Anayasanın 174. Maddesi ile anayasaya aykırılığı iddiasında bulunulamayacağı hükme bağlanmış 8 inkılâp kanunu ile ilgili metindir.

Bu madde genellikle yanlış olarak ‘değiştirilemez’ şeklinde yorumlanmakta veya anlaşılmaktadır. Burada sayılan 8 kanundan bazılarında zaman içinde değişiklikler yapıldığı hatırlanmamaktadır.

Alevî Çalıştayları’nın etkin ve problemi çözebilecek, kökten çözümlere yönelememiş olmasının temel hukuki engeli de bu kanun maddesidir.

Bu hüküm sebebi ile Alevîlik ve benzeri olan Tarîkatlar probleminin çözümünü siyâsî partiler veya doğrudan Bakan eliyle çözümü mümkün gözükmemektedir.

Çözüm bürokratik mekanizmanın uzlaşması ve önerisi ile yapılabilir, şeklinde düşünüyor ve bunun altını da, çizmek istiyorum.

Dr. ABDULKADİR SEZGİN 1948 Yılında Yozgat’ta doğdu. İlköğrenimini Yozgat’ta, orta öğrenimini Yozgat, Ankara ve İstanbul’da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü bitirdi. 1970 yılında İstanbul Şehzade Câmii Hatibi olarak başladığı memuriyet hayatında, Müftülük, Vaizlik, İl Müftü Yardımcılığı, Din Bilgisi ve Ahlak Öğretmenliği, Diyânet Yayınevi Müdürlüğü, Başkanlık Merkezinde Uzmanlık, Şube Müdürlüğü, Müfettiş Yardımcılığı, Müfettişlik ve Başmüfettişlik yaptı Kasım 2011 de emekli oldu. İstanbul – Eminönü Din Görevlileri Cemiyeti Başkanlığı yaptı. Cumhuriyetin 50. yılında Müftü olarak bulunduğu Tekirdağ Malkara ilçesinde ‘Cumhuriyet Câmii’ adıyla bir câmi yaptırdı. Trakya bölgesinde ilçede ilk İmam – Hatip Lisesini bu ilçede açtırdı. Yunanistan, AB ve ABD’nin Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması taleplerine karşı, alternatif olarak, eğitim dili Türkçe ve Türk soylu Hıristiyanlar ve diğerlerine hitabedecek şekilde, 1977 yılında; ‘İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Hıristiyanlık bölümü açılması projesi’ni geliştirdi ve YÖK tarafından 1999 yılında proje ‘Diğer Dinler Bölümü’ adıyla kabul edilerek, açılmaya karar verildi. İstanbul Üniversitesi ve İlahiyat Fakültesi yönetimlerinin ilgisiz ve isteksizliği sebebiyle öğrenci alınmadı ve 2005 yılında öğrencisizlikten kapandı.                                              Yaklaşık 300 câmii bulunan Caferi Türklerin din adamı ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Iğdır veya Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde de bir Caferi Bölümü açılmasına dair projenin kabulü için çalışmaları cemaatın ve Diyânet’in muhalefeti sebebiyle açılamadı. 1978 yılında, Seyyid Ahmed Arvasi başkanlığında beş kişi tarafından kurulan Türk Gençlik Vakfı kurucuları arasında yer aldı, hâlen bu vakfın Mütevelli Heyeti üyesidir.                                                                                                                                                 1987-1991 yılları arasında Prof. Dr. Şaban Karataş başkanlığındaki Ankara Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. 1992-1995 yılları arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Din Hizmetleri Müşaviri olarak görev yaptı. Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin açılmasını sağladı ve iki öğretim yılı ‘İlimler Namzedi’ (Doçent) unvanı ile Öğretim üyeliği yaptı. Azerbaycan’da İmam – Hatip Lisesi’ne benzeyen beş adet ‘İlahiyat Temayüllü Lise’nin açılışını sağladı. Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektâş Veli Araştırma Merkezi’nin 1988-2007 yılları arasında Bilim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. Hâlen aynı merkezin danışmanı, İlim Kurulu Üyesi ve ilmî hakem olarak ilişkisi devam ediyor. Emniyet Genel Müdürlüğü hizmet içi eğitim programlarına 1996-2001 yılları arasında beş yıl konferansçı ve öğretim üyesi sıfatıyla katıldı. Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Târihi Enstitüsü’nde, ‘Cumhuriyet Döneminde Dinî Hayatın Meselelerinin Târihî Kökenleri’ tezi ile Yüksek lisans yaparak ‘Bilim Uzmanı’ oldu. On ilde, yaklaşık on bin Alevî denek üzerinde araştırma yaptı ve yaklaşık iki bin Alevî köyü gezdi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ‘Türkiye’de Alevîlik – Bektaşîlik Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma ’ konulu tezi ile de ‘Bilim doktoru ’ oldu. Yayımlanmış ilmî içerikli 12 kitabı ve yüzden fazla makalesi bulunmaktadır. 12 Mart 1923 târihinde, Ankara’da vefat etti. Allah (cc) rahmet eylesin.

(BİTTİ)

Önceki İçerikBir Tarafta Açlar, Bir Tarafta Şatafat Ve İsraf Varsa
Sonraki İçerikSu Felsefesi
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.