Sorgulama!

44

Eric Hofer, Kitle hareketlerinin
psikolojik temel yapısını inceleyerek kaleme aldığı “Kesin İnançlılar” kitabında yaşadığı yılların ve ülke gençlerinin
durumunu: “Siyasetin hangi cephesinde
yer alacaklarını, yazı-tura atarak belirlerlerdi
” diyor.

Ucundan kenarından bizlerinde
bulaştığı 1968 kuşağı Türk gençleri olarak sağcısıyla, solcusuyla seçeceğimiz tarafı
tercih etmek için yazı-tura atmak gibi abzürt bir hareketi aklımıza bile getirmedik.
Köklerimizden aldığımız kültür, okullarda idol olarak gördüğümüz
öğretmenlerimizin davranış ve düşünüş durumları, memleketimizin görünen
ahvaline bakarak tarafımızı seçip kendimize yön verdik.

Ülkücü ve sol fikir akımları,
aktif ve dinamik yapılarını, 12 Eylül Darbesi ve sonrasında, 1990’lı yıllarda komünizmin
çöküşü, Sovyetler birliğinin dağılmasına kadar devam ettirdiler. Ancak
komünizmin çökmesiyle birlikte, sol kesimde çözülmeler baş göstermeğe başladı.
Bir kısım medya patronları, bunların ileri gelenlerini gazetelerinde köşe
yazarlığına, televizyonlarda program yapımcılığına taşıdılar.

Haliyle bu arkadaşlar,
hayallerinde dahi göremeyecekleri para ve şöhrete ulaştılar. Bunlardan bazıları
kendilerine hala devrimciliklerini sürdürüyor imajı vererek, “Kemalizm” şemsiyesi altına sığındılar. Ancak
bunun yanında kendilerini fikri yönden ihanete uğramış, yıllarca
kandırıldıklarını gören samimi sol görüşlü gençler, böylelerini haklı olarak
döneklikle suçladılar.

Ülkücü gençler, Alparslan
Türkeş’in vefatına kadar “Türkeş nerede
biz oradayız
!” sloganını sembolleştirip, birlik ve beraberliklerini
bozmadılar. Her ne kadar Muhsin Yazıcıoğlu ve ekibi daha önce bu cenahtan
ayrılmış olsalar da, onlar da geçmişteki fikri yapılarına sadık kalarak
yozlaşmadılar.

Ne olduysa 2000’li yılların
başında oldu. Darbelerin yapamadığı ideolojik çözülmeğe, Ak Parti’nin
kurulmasından sonra Şahit olduk. Tabir caiz se adeta: “At izi it izine karıştı.” 12 Eylül darbesinden sonra kurulan
Özal’ın Anavatan Partisin de dört eğilimi gördük ama Ak Partide bırakın dört
eğilimi, saysan belki on dört eğilim vardı.

Aslında, AKP’nin kuruluşuna giden
yolların taşları, 1990’lı yıllarda döşenmeğe başladı. “R. Tayyip Erdoğan, henüz
Refah Partisi İstanbul il başkanıyken ABD ve Avrupa’nın ilgi odağındaydı.” (Sivil Örümceğin Ağında/Mustafa Yıldırım)

 Erol Mütercimler’in anlattıklarına göre 24
Ekim 1999 Gecesi Münci İnci’nin evinde önemli bir toplantı düzenlenir. Toplantıya
katılan Kişiler; Nail Keçeli, Münci İnci, Fehmi Koru, Emin Şirin, Nazlı Ilıcak,
Yalçın Doğan, Bülent Akarcalı, Tezcan Yaramancı, Güler Kömürcü, Amerika’nın
İstanbul Başkonsolosu Kate Schertz, ile kol kola gelen Tuğrul Türkeş ve Erol
Mütercimler. Toplantının esas konusunun amacı, Tayyip Erdoğan’ın başbakan
olacağının açıklanmasıydı.

Bu toplantıda Erol Mütercimlere,
Tayyip Erdoğan’a danışman olması önerilir ama “Baş Danışmanlığı” ister Mütercimler. Ancak baş danışmanın Münci
İnci olacağı söylenir ve Erol Mütercimler, sonraki toplantılara bir daha
katılmaz. Bunu niçin anlatıyorum derseniz; Erol Mütercimler gibi ordudan
atılmış keskin bir sol görüşlü kişinin, baş danışmanlık isteği kabul edilmiş
olsaydı, bugün ismi AKP kurucuları arasında geçecekti.

İsmi genel başkan adaylığına kadar
yükselen yılların CHP’li Ertuğrul Günay’ı, 2007 seçimleri öncesi AKP ye girer
ve seçim sonrası AKP hükümetinin Kültür ve Turizm bakanı olur.

Son dönemlerde televizyonların
gediklisi, olmazsa olmazı Mehmet Metiner, doksanlı yıllarda Refah Partisi, sonrasında
HADEP, ve en sonunda AK Parti de karar kılar. 15 Temmuz darbesine kadar Fethullah
Gülen’e hayranlığını bugün kendisi dahi saklamıyor ama önüne gelen herkesi de
FETÖ’cü lükle suçlamadan geri kalmıyor. İlke, inanç ve ideoloji, yerlerde
paspas olmuş.

1970’li yıllarda çıkardığı
aydınlık gazetesinde isimlerini yazdığı Ülkücü ve Milliyetçilerin her gün
katline sebep olan Doğu Perinçek, bugün Ülkücü ve Milliyetçi bir parti ile yan
yana yerli ve milli olduğunu iddia eden iktidarın destekçiliğini yapıyor.

Hâlbuki Devlet Bahçeli, 15 Temmuz
hain FETÖ darbe kalkışmasına kadar Erdoğan’a karşı amansız bir muhalifken, 16
Nisan 2017 Halk oylamasından önce yaptığı gurup toplantısındaki konuşmasında: “Eğer Doğu Perinçek ile Tayyip Erdoğan
arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle Sayın Erdoğan’ı tercih
edebileceğimizi herkes bilmelidir.
” Cümlesi kayıtlardadır. Daha dün
birbirlerine söylemediğini bırakmayanlar, bu gün iktidar ortaklığını birlikte
sürdürüyorlar.

İyi ama bu kadar ilkesizliği
kabul etmek, televizyonlarda Doğu Perinçek ve Metiner’le aynı dili kullanmak “Ben ülkücü ve milliyetçiyim” diyen birilerine
nasıl yakışır? Ama yakışıyormuş demek ki, bu günleri görmek te kaderde varmış.

Şimdi ben ve benim gibi olanların
durumlarını sorguluyorum da, biz bu yelpazenin neresindeyiz? Herhalde
anormallik bizim gibi olanlar da ki, Türkiye genelinde çok azınlıkta kalıyoruz ama
inanın bu anormallik beni çok mutlu ediyor.

Sağlıklı kalın!

Önceki İçerikAğlar
Sonraki İçerikKur’an’da Tevhid
İdris Türkten
İdris Türkten 1 12 1949 tarihinde Tokat/Artova da doğdu. İlkokulu Artova Gaziosmanpaşa ilkokulunda, Ortaokul ve Liseyi Turhal da okudu. Berlin Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünün 2. Sınıfından ayrıldı. Kocaeli Petkim Petro Kimya Fabrikasından emekli oldu. Ülkü Ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatlarının her kademesinde görev yaptı. İYİ Parti Kocaeli İl kurucuları arasında bulundu ve İYİ Parti yönetim kurulunda bir dönem görev yaptı. Halen Kocaeli Aydınlar Ocağı İdari Sekreterliği görevini yürütmektedir. Editörlük ve güncel Köşe Yazarlığı yapmaktadır. Biri kız, iki erkek evladı var.