Sokağa Bırakılanların Günahı Kimin?

48

Ülkemizde her yıl sokağa terk edilen yaklaşık beş yüz çocukla ilgili
birkaç haber: “Kocaeli’nde otoyol turnikesine bırakılan bir haftalık
bebek hastanede tedavi görüyor.” “Muğla’da domates kasasının içine terk
edilen talihsiz bebeğe ‘Umut’ adı verildi.” “Kayseri’de tarlaya atılan
bebek, tedavinin ardından çocuk yuvasına teslim edildi.” “Hakkâri’de
mayın arayan askerler, yol kenarına bırakılan bebeği donmaktan
kurtardı.” Son bir trajik olayın haberi: “İzmir’in Karşıyaka ilçesinde
önceki gün sabah koşusu için parka giden vatandaşlar çimlerin üzerine
atılmış bir bebekle karşılaştı. Soğuktan vücudu moraran bir aylık masum
bebek, polisler tarafından hastaneye kaldırıldı; ama bütün çabalara
rağmen kurtarılamadı.” Gazeteler, çocukların sokağa bırakılma nedeni
olarak da aile değerlerinin zayıflamasını, evlilik dışı ilişkilerin
artmasını ve geçim kaygısını gösteriyor.

Konuyu haber yapan gazete, yetkililerin görüşlerine başvurmuş.
Yetkili kişi, bu tür çocuklar için koruma ve barınma evlerinin
kurulduğundan, çocukların mağdur olmayacaklarından bahsediyor. Ateş
olan yerden dumanın, çürümüş yerden pis kokunun çıkması doğaldır.
Bakıyorum, yetkililer pis koku ve dumanla uğraşıyorlar. Bu mantık ne
dumanı ne pis kokuyu bitirir. Yangın alevini, çürümüşlüğü görmemek, ya
kolaylarına ya da işlerine geliyor. Belki fincancı katırlarını
ürkütmekten korkuyorlar. Öyle ya gerçekleri söylerlerse birilerinin
alınganlığı artar, rantları elden gider. Yaşasın kokuşmuş düzen!
Yaşasın toplumu, sosyal hayatımızı yakan ateş!

Bir kadın, doğurduğu çocuğunu niçin sokağa bırakır? Hangi duygudur
ki onun analık duygusunu bastırarak masum çocuğu terk edilmişliğe iter?
Duyguların en yücesi kabul edilen analık duygusunu tahrip eden bu
korkunun adı, günah korkusudur, işlenen günahın deşifre edilmesi
endişesidir. Hâlbuki “Günaha yaklaşmayınız.” emrine göre bir yaşam
tesis edilse, sorunun ana kaynaklarından biri kurutulmuş olacaktır.
Aile içindeki geçimsizlik, sorunun etkenlerinden biri olabilir.
Kadının, kocasından intikam alma duygusu, bir anlık gözü dönmüşlük onu
yanlışa düşürebilir. Ancak, gelecek endişesinin ya da çocuğunu
besleyemeyecek kadar yoksul olma halinin günahsız bir yavruyu sokağa
atma sebebi olabileceğini düşünemiyorum, kabullenemiyorum. Bu gerekçe,
ya duygu sömürüsüne dayalı suç bastırma ya da sevgiden yoksun kalbin
kendini haklı gösterme çabasıdır.

Karşıt cins gençler arasında aşırı bir yakınlaşma gözlüyorum.
İlişkilerdeki kontrolsüzlük, medyanın ve bu ilişkileri rant aracı
yaparak sektör oluşturanların tahriki ile istenmeyen sosyal yaralara
yol açabiliyor. Bu konuda gençlerimiz iyi eğitilmeli,
bilgilendirilmeli, fıtratları doğrultusunda onların sosyal hayata
katılımları sağlanmalıdır. İnsan fıtratı dışında kurulan toplumsal,
siyasi, ekonomik düzenlerin kokuşması kaçınılmazdır. İnancımızın
öğretileri, tarihimizde oluşturduğumuz gelenekler, biyolojinin ve
psikolojinin verileri ile oluşturulacak standartlar, cesaretle
seslendirilmeli ve uygulamaya konmalıdır.

Rahmetli babamın, biz gurbette yaşarken doğan kızımı görmeye
geldiğinde “Cennet meyvesi” diyerek sevdiğini hatırlıyorum. Yeni doğan
bir çocuğa “cennet meyvesi” gözüyle bakmak, ne güzel bir bakış açısı.
Ona o gözle bakan göz güzel, söyleyen dil güzel, seven kalp güzel,
bütün bunların temelinde yatan inanç güzel. Güzel inançtan yoksun
kalpler, sevgisizliği; sevgisizlik, değersizliği; değersizlik,
kokuşmuşluğu doğuruyor. Koku salan bu arazi ıslah edilmeli, berrak
sularla bereketlenmeli, nadide güller tarihimizdeki kokusuyla ruhumuzu
mest etmeli, gönüllerimize rayihalar sunmalıdır.

İş işi geçtikten sonra alınacak tedbirler sadra şifa olmayacaktır.
Hiç yaşamamış olmak, neslimize kötü miras bırakmaktan daha iyidir.