Şehadet ve Gayb Âlemlerinin Dili

40

     Kur’an:

     Zemin / yeryüzünde
ve gökte gizli Esma-i İlahiye / İlahî İsimlerin manevî / maddî olmayan / içe
ait hazinelerinin keşşafı / keşfedeni, meydana çıkaranıdır.

     Sutûr-i hâdisâtın
/ olayların satırları altında muzmer / gizli ve saklı hakaikın / hakikat,
gerçek ve doğruların miftahı / anahtarıdır.

     Kur’an:

     Başka kelâm ve
sözlerle kabil-i kıyas / kıyası kabil ve mümkün olamaz. Çünkü kelâm ve sözün
tabakaları, ulviyet / yücelik, kuvvet, güzellik ve uygunluğu bakımından dört
menba ve kaynağı vardır.

     Biri mütekellim /
konuşan, biri muhatap / kendisine karşı konuşulan, biri maksat ve biri de
makamdır.

     Edip ve yazarların
yanlış olarak, sadece makamı gösterdikleri gibi değildir.

     Öyle ise, sözü:

     “Kim söylemiş?”

     “Kime söylemiş?”

     “Ne için
söylemiş?”

     “Ne makamda
söylemiş?” sorularını sormak lâzım.

     Yalnız söze bakıp
durmak çok yanlış.

     Madem ki, kelâm /
söz; kuvvetini, hüsnünü / güzelliğini; bu dört menba ve kaynaktan alıyor;
Kur’an’ın menbaına dikkat edilirse, görülecektir ki, Kur’an’ın belâgat derecesi
/ belîğ ve edebî oluşu, ulviyet / yücelik ve hüsnü / güzelliği ancak bu şekilde
anlaşılır.

     Evet, madem kelâm;
mütekellime / konuşana bakıyor; eğer o kelâm / o söz emir ve nehiy / yasaklama
/ yapılmasını istemeyiş şeklinde ise, o söz mütekellimin / konuşanın irade ve
kudretinin derecesini de tazammun eder / içerir.

     O zaman söz
mukavemetsuz / karşı konulmaz, cevap verilemez bir mahiyet alır. Maddî elektrik
gibi tesir eder / etkiler.

     Kelâmın ulviyet /
yükseklik ve kuvveti o nisbette tezayüd eder / artar.

     Evet, söylenen
sözü mücerret / soyut ve ortaya lâlettayin söylenmiş; kimseyle alâkası olmayan
yani ilişkisiz bir söz olarak ele alırsak; umumî / genel bir anlam çıkarsak
bile, zatında doğru olan bu sözün muktezayı hâle binaen / hâlin gerektirdiğine
göre sarf edilişi meçhûl kaldıkça; gerçek sebebi bilinmediği için, sözü tam
yerine oturtamayız.

     Sözü tam olarak
anlamak için, Mütekellimi / Konuşanı bilmeli. Muhatabı / Söylenen Kimseyi
tanımalı. Ne maksatla söylendiğini sezmeli. Son olarak da hangi Makamda
söylendiğini de hesaba katmalı.

     Hadise ve olaylara
bakış da böyle olmalı. Sebepleri, sebep olanları; kısaca cereyan ettiği ortamı
ve olayların arkasındaki asıl faktörü bilmedikçe, sadece görmemiz, sadece şahit
/ tanık olmamız olayı anlamamız için yeterli değildir.

     Bundan dolayıdır
ki, Kur’an; umumiyetle bir hâdise ve olaydan sonra vahyedilmiştir. Ki, iyice
anlaşılsın. Yukarıdaki sözün anlaşılmasını sağlayan dört unsurun yani
Mütekellim – Muhatap – Maksat ve Makamın cevabını verdiğimiz nispette söylenen
sözleri, doğru anlamış oluruz.

     Kur’an:

     Şehadet / gözle
gördüğümüz kâinat denen âlemin ve Gayb yani göremediğimiz, fakat Allah’ın
yarattığı başka âlem ve dünyaların dili ve lisanıdır.

     Yine Kur’an:

     Gözle gördüğümüz /
Şehadet âlemi yani kâinat perdesi arkasında olan Gayb yani göremediğimiz, fakat
Allah’ın yarattığı Başka Dünyalar cihetinden gelen; Rahman olan Allah’ın ebedî
/ sonsuz iltifatlarının ve Sübhan olan Allah’ın ezelî hitaplarının / Allah’ın
yarattıklarına daimî seslenişlerinin de hazinesidir.

Önceki İçerikDünya Fay Hattı Geriliyor
Sonraki İçerikDöndürür
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.