Sağlık, Yılan ve 14 Mart

27

Sağlık ile ilgili meslekler olan
hekimlik, eczacılık ve veterinerlik mesleklerinin sembolünde yılan vardır. Bu
hayvan, çeşitli çizim şekilleriyle sağlık konusundaki iş ve mekanlarda
kullanılmıştır, kullanılmaktadır.

Yılan yer altında yaşaması,
derisini değiştirerek kendisini yenileme gücünde olduğuna inanılması gibi
özellikleriyle, insanoğlu tarafından her zaman esrarengiz yaratık olarak görülmüştür.
Efsane, masal ve hikayelerde ya olumlu yönüyle kuvvet, kudret, zenginlik ve şifayı
temsil etmiş ya da olumsuz şekliyle; tehlike, şeytanlık, zehri ve ölümü temsil
etmiştir. Bazı toplumlarca çok uzun ömürlü olduğuna inanılmış, 100 yıl
yaşadıktan sonra da ömrünü ejder olarak sürdüğüne inanılmıştır. Mitolojik bir
yaratık olarak destanların konusu olmuş, resim ve heykellerde kullanılmıştır.
Hint’te, Çin’de, Orta Asya Türklerinde, Perslerde, Sümer – Mısır – Grek – Roma –
Bizans toplumlarından, Orta Amerika Aztek medeniyetlerine kadar, yılan / ejder
figürlerini görmekteyiz. M.Ö. 10. Yüzyıla ait Urfa Göbeklitepe kalıntılarında
da yılan belirgin bir figür olarak kullanılmıştır. Yani ilkel kabilelerden,
kadim medeniyetlere kadar, insanlık tarihi boyunca bu hayvan esrarengiz yönüyle
ya korkulan ya da iyilik beklenen sembolik bir özellik taşımıştır.

Eski Grek Mitolojisinde sağlık
tanrısı Asklepios’tur. Elinde yılan sarılmış bir asa ile sembolize
edilir. Askalabos Yunanca’da yılan demektir. Tanrının şifa verici gücü olarak
inanılır. Hekim de yılan gibi sessiz olmalı, sır saklamalı, sabır ve sükunetle
hareket etmelidir. Asa hayat ağacını sembolize ettiği gibi, hekimlik
öğretisinin ömür boyu sürdüğüne, öğrenme ve tecrübenin hayatın sonuna kadar
devam edeceğine işaret eder. Hekimler Asklepionlarda çalışır. Bunlardan
Bergama’daki günümüze kadar ayakta kalmış olanlardan bir tanesidir. Burası
hekimliğin babası sayılan ve M.Ö. 5. Yüzyılda’ yaşamış olan Hipokrat’ın da
çalıştığı yerdir. Hipokrat hastalık ve tedavi anlayışına doğa üstü güçler
yerine, akla dayanan bir yaklaşımı kazandırmıştır. Hasta eden etken ile bedenin
mücadelesini önemsemiş, hekimin, hastanın tabiatını gözeterek beslenme, banyo
tedavileri, kusturma veya ishal yapma, hacamat gibi uygulamaları ile hekimliğe
güven ve saygınlık kazandırmıştır. Hekimin ilk önceliğinin ise ‘önce zarar
vermemek’
olduğunu önemsemiştir.

Büyük hekim Galenos da M.S 1.
Yy’da Bergama’da hekimlik yapmıştır. Hipokrat’ın bilgilerini yeniden
düzenlemiştir. Ona göre kan, safra, kara safra ve balgam arasındaki dengesizlik
hastalık sebebidir ve şifa bunlar arasındaki dengeyi sağlamakla bulunur.
Bergama’daki yılanlı sütun onun zamanında dikilmiştir. Galenos İslam Dünyasında
da Calinus olarak bilinir. Anatomi, fizyoloji ve farmakoloji ile ilgili
eserleri Arapçaya çevrilmiş ve İslam tıp dünyasına etkisi olmuştur. M.S 11.
Yy’da yaşayan İbn-i Sina bunlardan biridir. Avrupada kilise ve papazların
hekimliği şeytanlaştırdığı, tedavi için ilaca başvurmanın büyük günah sayıldığı
bu dönemde, Horasan’da doğan ve Türkistan’da hekimlik yapan İbn-i Sina yazdığı
5 ciltlik KANUN isimli eseriyle 1900’lere kadar hekimliğin üstadı sayılmıştır.
Onun da “İlaç, hekim tavsiyesine uygun kullanılırsa tedavi eder, aksi halde
hasta eder.”
gibi özlü sözleri vardır.

Modern manadaki ilk Türk tıp
eğitim kurumu Sultan II. Mahmut tarafından 14 Mart 1827’de açılmıştır.
Öğrencilerin yakalarına da yılanlı rozet takılmıştır. İlk tıp bayramı kutlaması
ise 14 Mart 1919’da İstanbul’un işgalini protesto amacı da güdülerek
yapılmıştır. 3. Sınıf öğrencisi Hikmet Boran başkanlığındaki komitenin organize
ettiği bu kutlamaya, Dr. Akil Muhtar, Dr. Besim Ömer, Dr. Fevzi İzmidi
gibi paşalar da katılmış ve çok dikkat çekmiştir.

Hekimlik, yaptığı hizmet şekliyle
insanlık tarihinden beri var olan, bu işi yapanların hep saygın olduğu,
kutsallık da atfedilen bir meslek olmuştur. Bu vesileyle tüm hekimlere ve
sağlık çalışanlarına, Covid 19 büyük salgınının şu son günlerinde sağlıkta ve
iyilikte yaşayacakları nice bayramlar dilerim.