Quo Vadis / Nereye Bu Gidiş

43

Batılı sosyolog ve düşünürlerin “Arapların Montesquieu’su” adını
taktığı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın
da “Marx’ın 5 yüzyıl önceden habercisi” diye andığı İbni Haldun’un ‘asabiye bağı’ kavramı üzerinden gidişatı yorumlayabilir
miyiz?

            Asabiye bağını kısaca; çeşitli
kavimlerden oluşan cemiyetleri bir arada tutan birlik ve dayanışma ruhu olarak tanımlayabiliriz.

Doğmuş ve doğmakta olan ulusların ortak karakterlerinin ve kendiliğinden doğal kuruluş yasalarının ne
olduğunu incelemiş kendine ait bir ulus devlet
özü/biçimi önermemiş ancak “Ulus herhalde böyle bir şey olmalı” diyerek
önermelerini Ulus Nedir adlı
kitabında yayınlamış olan Ernest Renan’ın
tezi de temel olarak asabiye bağına dayanır ve eserinde şu önermelere yer
verir:

* Ulus; birey gibi uzun bir
gayret, fedakârlık ve özveri geçmişinin sonucudur. Geçmişte ortak zaferlere,
şimdi ortak bir iradeye sahip olmak, hep beraber büyük işler yapmak ve daha da
yapmak istemek.
(sh. 50)

* Bu durumda ulus, yapılan ve daha
da yapmaya hazır olunan fedakârlıkların duygusuyla oluşan büyük bir
dayanışmadır.
(sh. 51)

            Selçukluların çöküşe sürüklendiği bir
süreçte Orta Asya Türk Devletlerinde
hiç eksilmemiş asabiye bağı Anadolu
topraklarında yeniden aşılandı ve Osmanlı Devleti kuruldu. Başkanlık, haklı olarak asabiye bağı
kuvvetli olan bir Türk soyu alan Osmanoğulları’nın
oldu.

            Sonrasında
başkanlığın soyu-sopu bozuldu, ardından dirlik-düzen bozuldu. Dünyayı fethe çıktılar ama Anadolu’da
birliği sağlayamadılar
. Asabiye bağı hızla zayıflayarak çöküşe geçti ve tâ Sevr’e kadar gelindi.

            Muhteşem
bir zaferle taçlanan Kurtuluş Savaşımız
sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti
Devletinde,  büyük Atamızın şahsında asabiye bağımız olanca görkemiyle tekrar donandı. Ulu Önder’in “Ne
Mutlu Türküm Diyene
” diye tarif ettiği milletin adı Türk Milleti oldu.

            Askerî
akademilerdeki savaş tarihi
derslerinde dünyada sayılı meydan savaşlarının bu topraklarda verilmiş olan 3 tanesi ders olarak okutulmaktadır. Bu
nedenle ‘Millet’in yeni adının bu topraklarda tarihi sürükleyici ve belirleyici bir kavim
olan Türk Milleti olması, Türklerin
anasının ak sütü gibi
helâldir.

            Kaç
yüzyıllık kahramanlık menkıbelerinin anlatıldığı memleketimizde Anadolu’nun her yöresinden Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’ına katılan ve sağ kalıp da köylerine dönen
askerlerimizin anlattıkları, nesilden nesile aktardıkları efsane komutanları Sarı Paşa’yı halkımızın tamamen unutması
mümkün müdür?!

            Ama
yeni ve güçlü asabiye bağımızın kurucusu
Atatürk
birilerince her gün yerin dibine sokulmaktadır. Bu sadece Türkiye’mizi bir arada tutan birlik
dayanışması ruhu olan asabiye bağını
çökertmeye
yarar. Bu yetmezmiş gibi Türklük
aşağılanarak
milletimize Arap aşısı
yapılmaya çalışılmaktadır.

            Kürt etnik milliyetçileri de 40 yıldır
bu asabiye bağını paramparça etmek için her türlü melâneti yapmaktadır. Bir de Milletin yarısını alenen ötekileştiren
bir Başkanlığımız var. Hatice – netice; asabiye bağımız yok oluyor
arkadaşlar.

            Doğan,
büyüyen devletlerin çeşitli nedenlerle asabiye bağının zayıflaması sonucu
çökeceğine işaret eden İbni Haldun’un
bu tespitine bakarak “Quo Vadis / Nereye
Gidiyoruz
” diye sorarsak cevap ne olacak: Sevr mi?

Neymiş; demek ki devlet olmak bir oyun değilmiş.