Prof. Dr. MUSTAFA ARGUNŞAH ile Türkçe üzerine sohbet.

73

‘Dil konusunda hassas insanlarımızın sayısını artırmak gerekir.’

 

GİRİŞ:

İnsan kalabalıklarını bir araya toplayan,
onları millet hâline getiren kültürdür. Kültür, bir milleti diğer milletlerden
ayıran özelliklerdir. Kültürün belli başlı unsurlarından biri dildir.  Dil, milleti oluşturan insanlar arasında
iletişimi sağlar. Sevinçlerin ve acıların paylaşılmasında kullanılan en önemli
araçtır. O araç bozulursa,  insanlar arasında
anlaşma zorlaşır. Kültürle alakalı çöküntü başlar ve sonunda millet denilen
topluluk dağılır.

 Türk milletinin dili Türkçedir. Türkçe,
dünyanın en zengin, en mükemmel dillerinden biridir. Doğrusunu söylemek
gerekirse, Türkçe, güzelliğini ve zenginliğini kaybetme eğilimindedir. Dil
konusunda hassas olanlar, Türkçemiz için çalan alarm zillerinden
rahatsızdırlar. Bu kötüye gidişin durdurulması için gayret göstermektedirler.

 Dil, canlı ve dinamik bir yapıya sâhiptir.
Bu yapıyı geliştirecek olanlar; yazarlar, televizyon ekranlarında ve sinemanın
beyaz perdesinde ve de tiyatro sahnelerinde görev üstlenen sanatkârlardır.
Dilin güzellikleri, onlar aracılığı ile geniş kütlelere ulaştırılabilir. Bu
gelişme, dilin kendi kuralları içerisinde kolaya, bayağılığa ve bozulmalara yol
açmadan sağlanmalıdır. Günlük konuşmalarımızda uydurma kelimeler ve hatta
sesler kullanılması, önce güzel Türkçemizi, sonra kültürümüzü en sonunda da
millet olma özelliğimizi tehlikeye sokar.

 Hız, özellikle gençlerimiz için vazgeçilmez
bir tutku. Hız tutkusu, otomobil kullanımında olduğu gibi beraberinde
tehlikeler getirmiyorsa,  insanları;
dikkatsiz, pratik ve rahat olmaya yönlendiriyor.  Güzelim ‘evet’ yerine ‘hı hı’, ‘hayır’ yerine
‘ııh’,  hayret ifade eden ‘Allah –
Allah’, ve ‘Demeyin, veya  ‘Ne
diyorsunuz?’ gibi kelimeler yerine ‘vaavv’ gibi sesler çıkarmak,  ‘dondum kaldım’, veya ‘hayret ettim’ demek
yerine ‘çüş oldum kafadan’, ‘resmen oha oldum’ 
kelimelerini kullanmak… dilimizin son zamanlarda karşı karşıya bulunduğu
felâketlerdir.

 Bu çirkinliklerin bir kısmı kasıtlı olarak
sergileniyor olsa bile büyük kısmı tamamen bir özentiden ibarettir. Özentiler,
işin nereye varacağını, nelere sebebiyet vereceğini düşünmeyenlerin tercih
ettiği zararlı bir rahatlığa yöneliştir. Bir kısım gençlerimiz de bu
davranışlarla, ‘entel’ olunduğunu düşünmektedir.  Entel kelimesi Fransızcadaki entelektüel
kelimesinin rahatlık, kolaylık olsun diye kısaltılmış şeklidir. Entelektüel;
iyi tahsil yapmış, fikrî meselelere ilgi duyan, bilgili, kültürlü, olaylardan
ve gelişmelerden haberdar insan anlamında bir kelimedir. Kullandığı kelime
sayısını çoğaltmak yerine azaltan, hatta kelime kullanmak yerine;  kedi gibi, kuş  gibi bir takım sesler çıkaranlar entelektüel
de, entel de olamazlar.

 

 Oğuz Çetinoğlu: Tarih’ kelimesi Arapça. Nispet eki olan
î de Arapça. Arapça olduğu için tarihî kelimesini kullanmak istemeyenler,
Fransızcadan aparılan  –sel takısı ile ‘tarihsel’
uydurukçasını kullanıp, Türkçeleştirdiklerini zannediyorlar. Altı kaval üstü
şeşhâne…

 Başka
ucubeler de var: ‘Kimi’ kelimesi
ancak kişi ile bağlantılıdır. Eşya, zaman, mekân ve mefhumlarla bağlantılı
kullanılması uygun mu? ‘bazı’, ‘bir kısım’, ‘birtakım’ gibi kelime veya kelime
gruplarının dışlanması doğru mu?

 Prof. Dr. Mustafa Argunşah: Söylediğiniz kavramların dışlandığını
sanmıyorum. Her üçü de en az ‘
kimi
kelimesi kadar kullanılıyor. Bir kavramın birden çok kelimeyle karşılanması
dilde zenginliktir. Hiç kimseyi şurada şunu tercih etmelisin, diye
zorlayamayız. İnsanlar istediklerini kullanabilirler, hepsi de doğrudur.
Aralarında ‘
bazı’ kelimesi Arapça
kökenli, ben bazen ‘
bazı’yı bazen de
kimi’yi kullanıyorum. ‘Bazen’ yerine de ‘kimi zaman’ dediğim oluyor. Böylece tekrara düşmüyorum, daha zengin
bir kelime dağarcığını işleterek ifademi güçlendiriyorum.

 Çetinoğlu: Haklısınız,
‘zorlayamayız’ Fakat ‘Türkçe uzmanı veya Türkçe hassasiyetine sâhip kişiler
olarak doğrusunu söylemez isek, Türkçenin yozlaşmasına, yıpranmasına göz yummuş,
böylece kendi kültürümüze ihanet etmiş oluruz.’ diye düşünüyorum.  Fakat
Herhalde,
kimi’ kelimesinin ‘kişi’ ile olan bağlantısını bir kenara
bırakıp, ‘kimi evler’, ‘kimi sokaklar’ demiyorsunuzdur…

 Peki, ‘Santim’ yerine ‘cm’ yazılmasını nasıl
karşılamak gerekir
?

Argunşah: Bu tür kısaltmalar yanlış yapıldı ve maalesef yerleşti.
Buna benzer çok sayıda kısaltma var. Hâlbuki biz Batıdan aldığımız kelimelerin
kısaltmalarını yaparken Türkçe telaffuzlarını dikkate almalıydık. Mesela 19.
yüzyıl metinlerinde kullandığımız alıntı ‘nomero
kelimesinin kısaltması olan ‘no’ öyle
yerleşti ki… Bugün hiç kimse ‘nomero
demiyor ama ‘no’yu herkes kullanıyor. Türkçede ‘numara’ kelimesini kullanıyoruz, kısaltması da ‘nu’ olmalıydı. Yaygınlaşan yanlışları
düzeltmek mümkün olmuyor sonra. Millî Eğitim Bakanlığı da okullar vasıtasıyla
bu yanlışları yaygınlaştırdı. Toplumda yukarıdan aşağıya bir dil bilinci
olmayınca Türkçenin başına bu tür gariplikler geldi maalesef.

 Çetinoğlu: Herkes kullanıyor’ şeklinde bir
genelleme yerine, ‘dil hassasiyeti
olmayan kişiler kullanıyor
’ demek daha doğru olur gibime geliyor. Başka bir
mesele:  Türk alfabesinde yalnız harfler değil, rakamlar da vardır. ‘IV. Murat’,
‘XVI. Lui’ gibi, Romen rakamlı yazılışları makul karşılamalı mıyız
? Madem
ki Türk Alfabesi’ni kullanıyoruz, Türk rakamlarını tercih etmemiz daha mantıklı
daha millî değil mi?

 Prof. Argunşah: Bunlar birer imla meselesi. Ben şahsen yüzyılları
yazarken de Arap rakamlarının kullanılmasından yanayım. Fakat Romen rakamlarını
kullanmak Türkçede öyle yaygınlaşmış ki şimdi kalkıp ‘
4. Murat’ yazsam nasıl karşılanır acaba? Yaygın yanlışları
düzeltmek gerçekten zor, bunlarla yaşayıp gideceğiz galiba. Yahut sizler gibi
dil konusunda hassas insanlarımızın sayısını artırmak gerekir. Bu hassasiyeti
toplumun her kesimine yaymalıyız. İpin ucu Millî Eğitimin elinde. Onlar isterse
bu meseleyi birkaç yıl içinde çözebilirler. Yeter ki istesinler!

 Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Bu
meseleleri ele alışımın sebebi, sorumlu makamlara hatırlatmak, doğru ve güzel
Türkçe kullanımına vesile olmaktır. Şahısların hassasiyeti faydalı ise de
Özellikle Türk Dil Kurumu (TDK) yetkililerinin hassasiyeti şarttır. Böylece
TDK’ya da müşterek mesajımızı iletmiş olduk.

 Hoşgörünüze
güvenerek bir hususu belirtmek mecburiyetindeyim. ‘Çoğunluk veya bulunduğumuz çevredeki herkes sigara içiyor veya zararlı
alışkanlıklarını terk etmiyor
’ diyerek
biz de
onlar gibi yapmak mecburiyetinde değiliz.
Sorumluluğumuzu
müdrik olmalıyız.

 Prof. Argunşah: Bu yaygın kullanımı Türk Dil Kurumu da Yazım Kılavuzu’na yansıtmış. Kılavuz,
Romen rakamlarının yüzyıllarda, hükümdar adlarında, tarihlerde ayların
yazılışında, kitap ve dergi ciltlerinde kullanıldığını belirtiyor. Yaygınlık
kazandığı için bundan geri dönüş mümkün değil. Hepimiz Kılavuz’a uyarak dilde
farklı yazımları, yani kargaşayı önlemiş oluruz.

 Çetinoğlu: TDK resmî ve saygın
olması gereken bir kurumumuz. Resmî kurumlara karşı sorumlu olanları, İmla
Kılavuzlarında belirtilenlere riâyet etmekte mâzur görmek mümkündür.

 Efendim,
farklılıklara saygı duymak gerek de, yanlışlara saygı duyulamaz. Saygı duyulan
kişilerin isimlerini; ‘Efendi’, ‘Bey’, ‘Beyefendi’, ‘Hanım’, ‘Hanımefendi’ gibi sıfatlarla bir arada
söylemeyi alışkanlık hâline getirmiş bir kültürün mensupları olarak; cihanın
saygısını kazanmış padişahlarımızı; ‘Üçüncü
Selim’
, ‘Dördüncü Murad’ veya
‘Abdülhamid’ diyerek anmamız hoş karşılanabilir mi?

 Prof. Argunşah: Karşılanmaması gerekir. Fakat artık hepimiz
alışmışız bu tür kullanımlara. Moda tabirle söylersek ‘
kanıksamışız’, aslında ‘kanıksatılmışız’.
Bunları duyunca kulaklarım tırmalanmıyor. Duyduğumuz sözler kulağımızı
tırmalamıyorsa artık yaygınlaşmış ve toplumun büyük kesimi tarafından kabul
görmüş, demektir. Biz büyük bir medeniyet yaratmış bir milletin çocuklarıyız.
Medeniyetimizin dili olan Osmanlı Türkçesi çok zarif bir dildi. Çok işlenmiş
bir şehir diliydi, aydın diliydi. Kime nerede, nasıl hitap edilmesi gerektiğini
bütün inceliğiyle ortaya koymuştur. Atalarımız da bu konularda çok hassastılar.
Günlük konuşma dilinde ‘
Abdülhamit
desek de yazı dilinde mutlaka unvanlarını kullanmalıyız. ‘
Sultan Abdülhamit’ veya ‘Abdülhamit
Han
’ gibi sıfat veya unvan kullanmayı alışkanlık hâline getirmeliyiz.
Okullarımızda bu tür kullanımlara hiç dikkat çekilmiyor. İtiraf etmeliyim ki,
Türkçe öğretmenleri olarak biz de dilimizin bu inceliklerine yeterince dikkat
etmiyoruz.

Çetinoğlu: Toplumumuzda, ‘Alkolik’ler, olduğu gibi ‘yanlışkolik’ler de var… Ve bunlar, resmî
makamların, Türk dilini korumakla vazifeli kurumların ürünü…

Deveye,
boynun eğri’ diyenler, ‘nerem doğru ki? diye karşılık almış.

 Rakamlarla
ilgili kaideler tamamen unutuldu. Bir karmaşa yaşanıyor.  14.268,25 TL yerine 14,268.25 TL, % 25,47
yerine yüzde 25.47 yazılıyor. 12,5 milyon şeklindeki yazılışla; 12.500.000 mi
denilmek isteniyor, yoksa 12.500.000.000 mu? Kimileri 14 bin 925 şeklinde
yazıyor. Bu konuda bir standardımız yok mu? Yok ise olmalı değil mi?

Argunşah: Rakamların yazılışındaki farklılıkları ve kuralsızlıkları
ortadan kaldırmak için TDK Yazım Kılavuzu, bu konuda bir kural belirlemiş. O
kuralda, beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara
ayrılarak yazılır ve araya nokta konur, diyor. Kılavuz’da sayıların yazılışıyla
ilgili bölüm çok açık. Bu konuyla ilgili de Yazım Kılavuzu esas alınarak
kargaşa çıkması önlenebilir.

 Okullarımızda dilimizin
kurallarını iyi öğrettiğimizi iddia edemeyiz. Türkçenin yazım kuralları tespit
edilmiş ve kılavuzlara konulmuş. Fakat milletçe kılavuz ve sözlük kullanma
alışkanlığımız yok. 20.000.000’dan fazla öğrencisi olan Türkiye’de kaç kişinin
evinde yazım kılavuzu ve sözlük var? Kaç öğrencimiz yazımında veya anlamında
tereddüt ettiği kelimenin doğrusunu öğrenmek için kılavuz veya sözlüğe bakar?
Çok az. Bunu satış rakamlarından biliyorum. Öğrencilerimize sözlük kullanma ve
kılavuza bakma alışkanlığı kazandırmalıyız. Bu çok önemli bir konu.
Öğretmenlerimiz bu konuda gerekli hassasiyeti göstermelidir. Sözlüğe
bakılmayınca öğrencilerin kelime hazinesi genişlemiyor, yeni kelime öğrenme
çabasına girmiyorlar. Kitap okumadıkları için de ders kitaplarındaki ve
testlerdeki kelimeler onların kelime dağarcığını oluşturuyor.

 Çetinoğlu: Türkçe ile ilgili
bütün dertlerimizi özetlediniz. Teşekkür ederim. Kısa bir ekleme yapacağım:
Öğrencilerimize imla kılavuzu kullanmayı alışkanlık hâline getirmeden önce,
farklı yıllarda yayımlanan farklı imlâ kılavuzlarındaki çelişkileri, birbirini
nakzeden farklılıkları ortadan kaldırmalıyız. Ortaokulda beden eğitimi hocamız,
yanlış kullanılan veya telaffuz edilen bir kelime için bizi ikaz ederdi.
Günümüzde beden eğitimi hocalarının da sözlükleri, imla kılavuzları yok
galiba… 

 Efendim,
Bütün dünya dillerinin, yabancı
dillerden kelime aldığı
’ gerçeği gerekçe gösterilerek, Türkçemizin
İngilizce ve Fransızca kelimelerin istilasına mâruz kalmasına göz yumulabilir
mi?

 Prof. Argunşah: Tabii ki yumulmamalıdır. Bütün dünya dilleri
yabancı dillerden kelime alır. Bu bir gerçektir. Fakat bunun arkasına sığınarak
dilimizin kirlenmesine karşı duyarsız kalmak doğru bir tavır değildir.
Cumhuriyet döneminde Arapça ve Farsça kelimelerin atılmasında gösterdiğimiz
duyarlılığı Batı kökenli kelimelerin girmesi hususunda gösteremedik. Türkçenin
yukarıdaki sorularda örneklendirdiğiniz problemleri bulunmaktadır. Fakat asıl
mesele Batı kökenli, özellikle de İngilizce kelimelerin dilimizi istila etmesine
karşı göz yumuyor olmamızdır. 21. yüzyılda artık Fransızca kelime girmiyor
Türkçeye. 19. yüzyılla 20. yüzyılın ilk yarısında çok sayıda Fransızca kelime
girdi zaten. Yeni basılan
Türkçe Sözlük’te
5.537 Fransızca kökenli kelime var. 6.512 Arapça kökenli kelimeden sonra ikinci
sırada. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İngilizce kelimeler bütün dünya
dillerini işgale giriştiler. Türkçe de bundan yeterince nasibini aldı. Fakat
İngilizce kelimeler henüz günlük dilde Fransızcalar kadar yaygınlaşmadı, edebiyat
eserlerine girmedi. Bahsettiğim sözlükte 513 İngilizce kökenli kelime var.
Fransızcanın %10’undan az. Şimdi toplumumuzun bütün kesimlerince İngilizce
kelimelerin dilimizi işgaline karşı bir savunma hattı oluşturma zamanıdır.
Biraz daha oyalanırsak zaman geçmiş olabilir. Tavır koyma, önlem alma zamanı
şimdidir. Bu zamanı geçirmemeliyiz. İngilizceden girecek her kelimeye karşı
hızla Türkçe kelime türetmeli ve bunu okullar, edebî eserler ve basın yoluyla
yaygınlaştırmalıyız.

 

Çetinoğlu: Teşekkür ederim
Hocam. Acı hakîkati çok net bir şekilde özetlediniz. Bu söyledikleriniz kalın
harflerle yayınlanacak…

 

 

 

PROF. DR. MUSTAFA
ARGUNŞAH

1961’de Tokat’ta doğan Prof. Dr. Mustafa Argunşah ilk ve orta
öğrenimini bu şehirde tamamladı. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu. 1982-1983 döneminde
okulunu bitirdi. Aynı yıl Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisansa başladı.
Aralık 1983’te Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinin açmış olduğu
Türk Dili araştırma görevliliği imtihanını kazandı ve Ocak 1984’te bu
fakültede göreve başladı. Marmara Üniversitesi’nde, merhum Prof. Dr. Mehmet
Akalın’ın danışmanlığında 1986 yılında ‘Şükrî-i
Bitlisî, Selimnâmesi ve Eserdeki Doğu Türkçesi Unsurları
’ isimli yüksek
lisans ve Muhammed b. Mahmud Şirvanî, Tuhfe-i Murâdî, (İnceleme-Metin-Dizin)
isimli doktora tezini 1989 yılında tamamladı.

 

15 Aralık 1988’de Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk
Dili ve Edebiyatı Bölümüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. Doktorasını
tamamladıktan sonra aynı bölümün Türk Dili Anabilim Dalında 1989 yılında
yardımcı doçent oldu. 20 Ekim 1995’te bilim imtihanını vererek doçent
unvanını aldı. 23 Mart 2001 tarihinde ise aynı bölümde profesörlük kadrosuna
tayin edildi.

 

15 Eylül 1998-31 Temmuz 2000 tarihleri arasında yaklaşık iki yıl
KKTC’de Doğu Akdeniz Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Halen Erciyes
Üniversitesindeki görevine devam etmektedir. Basılı kitaplarının yanında ilmî
dergilerde çok sayıda makale, bildiri ve tenkit-tanıtma yazıları da bulunan
Prof. Dr. Mustafa Argunşah’ın yayınlanmış eserleri:

 

Telif
kitaplar:

Gagauz Türkleri,
Dil-Târih-Folklor ve Halk Edebiyatı:
(Harun
Güngör ile birlikte) Ankara, 1991.

Dünden Bugüne Gagauzlar: (Harun Güngör ile birlikte) Ankara, 1993.

Şükrî-i Bitlisî,
Selim-nâme:
Kayseri, 1997.

Gagauzlar: (Harun Güngör ile birlikte) İstanbul, 1998.

Muhammed bin Mahmud
Şirvanî, Tuhfe-i Murâdî:
(İnceleme, Metin, Dizin)
Ankara, 1999.

Kirdeci Ali, Kesik Baş
Kitabı.

The Gagauz: (Harun Güngör ile birlikte) 
Londra, 2001

 

Yayıma
hazırladığı eserler (Redaktörlük):

Milletlerarası Hoca Ahmet
Yesevi Sempozyumu (26-29 Mayıs 1993) Bildirileri
: (Abdulkadir Yuvalı ve Ali Aktan ile birlikte)  Kayseri, 1993.

Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları
Sempozyumu (23-26 Mayıs 1996) Bildirileri:

Kayseri, 1996.

Kayseri ve Yöresi Kültür,
Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni (12-13 Nisan 2001) Bildiriler:
(İsmail Görkem, Hülya Argunşah ve Atabey Kılıç ile birlikte)  2 cilt, Kayseri, 2001

 

Tercüme
ettiği eser:

    Kırım
Tatarcasında Yapım Ekleri
(İlhan Çeneli)  Ankara, 1997.

 

Önceki İçerikİbretlik Bir Ders
Sonraki İçerikDünya Fay Hattı Geriliyor
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.