Popüler Kültür

57

Popüler kültür günümüzde tüm dünyayı etkisi altına alan bir kavramdır. Şu anda yaşamakta olduğumuz kültürdür. Özellikle Türkiye’de Popüler Kültür çeşitli medyalar aracılığıyla tüm bir ülkeyi egemen kültüre bağımlı kılmayı sağlayan başlıca vasıtadır. Bu işleviyle de gündelik hayatın tüm alanlarına sızmıştır. Gündelik yaşamımızdaki tercihlerimiz, seçimlerimiz, fikirlerimiz, yaşam tarzımız, giyim tarzımız, konuşma biçimimiz, şeklimiz, neredeyse benliğimize hayatımıza dair her şey içinde bulunduğumuz popüler kültürün bir yansımasıdır.

İçinde bulunduğumuz toplum, yaşam tarzımız popüler kültür etkisi içerisindedir. Popüler kültür giyim tarzımızdan, seçimlerimize, tercihlerimize, fikirlerimize kadar her şeyi etkisi altına almaktadır. Ve bizim irademiz dışında örgütsel küresel bir etkidir. Popüler Kültür beraberinde bireyselliği getirmiş, sağlamıştır. Ve bu bireyselleşme ben merkezli daha bencil bir toplum tarzını, bireyselliği meydana getirmiştir. Bu da toplumdaki her şeyi insanlara dair konuşma biçimlerini, ilişkileri, her şeyi etkilemiştir. İnsan ilişkileri her şey buna göre şekil almıştır. Ve ne yazık ki sonuçlara bakıldığında ortaya sağlık yapısı bozuk, iç dünyası bunalımlı, her şeyi para olarak gören ama gerçek mutluluğa sahip olamayan, hasta, yaşamın anlamını keşfedememiş, beklentilerine arzularına yenik düşmüş bozuk insanlardan oluşan bir toplum yapısı çıkmaktadır. Bu hayat tarzı bireyi yalnızlaştırmış markaların bağımlısı hale getirmiş ve hedeflendiği gibi dehşet verici çok ileri bir tüketici toplumu meydana gelmiştir. Her ne kadar çoğumuz bundan hoşlanmasak, şikâyet etsek de bazen farkında olarak çoğu zamanda farkında olmadan bizlerde Popüler kültür etkisinde kalıyor, bireysel bir hayat tarzına doğru itiliyoruz.

Etiketleşmiş bir dünyada yaşıyoruz. Herşeyin madde olduğu bir toplumda. Farkındalığımızı, farklılıklarımızı yitiriyoruz. Klonlanmış, robotlaşmış bir topluluk haline dönüşüyoruz gittikçe. Uyuşturuluyoruz.. ‘Adam gibi adam olmak’!! Hani hep kullandığımız kalıp. Nedir adam gibi adam olmak? Ya da nasıl olunur? Çok şık kıyafetlerin içine girmiş bir beden mi yoksa sahte, zorunlu, doğallıktan çıkmış çıkarılmış tavırlar mı?

Eşyanın kalitesi dediğimizde nedense akla ilk gelen pahalılığı olur. Pahalı olan şey kalitelidir. İnsanın kalitesi nedir? Neden hep her şeyin en kolayına kaçar, en kolay olanı düşünürüz. Niye beyinlerimizi zor olana yoramayız? Bir çağrışım yapalım.’Pahalı olan şey kalitelidir.’Buradan yola çıkıldığında bunu insana uyarladığımızda tıpkı bir eşya gibi zihinlerde hep şu yargı vardır: ‘Kılık kıyafeti, görüntüsü, şekli kaliteli olan insan kalitelidir. Sanki insan eşyaymış gibi… Neden başka türlü düşünmeyiz. Mesela ben şöyle çağrıştırıyorum; Pahalı olan eşya eğer kaliteliyse, pahalı olan nedir? Herkesin ulaşamadığı ya da sahip olabilmek için zorluk çekildiği bir şeydir. Yani kalite herkesin sahip olamadığıdır. O halde kaliteli insanda benzeri zor bulunabilen, kendine özgü, toplumda bir ‘ben kişiliği’ olan insandır. Yani insanı kaliteli yapan ‘hayata duruşudur. Bu öyle bir duruş ki insanın gülüşünden, bakışına, tüm tavırlarına, zihnine, fikrine, iç dünyasına ve dolayısıyla dışına yansır. Topluma şöyle bir baktığınızda açık açık göreceksiniz örnekleri.. Gençler arasındaki marka, tutkunluğunu, markalı, pahalı giyinmeyenlerin dışlandıklarını, insanların görüntülerine göre değerlendirildiğini, eğitimde bile, iş dünyasında her alanda insanların zihinlerinden, kişiliğinden, yeteneklerinden çok şekillerine, bir robot gibi itaat etmesine ve koşulları sağlamasına önem verildiği görmek çok kolay.

İnsanları insan yapan farklılıklar değil midir? Oysa günümüzde hemen hemen herkes birbirine benzemekte. Giyim şekilleri, konuşma tarzları, saç biçimleri.. vs. Tabi toplumu böyle yönlendirmede medyanın müthiş bit gücü ve etkisi söz konusu. Oysa bizi biz yapan bize özgü olan şeyler olmalı. İç ruhumuzu yansıtan şeyler kopyalanmış olmamalı.

Popüler Kültürün toplumda her şeye her alana yansıdığını söylemiştik. Marka tutkunluğundan tutun, gençler arasındaki giyim tarzından, davranış kalıplarına, erken yaşta kız çocuklarında makyaj yapma arzusundan, kuralsızlıklara kadar her şeyi etkileyen Popüler Kültürün en çok yansıdığı bir hususta tüketim!! Artık gözle görünen açık bir gerçek ki ihtiyaçtan çok fazlasını alır olduk. Sürekli alma isteği, morali bozulan insanların bunu alışverişle atmaları, başkalarının alabildikleriyle kendini kıyaslayıp rahatsızlık duyanlar, en son moda kıyafetlerden geri kalmayıp ama borç içinde yaşayıp batanlar, haftada bir günlük tatilini ailesiyle daha verimli değerlendirerek geçirmek varken bütün günü alışveriş merkezlerinde geçirenler, çocuklarını bir müze gezisiyle kitaplarla değil de son model cep telefonlarıyla ödüllendirenler.. vs. Örnekler çok arttırılabilir. Artık maalesef tüketim hastalık haline geldi yaşantımızda.. Çılgın, lüks tüketim toplumu haline geldik. Bir değil oturup bin kere düşünmek gerek nereye gidiyoruz diye..

Yazının en başında farkındalık demiştik. Acaba farkındalığa sahip miyiz? Tüm bu değişimlerin, nasıl bir yolda gittiğimizin, çevremizde olup biten her şeyin farkında mıyız? Hiç düşünüyor muyuz, yorumluyor muyuz bazı şeyleri?  Yoksa acaba hayatımızdaki dengeleri kayıp mı ediyoruz? Başka şeylere çok öncelik verirken diğer şeyleri çok mu ihmal ediyoruz? Kaybetmeden bir şeylerin değerini bilebiliyor muyuz? Evet, hayatı daha iyi standartlarda yaşamak için iş ve para bir aracı. Ama ne yazık ki günümüzün insanı parayı, işi aracı olmaktan çıkarıp, yaşam haline getiren ve maalesef ki büyük hırsların, maddiyatın kölesi olmuş durumdalar.. Ruhları hapiste ya da altın bir kafeste.. Ve bunun farkındalar mı acaba?

Eğer tüm bunların farkındaysak, eğer düşünüyorsak, eğer insanı kaliteli yapan şeyin ruhu, kişiliği, beyni, zikri, fikri olduğunun bilincindeysek ve bizi biz yapan şeyleri koruyabiliyorsak o zaman bu geçici hayatımız anlamlı, boşa geçmiyor demektir..

Zaten tek gaye de ölmeden önce bu yaşamı onurlu, anlamlı yaşayabilmek değil midir?