PKK Dışarı (mı?)

29

Geçen hafta sonu Bursa’da oynanan Bursaspor-Diyarbakırspor maçı esnasında tribünlerde dile getirilen bu slogan, sokaktaki barışın dibine atılan bir dinamitin futbol sahalarına da yansıdığının bir işaretiydi.

Bu sloganı atanların büyük bir kısmının niyeti, bölücülere tepki vermek olsa da, toplumsal barışa zarar vereceklerini hesap edemediler belki de.

Kürt olmanın “bölücü-hain” olmakla eşdeğer olmadığını kabul etmezsek, işin başından bu insanlara karşı haksızlık etmiş oluruz.

Hem zaten hain-bölücü olmak için Kürt olmak gerekmiyor ki.. Abaza, Gürcü, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak, hatta ve hatta Türk olup da hain ve bölücülere hizmet edenlerin resimleri her gün gazetelerin 1. sayfalarında yer alırken, yalnızca Kürt kimliğinden ötürü, birine veya bir topluluğa “hain-bölücü” yaftası yapıştırmak, doğru da değil.

Üstelik PKK neden dışarı olsun?

PKK bir bölücü örgüt. Sempatizanları ve bu örgütün mensupları da, “dışarı” değil, “içeri” girmeleri gerekmez mi?

Siz “dışarı” derseniz, pkk’nın oyununa gelmez misiniz?

Gelirsiniz!.. Hem de iki ayrı açıdan gelirsiniz.

Önce bölücü örgütün istediği gibi, bu kavgayı sokağa taşırsınız. Diğer taraftan da onların genel af taleplerine uygun olarak sloganlaştırdıkları “pkk dışarı” sloganı ile söylem birliği içinde olursunuz.

Hükümetin, “Kürt Açılımı” diye yola çıktığı, açılımdan ziyade Türkiye’yi ayrıştıran bir sürecin, sokağa yansımalarına dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bu sürecin buraya kadar gelmesine, bundan sonra varacağı noktaları, “ucu açık” bırakanlara bir ders olması açısından bu maçta tezahür eden olayları önemsiyorum.

ABD dönüşü Sayın Başbakan’ın her ne kadar “Kürt Açılımı” projesinden vazgeçtiğine yönelik işaretler aldıysak da, açılım altında bu ülkeye verdiği dönüşü olmayan bir takım zararları olduğunu da bir kenara not edin derim ben.

Sayın Başbakan’ın başından bu yana içerisini bir türlü doldurmaktan imtina ettiği bu “açılım” sözleri, her şeyden önce, bölücü örgüt mensuplarının, lider kadrosunun, İmralı’nın, dağ kadrosunun, sempatizanlarının ve artık örgütün temsilcisi olduğunu saklamayan parlamentodaki uzantılarının beklentilerini çok yukarılara çekmiştir.

Bu beklenti içinde olanları bundan sonra tatmin etmek maalesef güç olacaktır.

Taleplerinin yerine getirilmemesi de bu cenahı ziyadesi ile hırçınlaştıracak ve toplumsal barışı zedeleyecek birçok olayın müsebbibi haline getirecektir. Şehit cenazelerinin sayılarını arttıracaktır.

Umarım ve dilerim ki; Türkiye’nin hassasiyetleri konusunda, hesapsız kitapsız konuşanlar, bunların üzerinden siyaset yapanlar, gereken dersi alırlar.

Yoksa önümüzde zifiri karanlık günler bizi bekliyor.

12 Eylül öncesinin o karanlık tünelini yaşamış neslin bir temsilcisi olarak diyorum ki;

“Gençler, sakın ha…!  Sakın bu oyuna gelmeyin.. Deniz aşırı ülkelerde tezgahlanan bu oyunun figüranı olmayın”.