Öğretmenim ”Çırpınan” Karadeniz’e Şükranlarımla

36

Hava, hafif puslu… Rüzgâr, cildi okşar gibi… Güneş,
bulutları kendine siper ederek benimle saklambaç oynuyor sanki. Sahildeyim.
Ağzımda zikir, ayaklarım uygun adım ve ritmik… Kumda bıraktığım iz ve
derinlikle ilgilenmiyorum. Adımlarımla dalgalar arasında bir eşgüdüm
oluşturmaya çalışıyorum pürdikkat. Yol haritamı, denizin sahil kumunu öptüğü
çizgi belirliyor. Ayaklarım ıslansa da olur, uzun mayom ve tişörtüm
ıslanmamalı. Hesaplayamadığım bir durumla karşılaşıyorum: Karadeniz’in azgın
dalgalarından biri çırpınarak gelip dizlerimi de aşarak belime kadar ıslatıyor
beni. Bedenimin yarısı ıslak ve tuzlu şimdi. Ne oldu? Demek ki yol haritamı iyi
okuyamadım.

Sabahın ilk saatlerinde denizin yaptığı bu şakayı hoşgörüyle
karşılama mücadelesi verirken beni göz kapaklarıma kadar tebessüm ettiren bir
öykücük geliyor aklıma: Dul bir kadının çok güzel bir kızı vardır. Kız bu, çok
kişi taliplidir kıza. Ancak annesi, kızı için 500.000 TL mehir istemektedir.
Miktardan asla taviz vermez. Kıza, bir delikanlı âşıktır. Gece gündüz çalışır tüm
gücüyle, ancak 300.000 TL biriktirebilmiştir. Babası durumu görür, oğluna, “Getir
bakalım şu üç yüz bini, gidip kızı isteyelim.” der. Oğlan umutsuzdur. Kızın evine
varırlar. Baba, kızın annesine, “Söyleyeceklerim bitmeden sözümü kesme; kızını
oğluma istiyorum, bu da mehir olarak 100.000 TL ” der, parayı bırakır.
Kadının suratı asılır. Adam, söze devam eder. 
“Seni de kendime istiyorum. Bu da senin mehrin 100.000TL.” der. Kızın
annesinin yüzüne bir tebessüm gelir. “Allah mübarek kılsın, hayırlı
olsun.” der adam ve kadın karşılıklı olarak. İşlem, tamamdır. Komşuları
kadını: “Hani beş yüz binden bir kuruş inmem, diyordun?” diye
sıkıştırırlar. Kadın: “Toptan satışla perakende satış fiyatı her zaman
değişir.” cevabıyla mutluluğunu dillendirir. Yaşananları dikkat ve
şaşkınlıkla takip eden oğlan babasına: “Öteki yüz bini ne yaptın baba?”
diye sormaktan kendini alamaz. Babası: “Onu da anana verdim; ikinci evliliğime
razı olması için.” der.

Ne, nasıl oldu da bütün dikkatime rağmen bedenim, yarısına
kadar ıslandı; bir türlü alınamayan kız kolayca alınabildi?

Anladım ki hayat, bir strateji oyunu, taktik ve matematik,
Her nesnenin, kişinin ayrı bir matematiği var. Yaptığı işin, kullandığı
malzemenin matematiğini iyi bilene biz “usta” diyoruz. İşin türüne göre buna;
lider, sanatçı, virtüöz, uzman gibi isimler veriyoruz.

Her dalganın boyutunu belirleyen, hızını ve şiddetini
ayarlayan nedenleri bilseydim şüphesiz ıslanmayacaktım. Islanmadan bir yürüyüş
için belki, dalgaların üzerinde dans ettiği arazinin yapısını, komşu dalgaların
birbiriyle kesişme ihtimalini, güneşi ev hapsine alan bulutların seyahatini,
birkaç kilometre ilerideki balinanın kuyruk hareketini, her devinimin ürettiği
yeni bir karşı sadmeyi, denizle varlığını özdeşleştiren yosunların yoğunluğunu,
soğuk dip dalgaları ile, ısınmaya başlayan yüzey suları arasındaki ısı farkını
düşünmem ve bilmem gerekiyordu.

Kızın, istenen mehrin beşte biri miktara alınması da büyük
bir ustalık işidir. Kararlı olmak, kişilerin tercih ve zaaflarını bilmek,
meramını tam anlatabilmek, zamanı iyi kullanmak, doğacak her tepkiye karşı
hazırlıklı olmak … gibi özellikler, bir ustalığın veya hedefe ulaşmanın olmazsa
olmazlarıdır.

Her ilerleyiş, her başarı, menzil-i maksuda sağlıklı her
varış; bir taktiktir, matematiktir. Biz, buna strateji diyoruz. Eğitim
sistemimizin müfredatında strateji dersleri de yer almalıdır. Birkaç saatlik
seçmeli satranç dersi veya satranç turnuvaları ile strateji öğretilmiş olmaz.
Hayat başarısı için mutlaka gerekli olan bu temel kazanım, sadece savsaklanmış
olur.

Strateji, usuldür, yöntemdir. “Yoluyla gitmeyi bilirsen
aşılmayacak dağ, yoktur.” der atalarımız. Yol, burada “yöntem” anlamıyla
kullanılmıştır. Tanışmaların dostluğa dönüşmesi, aile yönetiminin mutlulukla
sürdürülmesi, mahalledeki muhtarlık görevinin huzurla ifası, öğretmenliğin
etkili şekilde yapılması, bir memleketin bütün gönülleri fethederek yönetilmesi
… ancak strateji ile mümkündür. Az zamanda çok iş yapmak, az zararla çok kar
etmek, az emekle büyük işler başarmak isteyenler; muhakkak üstlendikleri işle
ilgili bütün parametreleri bilmeli, strateji geliştirmelidir. Yoksa yapılan
işin adı, havanda su dövmek olur.

Başlangıcı ve sonu olan hayatımıza ömür diyoruz. Ömrümüzü
bereketlendirmek hem hakkımız hem görevimizdir. Bereketli ömrün önemini
kavramak için herkesin bir yaz günü, sabahın erken saatinde Karadeniz sahilinde
yürüyüş yapması gerekmez. Okumayı bilen için, hayatın her sahnesi, bir kitap.

Değerli öğretmenim “çırpınan” Karadeniz, sana şükranlarımı
sunuyorum.