Öğretmene Not (1)

39

Öğretmen her soruya açık olmalı. Talebe / öğrenci her soruyu
rahatça sorabileceğini bilmeli. Bu, hocanın / öğretmenin, her soruya cevap verebileceği
mümkün demek değildir. Ama bu şekilde öğretmen bilmediklerini öğrenir, bunu
telâfi etmeye çalışır. Fakat bildiği bir konunun başka cephelerinden de meseleye
bakması gerektiğini ve sorulan ve daha da sorulabileceği mutasavver / tasavvur
edilen sorulara karşı, kendini hazırlaması gerektiğini anlar.

     Öğrenciyi derse
çalıştırmak için, dersi sevdirmek lâzım. İlmihal bilgisi kitabını okutmakla bir
kimseye namaz kıldırmak mümkün değil. Fakat ona ibadet ruhunu nakşettiğimizde,
kendiliğinden ilmihali alıp okuyacak ve namazını kılacaktır. Çünkü “Taharri-i
hakikat muhabbet iledir.” / Hakikati, gerçeği araştırma meyil ve isteği; önce
gerçeğe karşı duyulacak muhabbet / sevgi ile başlar.

     Dersi, derste
öğretmek; bunun için de talebeye bu şuur ve bilinci vermenin yolunu bulmak,
yani talebenin derste, derse dikkatini çekmek gerek. Bunun için de, dikkat
etmediği takdirde kaybını,

alâka ve ilgi duyduğu takdir de ise, çifte menfaat, yarar ve
kazancını; müşahhas / somut şekilde göstermek, vaktin kıymet ve değerini idrak
ettirmek / algılatmak gerekir.

     Öğretmen
öğrencinin dersinde başarılı olmasını istiyorsa; öğrencinin kendisine itimat ve
güven duymasını; yani bu dersi yapabilecek kapasitede olduğunu hatırlatması
gerek.

     Öğretmen giyim
kuşamda da örnek olmalı. Gayri ciddî bir giyimle öğrencinin karşısına
çıkmamalı.

     Öğretmen âdil,
doğru, bilgili ve tarafsız olmalı.

     Öğretmen;
başarısının öğrencilere bağlı, başarısızlığın ise kendine ait olduğunu
bilmelidir. Bu gerçeği Almanya anlamış olacak ki, öğretmeni netice / sonuç
almakla mükellef / yükümlü tutmuş; böylece öğretmeni; ne yapıp edip başarılı
olmanın yollarını arar hale getirmiştir. Çünkü zafer; herkesin katkısıyla,
mağlubiyet / yenilgi ise komutanın yetersizliğinden ileri gelir.

     Öğretmen;
öğrencilere anlayabilecekleri bir dille anlatmalı. Onların seviye ve
düzeylerine inerek açıklamalarda bulunmalı. Kaldı ki, Peygamberler bile,
insanlara akıllarının alacağı tarzda söylemekle emr olundular.  

     Sokrates’in dediği
gibi: “Dünyada her şeye değer biçilebilir. Oysa öğretmenin eserine değer
biçilemez. Çünkü onun eseri hem her şeydir, hem de hiçbir şeydir.”

     Öğretmen:

     “Sizlerin
yapmanızı istediğim şeyler; sizler içindir. Yerine getirmekle sizler
faydalanacak. Yapmamakla sizler zarar göreceksiniz. Hasta, doktorun dediğini
yapmazsa, doktor değil, hasta zararlı çıkar. Nizam, disiplin; hep sizlerin
iyiliği için.” derse, daha tesirli / etkili olur.

     Öğretmen; ne
söyleyeceğini ve ne zaman söylemesi lâzım geldiğini iyice düşünmeli.

     Hz. Ebu Bekir, her sözü hemen sarf etmesine
engel olsun diye, ağzında çakıl taşı bulundururdu.

     Öğretmen İmam
Şafii’nin şu sözünü de unutmamalı:

     “Söylenen şâyi,
yazılmayan zâyidir.” / Söylenen yayılır. Yazılmayan unutulur, demek ister.

     Muvakkat / geçici
müsekkinle / sakinleştirici ile hastayı teskin etmek / yatıştırmak mı?

     Daimî şifa bulması
için, acı fakat müessir / etkili ilaç kullandırmak mı?

     Öğretmen ikinci
şıkkı tercih eder olmalı.

     Öğretmen; en iyi
intiba’ın / görüş, anlayış ve izlenimin, ilk intiba’ olduğunu unutmamalı.

     Öğretmen ile
öğrenci; ağaç ile gölgesi gibidir.

     Eğri ağacın
gölgesi, nasıl eğri olursa, ehliyetsiz, liyakatsiz öğretmenin öğrencisi de öyle
olur!

     Öğretmen şu veciz
sözleri de dikkate almalı:

     “Her söylediğin
doğru olmalı. Fakat her doğruyu söylemek doğru değildir.”

     “Her söylediğin
hak olmalı. Ama her hakkı söylemeye senin hakkın yok.”

     “Nice yüce ve
büyük dâvâlar, bîçare ellerde muvakkaten / geçici olarak kendini gösteremez.”

     Öğretmen ders
verirken; bazı cümleleri zihinlere yerleştirmek için, tekrar etmeli.

     Öğretmen;
yaşayarak göstermenin, konuşmaktan daha tesirli / etkili olduğunu da hesaba
katmalı.

Önceki İçerikKurallar, Kurumlar, Muhafaza Ve Değişim
Sonraki İçerikDiller, Milletler, Beyinler
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.