Murat AĞIREL’in “Sarmal” ı Üzerine

32

Kapağında
MTTB, Komünizmle Mücadele Derneği, İlim Yayma Cenmiyeti, Ensar Vakfı gibi ilgi
alanımda olmuş, şahsım ve yakın çevremde iyilik ve faydalılık amaçlı
kurumlarımızın yazılı olduğu bu kitabı merak ve ilgi ile okudum. Buradaki
verilen bilgiler, yapılan tespitler insanı düşündüren, üzen ve sarsan
hususlar…Tabiiki ayrıca doğruluğu oranında ibretlik!

            Benim
gibi çocuklu
ğu dindar bir çevrede, gençliği ülkücü
hareket içinde(1974 Ankara Tıp Mezunuyum) milliyetci-muhafazakar değerleri
bilip-öğrenmek ve savunmak ideali ile geçmiş ise bu bilgiler daha da sarsıcı
oluyor. Bu duruma bir de 2001de erdemliler hareketi olarak başlayan,’’ (3Y) Yokluk,
Yasaklar ve Yolsuzluk’’ ile mücadeleyi hedefleyen bir siyasi hareket olan Ak
Partinin ilimizdeki kurucularından olup 2009’a kadar  bu partimizin mutfağında faydalı çalışmalarla
geçti ise hüzünlenmemeniz mümkün değil…

            Bu  kitaptaki bilgi ve  tesbitlerin 
o günlerin şartları içinde, farklı cephelerden de bakılıp yorumların ona
göre yapılması gerekir inancındayım. Şöyleki 1950’lerin çift kutuplu dünyasında
Batı-Doğu yarışı ve kavgası var. Rusya’nın 
boğazlarımız dahil bizim doğu sınırlarımız ile ilgili hevesleri,  Anadolu Türklerindeki düşman kavramında
öncelikle ‘’Moskof’’un olması,Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kuruluşu ile
daha da hızlanan batı bloğu içinde olma hassasiyetlerimz…Tenkitlerinizdeki
komünizmle mücadele derneklerimizin ve bu derneklerdeki çalışmalara katkı
verenlerin tercihlerinin pekde yanlış olmadığını düşündürüyor.

            Altmışlı yıllarda başlayan ve yetmişli yıllarda derinleşen ve
zaman zaman içinde de olduğumuz milliyetçi-muhafazakar-devrimci kavgalarının
arka planlarını o günlerde, bu günki gibi görebilmek ne kadar mümkündür? Samimi
duygularla yapılan  o çalışmaların- bu
kavgaların görünmeyen yüzünde gizli ajan çalışmalarının-kışkırtmalarının, yönlendirmelerinin
olduğunu görememek! Buralarda devletimizin vatandaşını yeterince bilgilendiremediği
gerçeğini görmemiz ve unutmamamız gerekir düşüncesindeyim. Yakından tanıdığım
ve birlikte çalışmaktan mutlu olduğum, bilebildiğim kadarı ile hiçbir
yanlışları olmayan Prof. Süleyman Yalçın, Prof. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Ayhan
Songar, Ahmet Kabaklı, Mustafa Yazgan, Prof Dr. Turan Yazgan, Prof. Sabahattin
Zaim gibi isimler 80’li yıllardan sonra bizlere rehberlik yapmış isimler…
1985’de kurduğumuz Kocaeli Aydınlar Ocağı’mızda üyelerimizin ve halkımızın
temel insani değerleri bilip öğrenmesi ve yaşaması yönünde muhtelif kültürel
çalışmalar yaptık. Yerli ve milli olarak bilip inandığımız değerleri ve
davranışları öğrenip, geliştirip hayatımıza kazandıran çalışmaları bu çatı
altında sürdürmeye çalıştık. Bu çalışmalarımız sürecinde İlim Yayma Derneği gibi,
MTTB gibi, dini hassasiyetler gereği kurulmuş olan yerel derneklerle de
müşterek çalışmalarımız olmuştur. Ayrıca muhtelif gruplarla milli ve dini
duyguların doğru anlaşılması ve doğru yaşanmasına yönelik bilgilendirme
faaliyetlerimiz de mevcuttur. Bu faaliyetlerimizin tamamında kendi özel imkânlarımız
kaynak olarak kullanılmış, devlet malının hak edilmediğinde asla alınmayacağı,
istifade edilmeyeceği anlayışı ile hareket edilmiştir. Bu çalışmalar imece
usulü ile yürütülmüştür. Kul hakkının önemi devlet malı için daha da geçerli
olduğu unutulmamıştır. Bu sebeple kitaptaki bazı tespitler bizler için daha iç
acıtıcı olmuştur.

            Diğer bir husus Ensar Vakfının durumudur. Daha öncesi Hak Yol
Vakfı olarak bildiğim bu gurubun da, diğer bazı dini guruplar gibi halka
yansıyan yüzü, yardımlaşma ve bu yardımlaşmanın getirdiği imkânların başta
eğitim olmak üzere ihtiyaç sahiplerine ulaşmasına-ulaştırılmasına aracılık
yapan, yaptığına inanılan yerlerdir. Konya olayı tabiiki kabul edilebilir
olmayan yüz karası bir durumdur. Böyle bir ayıbın genelleştirilmesi, tüm
benzeri çalışmalar yapan kurumlara şamil imiş gibi kabullenilmesi, gösterilmesi
doğru değildir. Burada da devlet kurumlarımızın denetim ve kontrol
sistemlerindeki eksikler, yetersizlikler üzerinde durulmalıdır düşüncesindeyim.

            TÜGVA,
TÜRGEV, OKÇULAR VAKFI gibi kuruluşlar keşke böyle devlet(!) destekli, zoraki
bağışlarla büyütülmüş ve çok büyük mali imkanlara kavuşmuş yerler yerine üye ve
yöneticilerinin bağış ve imkanları ile yaşayan-yaşatılan yerler olsa idi…Devletin
Kredi ve Yurtlar Kurumu gibi kurumlarımız varken   yerel yönetimlerimizin  bağış ve imkânları buralara yönlendirilmese
idi. Bu vakıflar zoraki yönlendirilen bağışlar ve imkân paylaşımı kokan  maddi imkânlarla beslenmemiş olsalardı. O
zaman yapılan ve iddia edilen hizmetleri çok daha halisane karşılanır ve hüsnü
kabül görürdü.

            Sarmal
kitab
ının muhtevası okuruna farklı bakış
katıyor. Bence en önemlisi Devlet kurumlarının kurallarınca çalıştırılmadığında
doğruların azaldığı yanlışların artarak kötü bir yönetime dönüştüğünün anlaşılmasıdır.
Bazı insanların ve sivil toplum kuruluşlarının ekonomik güç olarak
büyüyebildikleri ama moral değerlerin kaybedildiği, güvenilirliklerinin tahrip olduğudur.
Siyasetin devlet imkânları üzerinden zenginleşme yolu olarak kullanılmasının
kolay ve uygulanır hale gelmesinin vakıfçılığın, dernekçiliğin ana misyonuna
büyük zarar vereceği, verdiği gerçeğini göstermesidir.

            Başta
siyasetçilerimiz olmak üzere yöneticilerimizin demokrasimizi kuvvetlendirmek
için Devletin kurumsal davranışını güçlendirmek yönünde kontolü kolay, uygulanabilir
kuralları hayata geçirmeleri gerektiği anlaşılıyor. Devlet imkânlarının
yönetime gelenler tarafından ganimet malı gibi kullanılabilmesinin doğru bir
yönetim şekli olmadığını görmemiz ve bu çıkmaz yolun çok kötü bir yönetim
tarzı  olduğunu artık görmemiz gerekiyor.

            Kitabınızın ve yazdıklarınızın bu yönde uyarıcı bir rol yapması
dilek ve temennilerimizle.