Millet Düşünceleri (1)

36

     İşçiler ustanın,
askerler subayın, öğrenciler öğretmenin, çocuklar anne ve babanın varlığından
rahatsız olup şikâyet etmeleri doğru mudur? Bu durumda işler yürür, savaşlar
yapılabilir, çocuklar yetişebilir mi?

     Vücut ve
bedenimizdeki organ ve uzuvlar birbirlerini çekemez hâle gelmeleri durumunda,
içlerinden; biri bile vazife ve görevini yapabilir mi?

     Fabrika
çarklarından biri bile ârıza yapsa, fabrika çalışmaya devam edebilir, üretimini
sürdürebilir mi?

     Bütün bunların
fonksiyon ve faaliyetlerini yürütmeleri, bağlı oldukları nizam, intizam ve
disiplin sayesinde değil mi? Birbirlerinin varlığından memnun olmaları
gerekirken, varlıklarına tahammülsüzlük, kıskanma ve çekememezlik; onları iş
yapamaz, barınamaz hâle getirmez mi? Bu da onlar için, bir çeşit intihar olmaz
mı?

     Oysa kuruluş ve
yapılış sebepleri; hepsinin birlikteliğinden, omuz omuza vermelerinden, birlik
ve beraberliklerinden ötürü iken; birbirlerinin varlık sebep ve nedenlerini
istemeyiş; onları iş yapamaz hâle sokmaz mı? Bu da onlar için, bindikleri dalı
kesmek değil midir?

     Hâlbuki bütün
bunları bir araya getiren, ayakta tutan, bir arada olmalarını sağlayan;
birbirlerine duydukları ihtiyaç denen ruhtur. Tıpkı merak ilmin, ihtiyaç ise;
terakki, yükseliş ve gelişmenin hocası ve ruhu olduğu gibi.

     İşte bu ruha karşı
çıkmak; varlık sebep ve nedenlerini berhava etmek / yok etmek demektir. Bedenin
tüm organlarının birlik ve beraberliğinden doğan; manevî bir şahsiyeti / ruhu
vardır ki, ona halel geldiği / hiç olduğu, aradan çekildiği takdirde; ne birlik
kalır ne beraberlik!

     Her birlik ve
beraberlikteki bu ruh; binanın harcı gibidir. Nasıl ki tuğlalar arasındaki
harç, zamanla toza toprağa dönüşür; tuğlaların birbirine raptediciliğini /
bağlayıcılığını kaybeder, birbirlerine tutunmalarını sağlayan gerekçe dumura
uğrarsa; ortada ne duvar kalır ne bina!

     İşte her şeydeki
bu bağlayıcı, birleştirici, yaşatıcı ve kuruluşları ayakta tutup, devam
ettirici harca, ruha ve liderliğe bağlılık zayıflar; var oluş nedenine olan
hayatî / yaşamsal ihtiyaç ve gereksinim; yok olmaya yüz tutarsa; o birlik, o
beraberlik, o sentez ve terkip hâli; kısaca o var oluş hâli, yokluğa müncer
olur! Sonu yok oluşla nihayetlenir, noktalanır!

     Toplu hâlde uçan
kuşların bağlı olduğu, uydukları, hareketlerine aynen katıldıkları bir Lideri,
başı çekeni olmasaydı; o muhteşem nizamlı uçuşlarını göremezdik! Denizde
balıkların sürü hâlinde yüzer oluşları; başlarında emri / buyruğu altında
oldukları bir lider ve başkanları olduğu içindir. Yine arıların ve karıncaların
da, başı çeken bir Beyleri olmasa; o nizamlı, o düzgün çalışmalarına ve
intizamlı hareketlerine şahit ve tanık olamazdık.

     Meleklerin büyükleri, insanların peygamberleri
var. Çokluklar, karışımlar, insan yığınları; ancak liderleri sayesinde birlik
teşkil etmişler. Sentez ve terkip hâlinde bir bütünlük gösterebilmişler. Bu
şekilde istikbal ve yarınlarına, sağ salim, emniyet ve güven içinde kanat
çırpabilmişlerdir.

     Koca bir ağacın
varlığını; bir çekirdek ve tohuma borçlu olması. Çocuğun ebeveyni tarafından
büyütülmesi. Çırağın ustası elinde, onun da bir usta olması zül müdür / ayıp
mıdır?

     Milletlerin de, o
millete damgasını vuran ana unsur, çekirdek unsur olarak öncülük yapan ve
yapmış olan, baş unsurları vardır. Bu çekirdek, bu lider, bu öncü unsur
Türkiye’de, Anadolu’da ve Türk Vatanı’nda Türklerdir.    

X

     İnsan
memleketinde, vücut ve bedeninde isyan olursa; her uzuv ruha karşı ayaklanırsa,
birbirlerinin dalını kesmiş olmaz mı? Her uzuv ve organdan aykırı sesler ayyuka
/ göğe çıkarsa; o bedende huzur kalır mı? Ne zamana kadar boyun eğeceğiz? Nedir
bu esaret, bu teslimiyet, bu sessizlik, bizler neciyiz? Diyerek çeşitli
kışkırtmalarla, her kafadan bir ses çıkarak; hem kendi hem içinde bulunduğu
toplumun huzurunu kaçıranlar; aslında kendilerini huzursuzluk girdabına atmış
olmuyorlar mı?

     Her milletin Arı
Beyi vardır. O sayede birlik ve beraberliklerini yürütürler. Unutmayalım ki
taşlar; binanın her yerinde lüzumlu, elzem ve lâzımdır. İster temelde ister
çatıda yer almış olsunlar. Hepsi de bulundukları yerde gerekli. Taşların
birbirlerine karşı öğünmeleri veya birbirlerini yermeleri, ne kadar yersiz
olur. Ben niye oradayım? O niye burada? Diye ne övünmeye ne de yerinmeye mahal
ve yer olmamalı. Kaldı ki:

     Vagonlar
lokomotifin, yolcular pilotun, çalışanlar çalıştıranın, idare edilenler
idarecinin yerini alabilir mi? Fakat şunu da unutmayalım ki, vagonlar olmasaydı
lokomotife, yolcular olmasaydı pilota, çalışanlar olmasaydı çalıştırana, idare
edilecekler olmasaydı idarecilere lüzum kalmazdı.

     Toplumda herkesin,
her şeyin kendine göre bir kıymeti, bir değeri vardır. Toplum için hepsi
gerekli. Hiçbir unsurun başka bir unsura karşı büyüklük taslaması hoş değil. Bu
demek değildir ki, unsurlar, kavimler ve toplumlar arasında keyfiyet / nitelik
farkı yok. Vardır. Fakat bu başkasını hor ve aşağı görmeyi gerektirmez. Çünkü:
“Taş yerinde ağırdır.”

Önceki İçerikHassas Konuları Kaşımayın
Sonraki İçerikSağlık, Sağlık ta Sağlık…
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.