“Merkez Sağ”daki Boşluk

132

Ülke çapındaki teşkilatlarıyla kuruluş ve felsefesini “merkez sağdaki boşluğu doldurmak” üzere kuran bir parti için, kamuoyuna ve kimi analizlere göre artık “yolun sonu görünüyor” anlayışı var. Bir dönem için belki de umuttu, gelecek vaat ediyordu. Ancak halkın desteği azalınca güncel medyada adeta sabah-akşam hırpalanan bir siyasi oluşum konumunda olur. Gün geçtikçe bir dizi suçlamalarla terkedişler ve kopmalar devam eder. Sosyal hayatta vefa yükselen bir değer olsa da, tökezlenen her siyasette vefa yoktur, aranmaz da. Elbette bu coğrafyada siyaset yapmak, bir anlamda iktidar mücadelesinde toplumu ikna etmek hiç kolay değil. O nedenle duayen siyasetçiler iki konuya dikkat çekerler. Bunlardan birisi halkın diliyle az, sade ve anlamlı konuşmak. İkincisi, kararlı olmak ve itimat telkin etmek. Nitekim verilen avans genellikle tek kullanımlıktır, uzun vadeli olmaz. Eğer toplum ikna olmamışsa yapacak tek şey mevcudu muhafaza etmek olur. Onun ömrü de yeni bir akımın doğuşuna kadardır. Yakın tarihimiz bu gibi örneklerle dolu.

Bilindiği gibi siyaset, bulunduğu toplumun sosyolojik yapısına göre konumlanarak gelişen bir bilimdir. Eldeki imkânları kullanarak sorunla en uygun çözüm üreten bir kurumdur. Bir anlamda ülkeyi idare etme sanatıdır. En önemli iki unsuru, hür ve demokratik olmasıdır. Bunun yanında kamuya açık, şeffaf, akılcılık, ahlak ve adalet gibi ilkeleri vardır. Vesayet ve buyurganlığı siyaset felsefesi kabul etmez. Zaten despot ve baskıcı rejimlerin parlamentoları olsa bile siyaset üretilemez. Türk siyasi hayatında, özellikle güncel siyaset yakınma-sızlanma makamı değildir. Rekabet olmalıdır. Muhalifler için polemik kullanılır. Ancak içi boş polemikler sürdürülebilir olmaz. Bununla birlikte siyaset bir mai gibidir, akıcıdır ve boşluğa izin vermez, doldurur.

Siyasi partiler beyan ettikleri ilke ve tüzüğe göre çalışan kurumlardır. Siyasetin gücü ise, hitap ettiği kitle tarafından onaylamasıyla ölçülür. Yani süreli bir yetkilendirme söz konusudur. Başarılı olmak için elbette çok çalışmak gerekir. Ancak bazen tek bir arıza bütün gayretlerin üstünü çizmeğe yeter. Bir anlamda çok değişkenli bir fonksiyon gibidir. Değişkenlerin sadece birisinde sorun olması diğer unsurları da olumsuz etkiler. Bunlardan en önemlisi güvendir. İnandırıcılığınız hasara uğramışsa eğer, ne yaparsanız yapın artık faydasızdır. Kamuoyu şuna bakar, “ farklı ne olmalı ki size tekrar destek vereyim”. Bu tutumunda haklıdır. Nitekim her siyasi kurumun temsil ettiği alanlar var. Önemli alanlar zaten tutulmuştu. Muhafazakârlık iddianız varsa, 90’lı yıllardan bu yana mevcut ve yönetimde. Ülkücü gelenek mi? Aidiyet duyabilirsiniz ancak bu ünvanla kurulmuş bir parti mevcut ve iktidarla birlikte. Aslı varken neden bir yenisi olsun? Ayrıca liberal de değilsiniz, sosyal demokrat da. Müktesebatınız buna uygun değil. Bir kalan siyasi boşluk Adalet –Doğruyol parti geleneği idi. Yani merkez sağ olarak bilinen Süleyman Demirel ekolü. Yani Kamu İktisadi Teşebbüslerin (KİT) kurulduğu, Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) olduğu, Karma ekonomi ile yönetilen, daha çok tarım destekli geleneksel yapıdaki demokrat Anadolu insanı anlayışı idi.

Bir organizasyon düşünün, kendini; bazen devletçilik, ama hep milliyetçi, bazen demokrat ve seküler, temeli dindar ama çağdaş- evrenselci, parlamentocu denge-denetlemeci, az kuvayı-milliyeci, temelde cumhuriyetci, kuruluş ilkelerine bağlı,.v.b.gibi unsurlarıyla tanımlamış olsun. Ancak her yoklamada bunlardan sadece birine atıf yapmakta, “ülkücü gelenekteniz” diyerek konum alıyor durumdadır. Menü oldukça zengin ancak söylemden ibaret değil. Her biri birer yaşam tarzıdır ve eylemdir. Yani görülmüştür ki, ‘o da olsam, bu da görünsem siz içinden size uygun olanı seçin, ama ben yine de buyum’ gibi bir durum kök tutmadı. Kamuoyu birkaç yoklamada hep net bir konum bekledi durdu. Ancak konum net değildi oynaktı, mobil başlıklıydı. Toplumda, “diğerlerinden nasıl bir fark olmalı ki size destek olayım” refleksi hep devam etti. Kaldı ki ülkede yeteri kadar siyasal oluşum din ve milliyetçi kökenli kavramlarla konumlanmıştı. Söz konusu, aslı varken neden benzerine yöneleyim?” davranışı da bir toplumsal gerçekti.

Günün sonunda her siyaset kurumu gibi hesabını iç muhasebesini yapacağı olağanüstü kongresinde verecektir. Ve oluşacak yeni yönetim “yeniden” konumunu belirleyecekmiş. Yedi yıla yakın bir sürede konum alamadıysanız artık çok geç olmadı mı? Kaldı ki kuruluşta hedeflenen o boşluk, eski müttefiklerinizce çoktan doldurulmuştu. Katı ve keskin ideolojik söylemler yerine, Demirel’in itidalli “Anadolu demokratlığı” modelini takip ederek mahalli seçimlerde önemli başarılar sağlandı. Ayrıca bu yolu takip edecek görünüyorlar.

Gelelim merkez sağ kavramına. İlk akla gelen ve Anadolu insanıyla bütünleşen daha çok Süleyman Demirel’in temsil ettiği çizgiydi merkez sağ politikalar. Dönüp bakıldığında 45-50 yıl önceki bir siyasal yönetim. Kalıbını halkın temayülü oluşturan kararlı ve sağlam, bilinmedik muğlak, kuşku olmayan siyasal ekol olarak bilinir. Her türlü radikal söylemden uzak, çağıyla kavga etmeyen, tarımcı politikalara üst seviyede destek olan, devlet planlama teşkilatları olan, toprak mahsulleri ofisleri tam kapasite çalışan, gıda arzı talebi karşılayan, öz kaynaklarıyla yetinen bir icraatlar dönemi. Müesseseler, enerji santralleri, fabrikalar ve karma ekonomi. Siyasi çatışmalarla amacından saptırılsa da ülkenin merkez sağ politikaları böyle kurulmuştu. Söylem değildi, eylemdi. Hem de en sahici olanıydı. Aradan bunca zaman geçmiş olsa bile değerliydi.