Londra Kraliyet Sanat Akademisinde: Türkler (2)

31

     Gelelim sadede,
görmeye gelenleri ilk karşılayan ucubeye, tuhaflığa ve onları sukût-u hayâle
uğratıcı heyûlâya.

     İşte göze batan
korkunç ve korkutucu, çocukların rüyalarına girecek olan dehşeti resmeden
kahverenkli iki afişteki silüet:

     Tahminen iki metre
uzunluğunda, bir metre kadar genişlikte fakat korkunç ve dehşetli görünümüyle
kapının iki yanından sarkıtılan iki Şeytan tasviri.

     Ana kapının iki
tarafında, yukarıdan aşağıya doğru sarkıtılmış o iki bez afişte ucube birer
canavar, birer yaratık, ürkütücü iki Şeytan resmi bulunuyor!

     Başlarının iki
yanlarından, üstlerinde ikişer küçük boynuz çıkıntısı daha bulunan, uçları
sivri, geyik boynuzları gibi ikişer siyah boynuz uzanıyor.

     Alnı altında
kaşları çatık, kızgın, düşmanca bakışlı iki göz!

     Çocukların
düşlerine girecek birer heyûlâ, gençleri ürküten birer manzara, yaşlıları
şaşırtan bir karşılama!

     Sol elleriyle
tuttukları bir asaya dayanmış vaziyette ayakta duruyorlar!

     Sağ el
parmaklarından biri hâriç diğerleri yumulu.

     Sol bacakları
bükülerek sağ dizlerine konulmuş durumda.

     Belden aşağıya
doğru sarkan uzun kuyrukları var!

     Uçlarında korkunç
bir ejderha başı bulunuyor.

     Karınları kırış
kırış, katmer katmer desek daha doğru.

     Vücutları çıplak,
bellerinde sanki dışı siyahımsı içi / astarı kırmızı bir peştemal / önlük var.

     El bileklerinde,
omuza yakın kollarında ve ayak bileklerinde halkalar var.

     Ağızları yarı açık
biçimde. Alt üst çenelerde keskin dişler.

     Alt çenelerde
ikişer diş, sivri ve iri olarak diğerlerinden büyük ve uzun. Kesici ve
parçalayıcı.

     Üst sağ çenelerden
de bir sivri uzun diş kendisini gösteriyor.

     Üst dudak üstünden
yani bıyık yerlerinden göğüslerine doğru siyah kıllar uzanıyor.

     Tehditvâri /
tehdit edercesine bir şeyler söylüyor şeklinde resmedilmişler.

     Vasıf ve
niteliklerini belirtmeye çalıştığım, bez afişlerdeki bu korkunç Şeytan
silüetleri; daha evvel söylediğim hâlde şaşkınlıktan yine “Nerede?” diye
sorarsanız değerli okur; nerede mi?

     Aylarca reklamı
yapılan, dünya âleme ilân edilen Türklerin M. S. 600 – 1600 tarihleri
arasındaki 1000 yıllık serüvenlerinin tarihe vurduğu damganın somut
kalıntılarının sergilendiği, Türkler hakkında tertip edilen sanat fuarının
kurulup teşhir edildiği yerde!

     Evet, vasıf ve
niteliklerini verdiğim ve Şeytanı tasvir eden bu ikiz silüet; binanın cephesine
iri harflerle yazılan: “Royal Academy of Arts: TURKS” şeklindeki takdim
yazısının altına düşen iki tarafında yer alıyor: Yani Kraliyet Sanat
Akademisi’nin Türk girişimcileriyle birlikte hazırlamış olduğu TÜRKLER
hakkındaki, sergiyi belirten yazının hemen iki tarafında yer alıyor.

     Böylece, sergiyi /
fuarı âlâyı vâlâ ile dünyaya duyuranlar, asıl amaçlarına ulaşmış bulunuyor.

     TÜRKLER
kelimesinin alt iki tarafında yer alan bu Şeytan sembolleriyle; “TÜRKLER”
deyince “Şeytan” akla gelmeli demek isteniyor. Yani “Türkler eşit Şeytandır!”

     Türklerin
Şeytandan farkı yoktur! “Türk” deyince, aklınıza “Şeytan” gelmeli demek
isteniyor!

     “Türkleri
tanıtalım” derken, gizli ve asıl amacın ne olduğu da böylece anlaşılmış oluyor.

     Benim asıl
üzüldüğüm nokta; Türklerle müştereken hazırlanan bu serginin bu şekilde afişe
edilmesine Türklerin itiraz etmeyişidir!

     Bu kadar saflığa
ve iyi niyete pes doğrusu!

     Ya Türk Konsolosluğunun
bunu görüp de mesele etmemesine ne demeli?

     Ya orayı gezen
Türk vatandaşlarının; Türkler karşısında yapılan bu ince taşlamayı
sezmemelerine ne demeli?

     Derken Türkler
için “Cehlin bu mertebesi sehl / kolay olmaz!” diyor.

     İngilizler için
ise “Sehlin bu mertebesi cehl olmaz!” diye durumu hükme bağlıyorum.

Önceki İçerikToplumsal Ahlak ve Siyasi Ahlak
Sonraki İçerikHalen Kıbrıs’ta Yaşanan Durum Nedir?
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.