Kuraklık Tehlikesine Karşı Güvencemiz: Yeraltı Suları

26

Dünyamızın
%70’i sularla kaplı olmasına rağmen bunların sadece %3 kadarı tatlı su rezervidir.
Bu %3’lük su miktarının %2’lik kısmı buzullar ve kutup bölgelerinde saklandığı
için, insanoğlunun erişebileceği tatlı su kaynakları %70 değerinin ancak %1’ine
karşılık gelmektedir.

 

Birçok
badireler atladığımız 2020 yılı, son aylarında da bizlere kuraklık tehlikesini göstererek,
giderayak yine yapacağını yapmış gibi görünüyor. Öyle ki, artık ana akım yayın
kuruluşlarının ana haber bültenlerinde günlük COVID-19 hasta sayısı tablosu
gibi büyükşehirlerin baraj doluluk oranları da verilmeye başlandı. Yaşadığımız
özellikle içme suyu sıkıntısı yaşama endişesi, neyse ki Ocak ayında yağan
yağışlarla bir nebze de olsa azaldı.

 

Kuraklık, bir bölgedeki nem miktarının geçici dengesizliğinden
kaynaklanan su kıtlığı olarak tanımlanmaktadır. Nem miktarının dengesizliğine
sebep olan etken genellikle bir mevsim veya zaman dilimindeki yağış miktarının
azalması veya dengesizliğidir. Tespit edilmesi oldukça zor olan kuraklık doğal
bir iklim olayıdır ve herhangi bir zamanda ve yerde meydana gelebilir. Ülkemizi
etkileyen diğer doğal afetlerden farklı olarak, kuraklığın genellikle yavaş
geliştiği ve çoğunlukla uzun bir dönemi kapsadığı görülmektedir. Yağışın belli
bir dönem için ortalamaların altına düştüğü Meteorolojik Kuraklık, bitki
ihtiyacını karşılayacak suyun toprakta bulunmadığı Tarımsal Kuraklık ve
uzun süreli meteorolojik kuraklıktan sonra göl, nehir ve yeraltı sularındaki
keskin düşüşlerin gözlendiği Hidrolojik Kuraklık olmak üzere üç başlıkta
incelenen kuraklık, su kıtlığından tarımsal rekolte düşüşlerine, elektrik
üretimi düşüşünden komşu ülkelerle su paylaşımı problemlerine kadar çok geniş
bir yelpazede insanlık için gerçekten de ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

 

Başlıklara bakıldığı zaman kuraklık tehlikesi doğal bir
afet olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Ancak özellikle göl, nehir ve yeraltı
suları seviyelerindeki keskin düşüşler olarak görülen Hidrolojik Kuraklığı hızlandıran
bir diğer etkenin, “insan” olduğu görülmektedir. Neden mi?

 

 

Yanı başımızdaki Sapanca Gölü’ne bakalım. Göl seviyesinin düşmesine
sebep olan etken sadece yağışların azalması mı? Sapanca Gölü’nü besleyen
derelerin üzerinde kaç tane “Doğal Kaynak Suyu” tesisi var? Bu tesisler acaba yeterince
denetleniyor mu? İzin verilen m3/saat değerine sadık kalıyorlar mı? Acaba
kaçak kuyularla yer altından fazla miktarda su çekip sözleşme kapasitelerinin
üzerinde mi su paketleyip, satıyorlar? Acaba göl kenarındaki çiftçiler kaçak
sulama yapıyorlar mı? Yapıyorlarsa bunun miktarı ne kadar? Benzer durum İznik
Gölü için de geçerli. Amerikan sermayesi olan Cargill fabrikası yeraltından ve
İznik Gölü’nden yılda kaç milyon metreküp su çekiyor? Kontrolsüz sulamanın boyutları
ne kadar? Tüm bu soruların cevaplarına küçük bir araştırma ile ulaşmak mümkün. Eminim
ulaşacağınız rakamlar sizi de endişeye sevk edecektir. Geçmiş yıllarda, Göller
Bölgesi’ndeki irili ufaklı birçok göl, tarım alanı yapılmak amacı ile bilinçli
olarak kurutulmadı mı? Arazilerinde sondaj açanların artık suyun daha
derinlerde olmasından şikâyetçi olduklarını duymuşsunuzdur. Su fakiri olan Konya
ovasında, son 22 yıldır ısrarla aşırı sulama isteyen tarımsal ürünlerin üretimine
devam etmenin yeraltı su seviyesini çok hızlı bir şekilde düşürdüğünü acaba
görmek mi istemiyoruz? Çimento üretiminde dünyada hatırı sayılır bir yerde olan
Türkiye’de, çimento üretirken kullanılan yeraltı suyu miktarının gelecekte
nelere mal olacağını bilmiyor muyuz?

 

Aslında her şeyi biliyoruz, her şeyin farkındayız. Doğa, son
yıllarda Konya Ovası’nda ki obruk oluşumu sayılarındaki artış ve kuruyan göller
ile imdat çığlıklarını bize duyurmaya çalışıyor ama nafile. Biz yine
bildiğimizi okuyoruz. Sahip olduğumuz kaynaklarımızı, yarınlarımızı ve gelecek nesillerimizi
düşünmeden günü kurtarma kaygısı ile hoyratça ve acımasızca tüketiyoruz.  

 

Yine de kuraklık tehlikesinin getireceği sorunlara karşı
tedbir almada henüz geç kalmış sayılmayız. Küresel ısınma, iklim değişikliği
gibi sebeplerle düzensiz hale gelen yağış rejiminin getirdiği Meteorolojik Kuraklık
tehlikesi ile birlikte karşılaşacağımız kısa ve belki uzun süreli su
kıtlıklarına karşı kendimizi güvende hissedebileceğimiz değer olarak yeraltı
sularını görmekteyiz. Dolayısıyla bu değerin korunmasında, özellikle tarım ve
sanayide yeraltı suları tüketiminin en aza indirilmesi birincil hedef olmalıdır.
Bunun için yapılacakların başında, yeraltından su çekmenin yerine alternatif
olarak tarım ve sanayide “gri su” (arıtılmış kentsel atık sular “gri su”, kanalizasyon
suları için ise “siyah su” tanımlaması yapılmaktadır) kullanımının arttırılması
gelmektedir. Günümüzde tüm Türkiye’de günlük yaklaşık 11 milyon metreküp kentsel
atık su arıtılmakta ancak bunun sadece %1.2’si (yaklaşık 130 bin metreküp) yeniden
kullanılmaktadır. Yukarıda ismini zikrettiğimiz Cargill isimli kuruluşun yeraltından
yılda 1 milyon 250 bin metreküp civarında su çektiği düşünüldüğünde, kuşkusuz kullanılan
gri su miktarının çok daha fazla arttırılmasının gerektiği görülmektedir. Tarım
ve sanayide gri su kullanımı ile ilgili zorlayıcı hükümler ve etkili
denetimler, tarımsal üretimde bölgenin iklim koşullarına uygun ürünlerin
seçilmesi (kurak bölgelerde, aşırı su isteyen ürünlerin ekiminin önüne
geçilmesi), bunun yanı sıra yağmur sularının depolanması, şu an gündemde olan
yeraltı barajlarının hızlıca yapımına başlanması da yer altı sularının
korunması için atılacak olan olumlu adımlardandır. Türkiye Acil Durum ve
Yönetimi Başkanlığı (AFAD) benzeri, su ile ilgili farklı kurum ve mevzuatların
bir araya getirildiği bir “Su Yönetimi Başkanlığı” kurulması ile bürokratik
karmaşanın en aza indirilebileceği gibi kısa ve uzun vadeli su yönetimi
politikaları daha sağlıklı belirlenebilecektir.

 

Unutmayalım ki, yeraltı suları ülkemiz için stratejik bir
öneme sahiptir ve uzun süreli Meteorolojik ve Tarımsal Kuraklık dönemlerinde ulusal
güvenlik meselesi haline gelecektir.  

 

Sağlıcakla kalın…

 

 

 

 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

Miller, S.A., Horvath, A. & Monteiro, P.J.M. Impacts of booming
concrete production on water resources worldwide. Nature Sustain 1, 69–76
(2018). https://doi.org/10.1038/s41893-017-0009-5

Tallaksen, Lena M., and Henny AJ Van Lanen,
eds. “Hydrological drought: processes and estimation methods for
streamflow and groundwater.” (2004).

TC Kalkınma
Bakanlığı On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023) Su Kaynakları Yönetimi ve
Güvenliği Özel İhtisas Komisyon Raporu Ankara 2018

Turkey, Water along the food chain, Food
and Agriculture Organization of the United Nations Rome, 2016

Wanders, N., and Y. Wada. “Human
and climate impacts on the 21st century hydrological drought.” Journal
of Hydrology
 526 (2015): 208-220.