Kokuşmuşluk

44

Genelde
köleye değil köleleştirene, sömürge
olana değil sömürgeleştirene karşı
çıkarız. Estağfurullah, karşı çıkmayız; söylenerek
tepki verdiğimizi ve böylece karşıt olduğumuzu zannederiz. Oysa karşıt olmak
köleleştirmeye veya sömürgeleştirmeye müsaade etmemektir
. Bu da akılla ve aksiyonla sağlanır.

            70 yıldır İsrail ve Çin zulmüne bağırıyoruz – çağırıyoruz da
niye bir şey değişmiyor? Koca Çin’i bırakın, küçücük İsrail’in devâsa İslam
Dünyasından korkusu  mu var
? Herkes
işgale karşı mı yoksa işgalcilerle
işbirliği yapan
hatırı sayılır miktarda insan varlığı söz konusu mu?

            Çıkarım, menfaatim Anadolu’yu işgale gelen Yunanlılarla münasebet kurmayı
gerektiriyorsa benim Müslümanlığıma ya da Musevîliğime, Sünnîliğime ya da
Alevîliğime, Türkmenliğime ya da Kürtlüğüme, yöreme ya nda sülâleme ne
bakıyorsunuz; karakterime bakın.
Bkz: İsra 84.

İnsanın kendisinin meta olduğu ticarete kölelik diyoruz. Yani
köle kendisinin köleleştirilmesine rıza gösterendir. Her türlü şart ve
mihneti göze alarak, sırf hayatını idame ettirebilmek için özgürlüğünü satana köle; bu şartlar altında satın alana da efendi/sahip denir. Hatta mâlik;
insanı mülk edinen, mallaştıran..

Kendini
kullandırmak veya kullanılmasına müsaade etmek insanı köle kılar
” diyor Kenan Göçer ‘Dostluk’ makalesinin
‘Şiddet’ kısmında. Yani işin özünde tercih
var. Kölelik bir kader değil karakter meselesidir. Devamen; zihinsel bir hastalıktır, iradesizlik
ve zayıflıktır.

Mithat
Cemal Kuntay
’ın
‘Eğilme’ şiirinde geçen “Sessiz
kölelerdir yaratan binbir ilâhı
” mısrası mevzunun hülâsasıdır. Sonrasındaki
satırlar da günümüzde yaşadıklarımızın arşiv vesikasıdır: “Elbet put olurlar öpülen eller, etekler / Elbet öpen oldukça, olur öptürecekler!

Dinimiz İslam’mış gibi yaptık hâlbuki ‘para’ydı.
Para-pul için, çıkar-menfaat için, makam-mevki için, imkân-tatmin için,
hırs-heves için değerlerimizi sata sata
bu hâle geldik. 1994’te yazdığım ‘İsterüüük!’ (Kaynayan Kazan) şiirimde
dile getirmeye çalıştığım gibi “Vatanı
milleti saz ede ede
/ Devletin
malını haz ede ede
” ilerledik ve şimdiye demirledik.

Hep güce
yakın
durarak istifade etmeye çalıştık; meşruymuş, gayrimeşruymuş, bakmadık
bile. Hep dünyalık peşinde koştuk; harammış,
helâlmiş, ayırmadık bile. Hesapta Türk
ve Müslümandık ama ömür boyu diğer Türk ve Müslümanlarla uğraştık,
yarıştık, bozuştuk. Gâvura gâvurluk yapmadık, birbirimize gâvurluk yaptık
hep.   

Ben başlığa kokuşmuşluk yazdım sen çürümüşlük
say. Afilli olsun dersen İngilizcedeki ‘dejenere’,
Arapçadaki ‘tefessüh’ kavramlarından
kopya çekebilirsin. İllâ Kuran’da
geçen bir isim olsun merakını ise fesad,
ifsâd, müfsid, müfsidin
kavramlarıyla giderebilirsin.

Ezan; Menderes için de,
senin için de bahaneydi.
Derdin-gayen düzenin nimetlerinden faydalanmak için onu paravan
kılmaktı. 28 Şubat ve Başörtüsü de bahaneydi; bütün dert sisteme yani devlet aygıtına dâhil olmaktı. Ağzımızdan çıkanlarla
davranışlarımız ne zaman örtüştü ki?! Özü-sözü bir olanlara ne vakit destek
olduk ki?! Kazanacak aday, kazanacak parti, kazanacak takım’dan başka gözümüz
neyi gördü ki?! Eh, şimdi n’ooldi?! Ne
kazandık?!

Seçim
sadece sandıkta değildir
, hayattaki tüm tercihlerimizdedir.
Başımıza gelenler tüm yapıp etmelerimizin toplam sonucudur. Devâsa yolsuzluk,
kronik rüşvet, alışılmış yandaşlıkkanıksanmış kayırmacılık,
kirli ilişkiler (siyaset-mafya-kolluk), rezillikler (cinayet, darp-gasp,
uyuşturucu, ç… pornosu ilâ âhir) işin bir yüzü; din satma, pazarda aldatma,
yakalanınca yalan atma, gündüz kuşağı kadın programlarındaki karman-çorman Anadolu ahlâkı, yemek
yarışmasında bile haksız da olsa kazanma adına kocaman kayınvalidelerin
kameralar önünde haksızlığı hak görme hakkı,
sportif ve sosyal medya kapışmalarındaki medenî (!) üslûp, kısa yoldan köşeyi
dönme ve sanal paralarla voliyi vurma hayâllerinin eylemliliği öbür yüzü. Bizim
yüzümüz
.

“Hiç kuşkusuz
bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun
gidişatını değiştirmez.”
(Rad
13)