Kimlik ve Pasaport

48

     Yurt içinde gezip tozarken, herhangi bir zaman ve yerde, polis sizi sorguya çekebilir. Kim ve neci olduğunuzu sormak ihtiyacı duyabilir. Kimliğinizi sormak zorunda kalabilir. Bu durumda yanınızda hüviyetiniz / kimlik kartınız, yani nüfus cüzdanınız yoksa, başınız derde girebilir. Kendinizi temize çıkarmakta zorlanabilir. Üzücü durumlarla karşılaşabilirsiniz. Fakat hüviyetinizi göstermeniz hâlinde; sizin şüphelenebilecek bir şahıs olmadığınızı ispat ederek; serbestçe işinize, yolunuza devam edebilirsiniz.

     Keza, yurt dışına gitmek istediğinizde, cebinize pasaportunuzu koymalısınız. Yoksa, olmadık yerde polis sizi sorguya çeker. Pasaportunuz yoksa, başınız derde girer. Sorgulanmak üzere merkeze götürülebilirsiniz. Fakat bu gibi durumlarda, pasaportunuz bulunduğu takdirde, endişeye mahal olmadığını anlar, rahat bir nefes alırsınız.

     Çalışmadığınız bir fabrikaya, hüviyetinizi ibraz etmeden giremezsiniz. Öğrencisi olmadığınız okula kabul edilmezsiniz. Bilet almadığınız bir tiyatro ve sinemaya alınmazsınız. Kısaca mensubu olmadığınız bir yere adım atamaz, rastgele bir şekilde, serbestçe girmenizi sağlayacak ve bunu tevsik edecek / belgeleyecek bir kart veya aidiyet ve mensubiyetinizi gösterecek resmî bir kimliğiniz yoksa, canım istiyor diye hiçbir yere girip çıkamazsınız.

     İçinde yaşanılan dünya, kimsenin özel mülkü değil. Tabii içindeki canlı cansız hiçbir şey, hâşâ insanın yarattığı varlıklar değil. Her şey insanın maddî – mânevî potansiyeline sunulmuş, sayısız nimet ve imkânlar. İstifade edip etmemesi, onlara el atıp atmaması hususunda, eline müspet – menfi bir İlahî emirler zinciri verilerek, her şey ihtiyar ve tercihine bırakılmış. Hiçbir şey ihmal edilmemiş, fakat belli bir zamana bırakılmıştır. Renkli, sesli, hareketli olarak, kayıt kuyuda alınanlar zamanı gelince, hesaba çekilmek üzere; önüne serilecektir.

     İnsanın eline İlahî bir pasaport, İlahî bir hüviyet, her kapıyı açacak bir İlahî parola verilmiş. O’ndan, varlığın karşısına bu parola ile çıkması, ona göre hareket etmesi istenmiştir.

     İlahî parolası “Bismillah”tır. Her meşru kapıyı açan bir anahtardır. Her hayrın başında söylenmesi gerekir. İslâm nişanıdır. Bütün mevcudatın hâl diliyle söyledikleri bir anahtar, bir açar hükmünde olan bir kelâmdır. Evet “Bismillah” parolası; çok büyük, tükenmez bir kuvvet, bitmez bir berekettir. Allah’ın adıyla, O’nun izniyle hareket edildiğini gösteren, kutsal bir kelimedir. Bu sözü diline başlangıç edene, her şey “Buyur.” der. Kendisine yol açar, izin verir. Lisanı hâlle “Hepimiz insanın emrine âmâdeyiz. İnsanın karşısında el pençe divan durmuşuz.” demektedirler.

     “Bismillah” parolası / dünya izin belgesi ile ömür seyahatine çıkarılmış olan kul; elindeki bu emniyet belgesi ile, emn ü amân içinde ömür yollarında selâmetle / korkusuz bir şekilde ve rahat-ı kalble yolculuk yapabilir. Emel ve maksûduna doğru ibretli bir seyahatle, ulaşma imkânına sahip bir hayat sürmeye devam eder. Yoksa tek başına olduğunu hissedip, sahipsiz olduğunu sanarak, sayısız düşman ve ihtiyaçları karşısında perişan olur.

     Evet, kimlik kartı olmayan kimsenin, yurttaki gezip tozmalarında huzursuz, tedirgin ve şaşkın olduğu. Yurt dışına çıkan kimse pasaportsuz ise, her an yakalanma korkusuyla yaptığı yolculuğun; kendisine zehir olduğu gibi, aynı şekilde dünya memleketinde seyir halinde olan insan; “Bismillah” ifadesine bürünmüş olan kimlik ve pasaportunu, zikren göstermeyi ihmal ederse, kısa ömründe huzursuz, tedirgin bir ömür geçirmeye mahkûm olur.

     İşte insan, dünyada bir seyyahtır. Aczi, fakrı sayısızdır. Düşmanı, ihtiyaçları nihayetsizdir. Madem öyledir. Dünyanın Ebedî Mâliki, Ezelî Hâkimi’nin ismini almalı. Her olayın karşısında titremekten kurtulmalı.

     “Bismillah” sözü öyle mübarek bir definedir ki, insanın nihayetsiz aczi, fakrı; onu nihayetsiz kudret ve rahmet sahibi olan Yüce Allah’a rapteder / bağlar.

     Evet, büyük bir rahmet ve kudret sahibi olan Allah’ın dergâhında; insanın aczi, fakrı; onun için, Allah katında en makbul bir şefaatçi olur.

     Bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden korkmaz. Kanun namına, devlet namına der. Her işi yapar. Her şeye karşı dayanır.

Önceki İçerikNiye Sorunları Çözemiyoruz! Yeni Bir Sınıfsal Tasnif!
Sonraki İçerikZamanın Nesnesi Olursanız!
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.