Kesin İnançlılar & Fanatizmin Doğası – 1

36

“Bir
insanın karnı bile ağrıyorsa bunun için dünyaya yeni bir düzen verilmesi
gerektiğine inanır.” Fakat “Bir şeyleri değiştirmek bela aramak demektir” ve
“Herhangi bir değişimin iyilikten ziyade kötülük getireceğine inanılır”.

“Bir
insanın işi, meşgul olunmaya değerse o insan muhtemelen kendi işiyle meşgul
olur. Fakat öyle değilse o kişi kendi anlamsız işleri yerine başkalarının
işiyle meşgul olur. Başkasının işini dert etmek şu şekillerde ortaya çıkar:
Dedikodu yapmak, kirli çamaşırlar aramak, başkalarının işine burnunu sokmak ve
ayrıca toplumsal, ulusal, dinsel konulara aşırı ilgi göstermek. Kendimizden
kaçıp uzaklaşmak suretiyle ya komşumuza yük oluruz ya da onunla gırtlak
gırtlağa geliriz.”

Çoğu
zaman “Elimizin yardım etmek için uzanması gibi görünen bir hareket, genellikle
tatlı canımızı kurtarmak üzere tutunmak için elimizin uzanmasıdır.” Eğer
“Uğrunda canımızı vermeye hazır olmadığımız bir amaç yoksa uğrunda yaşamaya
değer bir şeye sahip olduğumuzdan emin olamayız”.

“Tok
karnına yatağa girmek bir zaferdir ve beklenmedik bir yerden gelen yardım bir
mucizedir.” “Bir şikâyetin dozunun en şiddetli olduğu zaman şikâyet konusunun
ortadan kalkma ihtimalinin belirdiği zamandır.”

“Birçok
şeye sahip olduğumuz halde daha fazlasını istediğimiz zamanki hüsranımız hiçbir
şeye sahip olmayıp bazı şeyler istediğimiz zamanki hüsranımızdan daha
büyüktür.”

“Kişisel
gelişim ideali, bireysel hüsran belasını beraberinde getirir.” “Tercih
özgürlüğü, başarısızlığın tüm suçunu bireyin omuzlarına yükler.” “Bir insan
kendisine başarı sağlayacak yeteneğe sahip değilse özgürlük onun için sıkıcı
bir yüktür.”

“Bir
kitle hareketine kişisel sorumluluktan kaçmak veya özgürlükten kurtulmak için
katılırız.” “Fanatikler, der Renan; eziyetten ziyade özgürlükten korkar.”

“Eşitlik
tutkusu kısmen anonimlik tutkusudur: Kumaşı meydana getiren ipliklerden biri olma,
bir ipliğin diğerlerinden ayırt edilememesi.” “Hitler, hüsrana uğramışların
başlıca tutkusunun ‘ait olmak’ olduğunu biliyordu.”

“Almanlar,
merkeziyetçi ve otoriter Kayzer Rejiminden memnundu hatta I.Dünya Savaşı’ndaki
yenilgi bile bu Rejime duydukları sempatiyi zedelememişti. Ardından gelen
Veymar Anayasası’nın uygulandığı yıllar, Almanların çoğunluğu için bir
huzursuzluk ve hüsran devri olmuştur. Yukarıdan gelen emirlere itaat etmeye ve
otoriteye saygı göstermeye alışmış olan Almanlar; gevşek, hürmetsiz demokratik
düzen karşısında şaşkına dönmüşler ve kendilerini keşmekeş içinde bulmuşlardı.”

“Yönetime
katılmak, ‘bir partiyi seçmek ve siyasî sorunlarda hüküm bildirme mecburiyeti’
onlarda şok etkisi yaratmıştı.”

“İlk
aşamalardaki kitle hareketlerinin sömürülenlerden ve ezilenlerden ziyade canı
sıkkınlar arasında kendilerine taraftar ve sempatizan bulması daha güçlü bir
olasılıktır.” “Canı sıkılan insan en başta kendisinden sıkılır. Çorak, anlamsız
bir varoluşun bilincinde olmak can sıkıntısının başlıca kaynağıdır. Kapalı bir
yapı (aşiret, cemaat, tarikat), siyasî parti ve benzeri bir topluluğun üyesi
olunduğunda; bireysel ayrılığın bilincinde olmayan kişiler can sıkıntısına
kapılmazlar.”

“Dinî
ve devrimci coşku gibi tutkulu bir vatanseverlik de suçluluk duygusundan kaçmak
isteyenler için bir sığınak vazifesi görür çoğu zaman.” “Kişi, bir kitle
hareketine katılmakla kendisini lekeli bir hayattan kurtulmuş gibi hisseder.”

“Bir
kişi, ne kadar bencilse hüsranları da o denli şiddetli olur. Dolayısıyla
diğerkâmlığın muhtemelen en ikna edici savunucuları aşırı benciller olacaktır.”

(Eric
HOFFER, 1951; “Kesin İnançlılar”, Çev: Erkıl Günur, Olvido Kitap; İstanbul
2019)