Karşılaştırmalı Türk Destanları

40

Birinci
baskısı 1972, 12. baskısı 2019 yılında yapılan eserin önsözünde Mustafa Necâti Sepetçioğlu, tevâzu
göstererek bu eserinin orta öğretimde okuyan gençler için düşünülmüş bir el
kitabı olduğunu belirtiyor.

Destanlar bütün
bir milletin ortak mücâdelesini ortak değerler, kaideler, mânâlar bütünlüğü
içinde yorumlandığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve geleceğini temsil
ettiği için edebiyatın millî eserleri olarak kabul edilirler.

Türk
destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin
doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve
mağlubiyetleri ve özellikle de kahramanlıkları; annesini, babasını, kardeşini
veya dostunu, düşmanın veya devlerin elinden kurtarması gibi konularla berâber
pek çok sebep açıklayıcı efsâneyi de içinde barındırır.

Târihimize ana
hatlarıyla bakıldığında; Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları
yurt edinerek gelişmiştir. Türkler, ilk anayurt olan ve batılıların Türk ismini
unutturmak için ‘Orta Asya’
dedikleri, bizim ise ‘Türkistan
demek mecburiyetinde olduğumuz topraklarını tamamen terk etmemişlerdir. Türk
milleti, ilk anayurt olan Türkistan’dan itibâren dünyâ coğrafyası üzerinde
geniş alana yayılmış ve bugün; Türkiye, Azerbaycan, Doğu Türkistan, Özbekistan,
Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Tacikistan ve
Türkmenistan adlarıyla sekiz Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve
çeşitli devletlerin idâresinde azınlık hâlinde yaşamaktadır.

Türk kültürü
de târih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş, farklı
seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen
ortaklıklarını devam ettirerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları
da târihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dâirelerine
paralel olarak çeşitlenmiştir. Bu sebeple destanlarımız, milletimizin her
ferdini ilgilendirir. Destanı olmayan milletlerin, destanlarını bilmeyen
fertlerin, târih ve edebiyat bilgisi noksan demektir.

Şu hususun da
mutlaka bilinmesi gerekir: Destanlar târih demek değildir. Millet târihinin
milletin fertleri tarafından renklendirilmiş, heyecan ve mensubiyet gururu ile zenginleştirilmiş
metinlerdir. Târihle bağlantılı edebî sanat türlerinden biri olarak kabul edilmelidir.

Yazar, destanların oluşumu hakkında şu
bilgileri eriyor:

Destanları tanımlamaya
çalışan edebiyat târihçileri, destanların oluşumunu genellikle bir çığa
benzetirler. ‘Bir dağ doruğundan kopan el
kadar bir kar parçası, yamaç aşağı yuvarlandıkça nasıl büyük ve büyüdüğü
nispette taze ve geçtiği yerlerden başka parçalar alıp çığlaşırsa destanlar da
öyledir
’ derler.

Bu târif, destanların,
yazı diline geçirilinceye kadar kişiden kişiye anlatılırken, hattâ yazı diline
geçirildikten sonra bile, değişik zamanlarda ve değişik kimseler eliyle yazılıp
basılırken süsleme olarak, üslûp olarak ve hattâ anlattıkları bakımından yer
yer değişmesi ve muhakkak ki yeni ve güzel eklemelerle zenginleşmesi demektir.
Bu sebepten destanlar, bu günün insanına, hele birçok maddî şeyler bildiğini
zanneden insanına bir takım uydurmalar, olması imkânsız gülünç zorlamalar
dizisi gibi gelir. Yine bu günün imkânları içinde düşünüp bu imkânların dışında
veya bu imkânları hazırlayan bir değişik dünyâ düşünmeyen bir kısım insanlara da
basit örgüler içinde söylenmiş ilkel bir tür gibi gelebilir. Bazılarımız ise,
destanlara, sanat ve edebiyat değeri ne olursa olsun kuru bir malzeme yahut
diğer bütün belgelerin taşıdığı önemden öte hiçbir mânâ taşımayan herhangi bir
belge gözüyle bakarız. Halbuki bizden başka bütün eski milletler, yeni bir
hayat ve medeniyet düzenine geçmek mecburiyetini yaşadıkları zaman kendi
kaynaklarına, kendi kültürlerine dönmek mecburiyetini de yaşamışlar ve bu arada
en büyük kaynak olarak da destanlarını yeni baştan ele          almışlardır. Çünkü destanlar bir milletin geçmişteki bütün
varlığı ve bu bütün varlığın,  geleceği
aydınlatmak için seferber edilmiş topyekûn ışık gücüdür.      

Türk Dünyâsı
bir bütündür. Dünya coğrafyasının birbirine uzak bölgelerinde yaşayan Türklerin
destanlarında benzerlikler, birbirinin devamı veya az farklarla varyantı olan
destanlar vardır. Bu sebeple dünyâ milletleri içerisinde destan itibariyle en
zengin olan Türklerdir.

Dünyâda
Türkler kadar farklı ve geniş sâhalara yerleşmiş başka bir millet yoktur.
Özellikle üzengiyi icat ettikten sonra atlarımızın nal izlerinin bulunduğu
topraklar dünyâ yüzölçümünün üçte ikisine yakındır. Bu sebeple ‘milletlerin kahramanlıklarını, karşılaştığı
acı ve tatlı olayları anlatan edebiyat türü
’ olarak kabul edilen destanlar
bakımından da dünyânın en zengin milletlerinin başında geliyoruz. Bizim
dışımızdaki milletlerin ya hiçbir destanı yoktur veya bize nazaran çok azdır.

Anadolu
Türklerinin (yapma destanlarla birlikte) 157, Azerbaycan Türklerinin 51,
Başkurt Türklerin 14, Çuvaşların 16, Doğu Türkistan Türklerinin 58,
Gagavuzların 46, Hakasların 20, İdil, Ural Altay Türklerinin 80, Karaçayların
30, Karakalpak (Terekeme) Türklerinin 21, Kazakistan Türklerinin 109,
Kırgızların 108, Kırım, Kazan, Altın Orda ve Nogay Türklerinin 98, Oğuzların
46, Özbekistan’ın 31, Sakaların 24, Sibirya Türklerinin 48, Şor Türklerinin 22,
Tuva Türklerinin 15, Türkmenistan’ın 33, Uygur Türklerinin 32, Yakudistan’ın 18
adet destan metninin varlığı bilinmektedir.

Yetersiz
imkânlarla Türk dünyasına ait toplam 1117 destan tespit edilebilmiştir. Daha
geniş bir araştırma neticesinde bu rakamın 2000’lere yaklaşacağı tahmin
edilmektedir.

Bakü ve Tebriz
Azerbaycan Türklerinde; Ali ile Nino, Leyla ile Mecnun gibi aşk hikâyeleri de
destan grubunda mütalâa edilmektedir. Bunlar ve benzerleri yukarıdaki listeye
dâhil edilmemiştir.

Türk
edebiyatında destan, efsâneden sonra ortaya çıkmış bir edebî türdür. Türk
destanlarına ait çeşitli parçalar Çin, Fars, Moğol ve Arap kaynaklarında bulunmaktadır.
Bilinen Türk destanları arasında en eskisi Yaratılış Destanı’dır. Bu destan,
Altay Türkleri arasında anlatılagelmiştir. Rus Türkolog Vasili Radlof
(1827-1918) tarafından yazıya geçirilmiştir. İslâmiyet’ten önceki döneme ait en
eski destanlar Saka Türklerine aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga ve
Şu Destanı parçaları bulunur. Bunlar Kaşgarlı Mahmut’un (1008-1102) Divân-ı
Lügati’t-Türk adlı eserinde yer almaktadır.

Belli başlı
destanlarımızı şöylece sıralamak mümkündür: Alper Tunga, Battal Gazi, Bozkurt,
Danişmend Gazi, Ergenekon, Genç Osman, Göç, Göktürk, Kiziroğlu Mustafa,
Köroğlu, Kürşad, Manas, Mehrali Bey, Mete Han, Oğuz Kağan, Sarı Saltuk, Satuk
Buğra Han, Şu, Türeyiş, Ulu Hn Ata Bitiği, Yaratılış ve bunların bölgelere göre
varyantları… Ayrıca, Kurtuluş, Çanakkale, Kunurî, Kerkük, Ahıska, Doğu
Türkistan destanları vardır.

***

Mustafa Necâti
Sepetçioğlu eserinde; destanlardaki ortak noktalar, destan çekirdeğinin
oluşması ve gelişmesi, millî yapı-ortaklaşa şuur, Zerdüşt Efsânesi, Yunan, İran,
İrlanda destanları hakkında da bilgiler veriyor.

İRFAN
YAYINCILIK:

 Alemdar Mahallesi Çatalçeşme
Sokağı Nu: 42 Kat: 3 Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-518 38 66 Belgegeçer:
0 212-516 32 54. E-posta:
irfanyay@gmail.com    www.infanyayinevi.com 

 

MUSTAFA NECÂTİ SEPETÇİOĞLU

Türk yazar Mustafa
Necati Sepetçioğlu (1930 – 2006), ilk, orta ve lise tahsilini doğduğu şehir
olan Tokat’ın Zile ilçesinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nünden diploma aldı. Çeşitli kurumlarda
memurluk ve idârecilik yaptı. İlk romanlarında Malazgirt Zaferi’nden başlayarak
İstanbul’un Fethi’ne kadar olan Türk târihini konu aldı, sonrakilerde ise
Türkiye’de yaşanan değişimi değişimi ve neticelerini anlattı.

Sepetçioğlu’nun târihî
romanlarının yanı sıra tiyatro oyunları da bulunuyor. Trampacılar adlı oyunu
İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelendi. Büyük Otmarlar adlı oyunu, önce
İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nca sahneye konuldu,
ardından Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde en iyi oyun seçildi.
Gece Vaktinde Gün Dönümü ve Karanlıkta Mum Işığı adlı kitaplarıyla, 1980
yılında ‘Türkiye Millî Kültür Vakfı Kültür Armağanı’nı kazanan Sepetçioğlu,
1994’te İLESAM Üstün Hizmet Beratı aldı ve 1998’de Atatürk Dil-Târih Kurumu
Şeref Üyeliği’ne seçildi.

Eserlerinden bâzıları:
Kilit, Anahtar, Can Ocağında Pişen Aş, Abdürrezzak Efendi, Menekşeler Ölmemeli,
Bir Büyülü Dünyâ ki, Kapı, Konak, Çatı, Üçler-Yediler-Kırklar, Bu Atlı Geçide
Gider, Geçitteki Ülke, Darağacı, Ebemkuşağı, Sabır, Gece Vaktinde Gündönümü, Cevahir
ile Sâdık Çavuşun Buğday Kamyonu, Karanlıkta Mum Işığı, Güneşin Dört Köşesi, …Ve
Çanakkale (3 Cilt), Kutsal Mahpus, Yesili Hoca Ahmed (üçleme), Ergenekon
Destanı, Büyük Otmarlar, Trampacılar, Köprü, Yunus Emre, Son Bloklar
.

Önceki İçerikAkıl ve Bilimle Yönetmek
Sonraki İçerikİmam-I Azam Ebû Hanîfe’de (699-767) Ehl-İ Beyt Sevgisi
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.