Kam Anadan Türk Dünyâsı Masalları 3

41

Özbek-Kerkük-Hakas-Kazakistan-Gagavuz-Çuvaş

 

Türk Dünyâsı’ isimlendirmesi
rahmetli Prof. Dr. Turan Yazgan (1938-22 Kasım 2012) Haca’nın, 22.000.000
kilometrekarelik alanda yaşayan Türk kökenli 300.000.000 milyon insana
armağanıdır. Söz konusu coğrafyada Türk’ün târihi, dili, kültürü, kitâbeleri,
şiirleri, destanları ve masalları vardır.

Dünya edebiyatında olduğu gibi Türk
edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde
‘destan’ kelimesi, birden fazla nazım ve nesir şekli için kullanılmıştır. Hâlen
de kullanılmaya devam etmektedir. Nazım şekillerinden bir bölümü ve manzum
hikâyeler, destanlar ve masallarla kâinatın ve milletimizin yaratılışını,
gelişimini, hayatta kalma mücâdelelerini, sevinçli ve kederli dönemlerini,
kahramanlıklarını, beşerî ilişkilerini günümüze aktarırlar.

Edebiyat târihçileri ve araştırmacıları;
masalları, aşk hikâyelerini ve destanları aynı grup içerisinde ele alırlar.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce,
destanlarımız ve eski dönemlere ait masallarımızı edebiyat kitaplarında ve
çocuk yayınlarında görmek mümkün değildi. Yunan mitolojisine ait metinler
okutulurdu.

Çocuk eğitiminin çocuk yayınlarıyla daha etkili
olduğu fark edilince, masal kitapları da önem kazandı. Ötüken Neşriyat, çok
kaliteli, renkli ve resimli eserlerle kendisine geniş bir sâha oluşturdu.

***

Fatma
Hânecioğlu
Alparslan’ın resimleriyle Hilal Koçyiğit’in hazırladığı  ‘Kam Ana’dan
Türk Dünyâsı Masalları
’ hem şık görünümü hem de dolgun içeriğiyle
çocuklarımızın sâdece gönlünü ve gününü değil, geleceklerini de aydınlatıyor.
Kitabın sıcaklığı, samimiyeti, sarıp sarmalayan kucaklayıcılığı takdim
yazısıyla başlıyor:

Evvel zamanda insanlar
coşkun, heyecanlı durumlarda bir araya gelirmiş. Bu zamanlarda herkesin
tanıdığı, sözüne kulak verdiği biri çıkarmış içlerinden. Derdi olanın
dermanına, hasta olanın şifasına niyetle söyler, anlatır, dans edermiş bu kişi.
Kimileri ona baksı, kimileri de kam dermiş. İşte o kişilerin nesilden nesile
aktardığıyla yol almış kadim gelenek.

Türk Dili ve Edebiyatı
öğretmeni olan, hikâye ve masalların içinde kendinin ve geçmişin izlerini süren
anlatıcıya; bir gün onu dinleyenler ‘Kam
Ana
’ diye seslenmişler. Bu hediyeyi kabul etmiş anlatıcı ve izini sürdüğü
masalları, hikâyeleri ‘Kam Ana Kadimden
Bugüne Masallar
’, ‘Kam Ana Udagan’ın
Yolu
’ adlı eserlerinde yazmış.

Masalları hem kendi
çocuklarına hem ülkemizde ve yurt dışında pek çok çocuğa anlatmış. Şimdi
torununa da anlatmaya devam ediyormuş.

Kam Ana’nın masallarına
tezhip ve minyatür sanatçısı Fatma Hanecioğlu Alparslan’ın resimleri eşlik
ediyor. Masallarda yer alan bu güzel resimlere minyatür deniyor. Sanatçımız
yurt içi ve yurt dışında pek çok sergide eserleriyle yer aldı. Kültür Bakanlığı
tarafından ödüle lâyık görüldü.

***

Arka kapak yazısı, aynı sıcaklık ve
samîmiyetle okuyucuyu sayfalara dâvet ediyor:

Her masalın başında bir
bilmece ve tekerleme bulacaksınız. Bilmecenin cevabı, masalın içinde çıkacak
karşınıza.

 

 

 

Sayfaları çevirelim,
kahramanlarımız neler neler yaşamış hep birlikte görelim.

Sözün izinden derilmiş
masallarla yolculuğa çıkmaya var mısınız?

***

Biz de çağrıya uyalım ve sayfalara girelim:
Birinci masalın ‘Bilmece Bildirmece’si
şöyle:

Bir kemende bağlı bir dizi dünya. Birine girsen küçük adalar,
bir de derya.

***

Eskiden masallar bir tekerleme ile başlarmış.
Kam ana da eski geleneğe uymuş:

Evvel zaman içinde,

 kalbur saman
içinde

Eski gömlek, yeni
gömlek

Düğme diktim ilmek
ilmek.

Yedi insan giydirdim.

Bitmedi kumaşım.

Yedi dağı dolandım.

Bitmedi kumaşım.

 İpin ucunu attım.

 Aya bir çengel taktım.

 Pek yakıştı kumaşım.

İstedim ki varayım.

 Tutundum da tırmandım

İpin ucunu tuttu bir
kuş.

 Bir baktım bizim baykuş!

Dur dedim, vay dedim.

 Çıkayım bak ay dedim.

Attı beni bir ile.

 İlden çıktım geldim dile.

***

Bilmece bildirmece’nin ipucunu burada
aramayınız sevgili arkadaşlar.

Çünkü masal henüz başlamadı. Bu bölüm, adı
üstünde: Tekerleme…

Ve… işte birinci masal:

 

ALTIN
KARPUZ

Bir varmış, bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içindeymiş. Var varanın, sür sürenin,
destursuz bağa girenin karşısına bir çiftçi çıkmış. Bu çiftçi çok ama çok
yoksulmuş. Hepi topu bir tohum atımlık yeri ya var ya yokmuş. Yine de burada
gece gündüz, emekli zahmetli gün geçirirmiş.

Derken bahar gelmiş.
Çiftçi o bir atımlık, beş adımlık yeri sürmeye başlamış. Sürüp toprağı
havalandırırmış ki belki bir umut, biraz daha fazla tohum ekebilirmiş. İşlerini
yapmış. Az ilerideki kayanın dibinde gölgelenmeye durmuş. Tam o sırada gökte
uçmakta olan sürüden bir leylek, düşüvermiş; düştüğü yerde de kalakalmış.
Çiftçi hemen leyleğin yanına gitmiş, bir de ne görsün! Leyleğin kanadı kırıkmış.
Çiftçi onu alıp evine götürmüş. Kırık kanadına bir tahta bağlamış. Bir zaman
iyileşene kadar ona bakmış. Leylek iyi olunca uçup gitmiş.

Bizim yoksul çiftçi de
işine gücüne devam etmiş. Yine bir gün toprağıyla uğraşırken, leylek alçaktan
uçarak geçmiş. Çiftçi elindeki toprağı işlemeye devam etmiş. Leylek biraz daha
alçaktan uçarak geçmiş. Çiftçi o an fark etmiş leyleği. Durup beklemiş. Leylek
iyice alçaktan uçmuş ve bizim yoksul çiftçiye üç tane karpuz çekirdeği atmış.

 Çiftçi bir elindeki çekirdeğe, bir sâhip
olduğu toprağa bakmış. Belki tutar da bereketli olur umuduyla ekmiş
çekirdekleri. Nice günden sonra diğer tohumlarla birlikte karpuz çekirdekleri
de büyümüş, büyümüş. Hasat* vakti gelmiş. Çiftçi yazın tam da ortasında koca
koca karpuzları almış eve götürmüş.

*Hasat: Ürün kaldırma, ekin
biçme işi.

Karpuzu kesip üleşme
zamanı gelmiş. Ne kadar hısım akraba, eş dost varsa dâvet etmiş. Ama gel gör ki
hiçbir bıçak bu karpuzları kesememiş. Bir vurmuşlar, iki vurmuşlar yok;
karpuzlar kesilmemiş. Herkes şaşırmış. Yere vurup yaralım, demişler. Karpuzu
yere bir atmışlar ki her yere çil çil altınlar saçılmasın mı! Gözlerine
inanamamış hiç kimse. Hemen öbür karpuzları da atıp yarmışlar. Meğer hepsinin
de içi ağzına kadar altın doluymuş.

Yoksul çiftçi büyük bir
sevinçle onca altını, çağırdığı tüm misâfirlerle üleşmiş. Herkes mutlu mesut
ayrılmış. Kalan da çiftçiye yetermiş. Ertesi gün yine tarlasına gitmiş çiftçi.
Bir de ne görmüş! Kalan her kök on karpuz daha vermiş. Çiftçinin meyvesi de
toprağı da bereketlendikçe bereketlenmiş.

O diyarın hayli zengin
başka bir çiftçisi daha varmış. Malı çokmuş ama gözünde tokluk yokmuş bu
adamın. Yoksul çiftçinin nasıl olup da kendisinden daha zengin olduğunu merak
edermiş. Dayanamamış, içindeki sorularla varmış çiftçinin kapısına. ‘De hele! Bir anda nasıl bu kadar zengin
oldun
?’ diye sormuş.

Çiftçi tarlayı, yaralı
leyleği, ondan sonrasını tek tek anlatmış. Bütün bunları dikkatlice dinleyen
zengin çiftçi bir daha, bir daha anlattırmış ki hiçbir şeyi kaçırmak istememiş.
Bizim yoksul çiftçinin yanından ayrılır ayrılmaz başlamış beklemeye. Tüm göçmen
kuşları gözlemiş de gözlemiş. Hiçbir leylek düşmemiş onca tarlasının herhangi
bir yerine. En sonunda sabrı taşmış zengin çiftçinin. Ağacın tepesinde
yuvasında duran leyleğe eline geçirdiği taşı sopayı atmış da düşürmüş onu
yuvasından. Leyleğin yanına gidip bir de bakmış ki ne görsün! Leyleğin kanadı
değil, ayağı kırılmış. Olsun deyip hemen almış leyleği, evine götürmüş.
Günlerce gözü gibi bakmış ona. Leylek de iyileşince uçmuş gitmiş.

Aradan biraz zaman geçmiş.
Varlıklı çiftçi gözü göklerde leylek yolu gözlemiş. Gelmiş beklediği leylek.
Tıpkı öbür çiftçinin anlattığı gibi üç karpuz çekirdeği bırakmış önüne.

 Büyük bir iştahla, hevesle çekirdekleri
toprağa gömmüş çiftçi. Günü güne eklemiş, geceyi tezden savuşturmuş derken
beklediği gün gelip çatmış. Tarlasına gittiğinde bir de ne görsün! Koca koca üç
karpuz! Hemen almış karpuzları, tutmuş evinin yolunu. Bu karpuzların içindeki
altınları kimseyle paylaşmaya niyeti olmadığından, hiç kimselere haber
salmamış. Girmiş odasına, kapıyı içeriden kilitlemiş. Üç karpuzu birden
kaldırmış, atmış yere. Atmış da ne görmüş! Karpuzun içinden koca koca eşek
arıları çıkmasın mı!

Çiftçinin orasını burasını,
her yerini sokmuş arılar. Çiftçi yüzü gözü şişip kapıyı da anahtarı da
bulamadan, oracıkta debelene debelene can vermiş. Malı mülkü yetime yoksula
kalmış. Bizim eskinin yoksulu şimdinin varsılı çiftçimiz de eline geçenden üleşerek,
bölüşerek ve hep çalışarak mutlu mesut yaşamaya devam etmiş.

Bir kemende bağlı bir dizi dünya; birine girsen küçük adalar, bir de
derya
.’ dedikleri bir karpuz vermiş iyinin hakkını, kötünün cezasını.

***

Kam Ana bu şirin kitabı hazırlamak için
herbiri ayrı bir kültür hazinesi olan kimi rahmet-i rahmana kavuşmuş yazarlardan,
ilim adamlarından faydalanmış. Sevgili arkadaşlar sizler de büyüdüğünüzde
masal, destan ve hikâye yazarken bu kişilerden ve eserlerinden
faydalanabilirsiniz:

Böylece yeni Kam Analar, Korkut Atalar, Dede
Korkutlar sizin aranızdan yetişecektir.

1-KÖSOĞLU, Nevzat; Türkiye Dışındaki Türk
Edebiyatları Antolojisi Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

2-ALPTEKİN, Prof. Dr. Ali Berat; Hayvan
Masalları, Ankara. 1991

5-ELÇİN, Prof. Dr. Şükrü; Halk Edebiyatı
Araştırmaları, 1-2, Akçağ Yayınları, Ankara, 1997.

4-GÜNEY, Prof. Dr. Eflâtun Cem; Masallar, Ankara, 1982

5-SAKAOĞLIT, Prof. Dr. Saim; Masal Araştırmaları, Ankara, 1999.

6-DİLÇİN, Prof. Dr. Cem; Yeni Tarama Sözlüğü,
TDK Yayınları, Ankara,

7-ATALAY, Besim; Dîvânu Lugâti’t Türk
Tercümesi, Türk Dil Kurum. Yayınlan, 1991.

8-BAYAT, Prof. Dr. Fuzuli; Kadim Türklerin
Mitolojik Hikâyeleri, Ötüken Neşriyat, 2017.

9-ÇAĞBAYIR, Yaşar; Ötüken Türkçe Sözlük,
Ötüken Neşriyat, 2017.

 

Dışı da içi de çok sevimli olan kitap, 15 X
21,5 santim ölçülerinde, 90 gram dergi kâğıdına resimli ve renkli olarak
basılmış 132 sayfadır.

İyi okumalar…

 

ÖTÜKEN
NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul
Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr  

Önceki İçerikÖlmüş!
Sonraki İçerikKuruluşlardan “Türk” Adının Çıkarılmasını İsteyenler Nereye Koşuyor?
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.