Kabul-Ü Adem  –  Tasdik-İ Adem

169

     Eğer denilse: Dalâlet / bâtıl ve boş inançta öyle dehşetli bir elem ve bir korku var ki, kâfir; değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması lâzım geliyor. Belki o elemden ezilmeli ve o korkudan ödü patlamalıydı. Çünkü insaniyet itibarıyla hadsiz / sayısız eşyaya / şeylere müştak / çok istekli ve hayata âşık olduğu halde; küfür vasıtasıyla, mevtini / ölümünü bir idam-ı ebedî / sonsuz yokluk ve bir firak-ı lâyezalî / sonsuz bir ayrılık ve zevâl-i mevcudatı / varlığın sona ermesini ve ahbab ve sevdiklerinin vefatlarını ve bütün sevdiklerini idam / yok olmuş ve müfarakat-i ebediye / ebediyyen ayrılık suretinde, gözü önünde, daima küfür / inançsızlık vasıtasıyla gören insan nasıl yaşayabilir? Nasıl hayattan lezzet alabilir?

     İmana karşı mübareze eden / çekişen ehl-i küfür / inançsız kişiler; gayet müşkülât / zorluklarla  menfî itikatlarını kabul-ü adem / yokluğu kabul ve tasdik-i adem / yokluğu tasdik suretinde ispat ve kabul etmeye çalışsalar; o küfür / o inkâr bir cihette yanlış bir ilim ve hattâ bir hüküm sayılabilir. Yoksa, irtikâbı / işlemesi çok kolay olan, yalnız adem-i kabul / kabulsüzlük ve inkâr ve adem-i tasdik / tasdiksizlik ise, cehl-i mutlak / tam bir cehalet ve hükümsüzlüktür.

     Hem kabul etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır. Adem-i kabul / kabulsüzlük bir lâkaytlıktır, bir göz kapamaktır ve cahilâne / cahilce bir hükümsüzlüktür. Bu surette, çok muhal / imkânsız şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı onlarla uğraşmaz.

     Amma inkâr ise, o adem-i kabul / kabulsüzlük değil, belki o kabul-ü adem / yokluğu kabuldür, bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur. O halde, senin gibi bir şeytan, onun aklını elinden alır, sonra inkârı ona yutturur.

     Hem, ey Şeytan! Bâtılı hak ve muhali / imkânsızı mümkün / olası gösteren gaflet, dalâlet,  safsata, inat, mağlata / saçmalık, mükâbere / büyüklenmek, iğfal / aldatma ve görenek gibi şeytanî desîseler / hilelerle; çok muhalâtı / imkânsızlıkları intaç eden / doğuran küfür ve inkârı, o bedbaht, insan suretindeki hayvanlara yutturmuşsun!

     Elhasıl, itikad-ı küfriye / inançsızlık, iki kısımdır. Birisi: Hakaik-i İslâmiye / İslâm hakikatlerine bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve bâtıl / hurafe bir itikat ve hatâ bir kabuldür. Zâlim bir hükümdür.

     İkincisi: Hakaik-i imaniyeye / iman gerçeklerine karşı çıkar, muaraza eder / sözlü mücadelede bulunur. Bu da iki kısımdır.

     Birisi: Adem-i kabul / kabulsüzlüktür. Yalnız, ispatı tasdik etmemektir. Bu ise bir cehildir. Bir hükümsüzlüktür ve kolaydır.

     İkincisi: Kabul-ü adem / yokluğu kabuldür. Kalben, ademini / yokluğunu tasdik etmektir. Bu kısım ise bir hükümdür, bir itikad / bir inançtır, bir iltizam / bir gerekli bulmadır. Hem iltizamı / gerekliliği için nefyini ispat etmeğe mecburdur.

     Neden bir cüz-ü hakikat-i imaniyeyi / iman hakikatinin birini inkâr eden kâfir olur ve kabul etmeyen Müslüman olamaz. Halbuki, Allah ve âhirete iman, bir güneş gibi o karanlığı izale etmek / gidermek lâzım geliyor. Hem neden bir rükün / bir esas ve hakikat-i imaniyeyi / iman hakikatini inkâr eden mürted / dinden çıkmış olur, küfr-ü mutlaka / tam bir inançsızlığa düşer ve kabul etmeyen İslâmiyetten çıkar? Halbuki sair / diğer erkân-ı imaniyeye / iman esaslarına imanı varsa, onu küfr-ü mutlak / inançsızlıktan kurtarmak lâzım geliyor.

     İman, altı rüknünden / esasından çıkan öyle bir vahdanî / Allah’ın birliği ile alâkalı hakikattir ki, tefrik / birbirinden ayrılmayı kabul etmez. Ve öyle bir küllî / bütündür ki, tecezzî / bölünmeyi  kaldırmaz. Ve öyle bir küll / bütündür ki, kabil-i inkısam olmazlar / kısımlara ayrışmayı kabul etmezler. Çünkü, herbir rükn-ü imanî / iman esası, kendini ispat eden hüccet ve delilleriyle, sair  / diğer erkân-ı imaniyeyi / iman esaslarını ispat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i âzam / en büyük delil olur. Öyleyse, bütün erkânı /rükünleri bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl / bâtıl bir fikir, hakikat nazarında birtek rüknü / esası, belki bir hakikati iptal edip inkâr edemez. Belki adem-i kabul / kabulsüzlük perdesi altında gözünü kapamakla, bir küfr-ü inadî / inadî bir inançsızlık yapabilir. Git gide küfr-ü mutlaka / tam bir küfre düşer, insaniyeti mahvolur, hem maddî hem mânevî Cehenneme gider.

Önceki İçerikİlahiyatçı – Felsefeci Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay, Nevzuhur Devrimbaz İlâhiyatçıları Anlatıyor.
Sonraki İçerikHer şey üstüne üstüne geliyorsa, belki de sen ters gidiyorsundur. Fransız Atasözü
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.