İstanbul’u Yeniden Görmek ve Düşünmek

43

İstanbul’umuz dünyadaki tarihi şehirler içinde ilk 3-5
şehirden biridir. Eski çağlardan beri yerleşim yeridir. Doğu Roma İmparatorluğuna
başkentlik yapmış olup, o döneme ait, başta Ayasofya ve

Yerebatan Sarnıcı gibi eserler olmak üzere, pek çok tarihi
değere sahiptir. 1453’te biz Türklerin fethi ile Osmanlı Devleti’nin Bursa ve
Edirne’den sonraki başşehri olmuştur. Bu dönemlere ait de başta Topkapı Sarayı
ve Sultanahmet Camii olmak üzere pek çok tarihi esere ev sahipliği yapmaktadır.
Bu şehrimiz ayrıca bir ticaret, tarihi ve doğal güzellikleriyle zengin bir
turizm merkezidir. İstanbul’u 90’lı yıllarda birkaç defa gidip, gezip görme
imkânım olmuştu. 20 – 25 yıl kadar aradan sonra bazı tarihi mekânları yeniden gezip
görme amaçlı gittiğim bu şehirdeki önemli bulduğum ve dikkatimi çeken bazı
hususları paylaşmak isterim.

İlk dikkatimi çeken, çok kalabalıklaşmış bir şehir haline
gelmiş olmasıydı. Bu kalabalıklaşmada, farklı ülkelerden gelen turist grupları,
tek başına veya birli ikili aileler şeklinde gezen turistlerin varlığı, memnuniyet
verici bir duygu yaratıyordu. Tarihi ve turistik yerlerdeki insanların bu varlığı,
ülkemizin turizm potansiyelinin doğru kullanıldığı kanaatini vermekteydi.
Ayrıca görünümlerinden saç ekimi, yüz estetiği gibi sebepler için geldiği belli
olan insanların da fazlalığı ülkemizin sağlık turizmi için de tercih edilen bir
yer olduğunu göstermekteydi.

Şehrin özellikle toplu ulaşım imkânları takdire şayandı. Yerin
3-5 kat altına yapılmış olan ve birçok

önemli noktaları birbirine bağlayan metro ağı, batıdakileri
aratmayacak kadar güzeldi. Marmaray ve

Avrasya tüneli ile şehrin iki yakasının buluşturulması, raylı
sistemlerin yaygınlaştırılması ise toplu ulaşım imkanlarının daha çok
kullanılabilmesi ile büyük kolaylıklar sağlamaktaydı.

İstanbul’umuzun en önemli tarihi merkezini görmek için önce
Sultan Ahmed Meydanına gidiyoruz.

Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultan Ahmed Camii ve Yerebatan
Sarnıcı gibi birçok, gerek Roma döneminden gerekse Osmanlı döneminden kalma
eserler bu bölgede bulunmaktadır.6. Yüzyılda yapılmış olan Yerebatan Sarnıcı
bölgenin su ihtiyacı için düşünülmüştür.1000 m2’lik bir alana yapılmış olup,
336 adet 9 m yüksekliğindeki mermer sütunlar ile görmeye değer bir eserdir.
Sonra yine o dönemlerden yapılan büyük mabed Ayasofya’ya(Kutsal bilge)
gidiyoruz. Büyük kubbesi ile yapıldığı günden bugüne dikkat çekici bir mabed
olup dünyanın 8. Harikası olarak bilinir. Mısır, Efes, Suriye’deki antik
eserlerden alınıp getirilen mermer sütunları, muhteşem kubbesi ve
duvarlarındaki muhtelif ve anlamlı dini motifli mozaikleri ile ziyaretçilerini
kendisine hayran bırakmaktadır. 1453’te İstanbul’un fethi ile Fatih Sultan Mehmed
tarafından fetih camiine çevrilmiş ve yapılan muhtelif yapılar ile bir
külliyeye dönüştürülmüştür. İçerideki fil ayakları üzerine asılı 7,5 m
çapındaki 8 adet hat levhalar dikkat çekicidir. Koyu yeşil bir zeminde altın
varaklı şeklinde döneminin meşhur hattatı Kazasker Mustafa Efendi (1801 – 1876)
tarafından yazılmıştır. Turist grupları, genç yaşlı bir yığın insan, ayrıca
ibadet için gelenlerin sebep olduğu uzun bir kuyruk giriş için yeni bir
düzenlemeye ihtiyaç olduğunu düşündürmektedir.

Ayasofya’dan sonra mavi çinileri ile meşhur Sultan Ahmed
Camiini görmeye gidiyoruz. Restorasyon

amaçlı tamamen kapalı olması bizim gibi gelenler için üzücü
idi.Ayrıca buranın tamamen kapalı olması

Ayasofya’nın girişindeki uzun kuyruklar namaz ibadeti için
gelenlerin oradaki küçük camiye mecbur kılıyordu. Bu iki büyük mabedin olmasına
rağmen Endonezya’dan gelmiş olan bir turist grubunun kadınlı erkekli ve oldukça
sıkışık bir şekilde burada ibadetlerini yapmak mecburiyetinde kaldığını görmek üzüntümüzü
artırmıştır. Daha sonra görülecek bölge tabi ki Beşiktaş. Dolmabahçe Sarayı,
Dolmabahçe Camii, Resim ve Heykel müzeleri, Denizcilik Müzesi gibi yerler,
görülecek yerlerdir. Bu bölgeye Yıldız Sarayı’nın hemen bitişiğindeki Yahya
Efendi ayrı bir zenginlik katmaktadır.

Tabii ki bu şehir 1-2 günde gezilebilecek bir yer değildir.
Boğaziçi’nden Adalara, Eyüp Sultan’dan

Sultan Ahmed’e, Fatih’ten Balat’a, Topkapı Sarayından Rumeli
ve Anadolu Hisarlarına kadar bir yığın tarihi ve doğal güzellikler görülmelidir.
Bu sebeple de şiirlere, hikâyelere, romanlara, filmlere konu

olmuştur.Yeni görülesi yerler arasında Topkapı’daki Panoroma
1453, İstanbul Arkeoloji müzesi , Rami

kışla kütüphanesi, Çamlıca Televizyon Kulesi, Millet Cami,
Kız Kulesi gibi yerleri de saymalıyız.

Tüm bunlar ve özellikle toplu ulaşımdaki yeni imkânlar
İstanbul’umuza zenginlik katmıştır. Şehrin bu

imkân ve gelişmesinde son 20 – 25 yılda aldığı hizmetler
önemlidir. Burada büyükşehir belediye başkanlığı zamanı dâhil Cumhurbaşkanımız
R. Tayyip Erdoğan’ın payı önemlidir. Başta O’na olmak üzere emeği geçenlere
şükran duygularımı iletirken, keşke doğal doku ve tarihi alanlar daha fazla

korunabilseydi, gökdelenlerle şehrin silüeti bozulmasaydı da
demeliyiz.

Tarihi eserler şehirlere zenginlik katan yerlerdir. Şehrimizde
de Paşa Suyu olarak bildiğimiz

Romalılardan kalma ve o dönemin en büyük ikinci su hattı
olan tarihi miras, yine o dönemlerden kalma İnbayırı Sarnıcı, İnbayırı sarnıcı
ile Süleyman Paşa hamamı arasında bulunan, içinde insan girebilecek özellikteki
su kanallarından kalan bir kısmı günyüzüne çıkarılıp gezip görülecek yerler
arasına katılmalıdır. Şehirlere önemli ulaşım imkânı ve kolaylık sağlayan
tramvay hizmetinin yakın ilçelerimize de ulaştırılması geciktirilmemelidir.

Bu yazı 6 Şubat Kahramanmaraş depremi öncesinde yazılmıştır.
Bu deprem tekrar göstermiştir ki

İstanbul için beklenen olası depremin benzeri bir felakete
dönüşmemesi için yerel ve merkezi

yönetimlerin el birliğiyle ve öncelikli olarak tedbir
çalışmalarının hızlandırılması gerekmektedir.

Tabii Afetlerin felakete dönüşmediği evlerimizde, huzur ve
güven içinde yaşadığımız bir gelecek

dileğiyle.