İslâmdan Önce Ömer, İslâmdan Sonra Ömer

99

Muhatabı / konuştuğu kimse karşısında âciz kalan bâzı
kimseler;

     İkna edici
karşılığı veremedikleri zaman, bilgileri kifayetsiz / yetersiz kaldığında,

     Yenik duruma
düşünce, maalesef / yazık ki, çok kötü, çirkin ve yanlış bir

     Cankurtaran
simidine sarılıyorlar! Karşısındakini; terk etmiş olduğu, vazgeçmiş bulunduğu,

     Geçmişte kalan;
bugünle artık alâkası / ilgisi kalmamış vasıflarla nitelemekte,

     Onu artık ilişkisi
kalmamış, eski çirkin vasıf ve sıfatlarıyla itham etmekte, suçlamakta!

     Böylece onu mahcup
ettiğini, yendiğini, sözel olarak alt ettiğini sanmakta!

     Çevresindekilere
karşı da, güya üstünlüğünü göstermiş olmakta. Sanki bilgili olduğu

     Sanını vermekte,
öyle bir intiba / izlenim bırakmış olduğunu zannetmektedir!

     Aslında nefsini /
kendini kandırmakta, kendini gerçeğe karşı uyuşturmakta,

     Boş bir gururla,
kendini avutmakta olduğu, hiç aklına gelmemektedir!

     Kâmil / olgun
insana / kişiye yakışmayan; bu üslûptaki yakışıksız, çirkin konuşma tarzını;

     Bilhassa /
özellikle, siyasetle uğraşan siyasetçi ve politikacılar yaparak;

     Sık sık görülen
üzücü duruma meydan vermekte, ibret verici sahneler sergilemekteler!

     Eskide kalmış,
bugün için mazi olmuş; terk edilmiş, vazgeçilmiş söz ve davranışların;

     Bugünkü
sahiplerine karşı kullanıp sarf etmekte. Lüzumsuz, yersiz ve faydasız fakat

     O nispette
zararlı, kötü, gayri insanî / insana yakışmayan bir örnek oluşturmaktadırlar.

X

     Meselâ: “Ben senin
geçmişini de bilirim. Sen o zamanlar 
-menfi vasıflarını sayarak-

     Şöyle şöyle bir
kimse değil miydin? Hadi oradan! Senden adam olmaz!” vs.

     Böylece kişiler ve
topluluklar arasına, kin ve nefret tohumları atılmakta.

     Aralarında onulmaz
yaralar açılmakta. Milletin birlik ve beraberliğini bozucu durumların

     Uyanmasına
sebebiyet verilmekte. Tarafları tutuşturacak tefrika kıvılcımları saçılmakta.

     Etrafa ayrılık
gayrılık tohumları ekilmekte. 

     Halbuki / oysa:

 

   “Girmeden tefrika
bir millete düşman giremez.

     Toplu vurdukça
yürekler onu top sindiremez.”

 

     Bir de, ibretâmiz
/ ibret verici, tarihî / tarihten bir misal / bir örnek verelim:

     Meselâ sen birine
bir vesile ile Hz. Ömer’den bahsederek:

     Hz. Ömer
adaletiyle meşhur / ünlü bir halifedir. İslâma büyük hizmetler etmiştir. Öyle
ki:

     Fırat kıyısında
bir koyunu kurt yese; Hz. Ömer kendini onun sorumlusu olarak görürdü.    

     Hz. Ömer öyle
istisnaî / yeri doldurulmaz bir şahsiyet idi ki, Hz. Muhammed onun için:

   “Benden sonra
Peygamber gelecek olsaydı; Allah Ömer’i Peygamber olarak gönderirdi.” 

     Dediğin zaman, o
kişi daha fazla dayanamayarak dese ki:

   “Bırak canım Ömeri!
Cahiliye devrinde, İslâm olmadan önce, kızını kuma gömen o değil miydi?”

     Halbuki bu acı
hatırayı her anışta Hz. Ömer ağlardı.

   “Helvadan putlar
yapıp, sonra da acıkınca, yaptığı helvadan putları yiyen o değil miydi?”

     Bu hatırlayış ise,
Hz. Ömeri güldürürdü.

     Evet o idi. Ama o,
İslâmdan önceki Ömer idi. İslâmdan sonraki Ömer’de ise,

     İslâmdan önceki
Ömer’den eser kalmamıştı. Artık o bambaşka bir Ömer idi.

     Müslüman olmakla,
sanki yeniden doğmuştu. Artık o eski hâlinden mes’ul / sorumlu değildi.

     Her yeni müslüman
olan gibi, eski hâli muhal idi. Eski hâlini nazara verilerek suçlanamaz. 

     O hâlde, bu gibi
muhataplarımızı; vazgeçtikleri, kesin dönüş yaptıkları durumlarından ötürü,

     Doğru düzgün birer
vatandaş olarak hayatlarına, yepyeni bir çeki düzen verdikleri için, onları;

     Artık yersiz
suçlamalardan uzak tutalım. Onları, bu güzel dönüşlerine pişman ettirmeyelim.

     

Önceki İçerikDeğil mi?
Sonraki İçerikTatlı Düşmanla Başa Çıkmanın Yolları
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.