“İslâm ırkçılığı reddeder!”

30

Birinci Dünya Harbi’nin arifesinde bugün Irak’ta kalan
Süleymaniye’nin Sorani Baban Aşireti Riyaset Hanedanından Şafî mezhebinden
Ahmed Naim, Sebilül Reşat dergisinde “İslâm’da davayı kavmiyyet” başlıklı bir
makale yayınlar. Makale hemen kitapçık halinde de basılır.[1] Kitap yaklaşık
yarım asır sonra, 1963’te, “İslâm Irkçılığı Menetmiştir” başlığıyla tekrar
yayınlanır.[2]   O gün bu gündür, “İslâm
ırkçılığı reddeder”, “Ya Müslümansın ya milliyetçi”, “İslam kavmiyetçiliğe
karşıdır” gibi başlıklarla Siyasî İslâmcılar tarafından sık sık tekrarlanan
yayınlar, büyük çapta bu kitaba dayanır. Bu yayınların elinizdeki kitabın
yazıldığı tarihe en yakın örnekleri, Diyanet İşleri’nin Din İşleri Genel
Müdürlüğü’nde Yıldıray Kaplan’ın yazanı göründüğü ve genel seçimlere iki gün
kala cuma hutbesinde okutturulan “İslam ırkçılığın her türlüsünü reddeder”
başlıklı metin, Diyanet Dergisi’nin “Asabiyet” özel sayısında Diyanet İşleri
Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in “Irkçılık: İslâm’ın reddettiği zihniyet”
başlıklı başyazısı ile[3]   yine aynı
dergide Prof. Dr. Yusuf Ziya Keskin’in “Kuran ve sünnete göre kavmiyetçilik”[4]  yazılarıdır.

 

Darül harpte yalan mübah

Merhum Ali Yardım hocanın atıf yaptığımız makalesi okununca
bu yayınlardaki yanlış açıkça görülmektedir. Bunlar, özetle:

Yanlış tercüme,

Maksada uygun görülen hadislerin alınıp, uymayanlardan hiç
bahsedilmemesi, hatta aynı hadisin iddiaya yardımcı olacak yarısının alınıp
diğer yarısının atılması,

Ahmed Naim’in kasten yanlış kullandığı “asabiyyet”
kelimesinin son dönemde bir kere daha yanlış olarak “ırkçılık”,
“kavmiyetçilik”, hatta “milliyetçilik” diye çevrilmesidir.

Bir başka deyişle duruma göre:

Doğru söylenmemektedir,

Doğrunun tamamı söylenmemektedir,

Doğruya yanlış ilaveler yapılmaktadır.

Kimlerin bu yolla kasten yalan söylediğini, kimlerin
bilgisizlikten bu hataya düştüklerini tespit zordur. Yukarıdaki unvanlara
bakıldığında bu iki hâlden hangisinin daha vahim olduğuna karar vermek de kolay
değildir.

 

Doğruyu, doğrunun tamamını ve doğrudan başka hiçbir şeyi…

İlk yalanlar, Ahmed Naim[5]  tarafından icrâ edilmekte, sonra günümüz
Siyasî İslâmcılarınca sürdürülmektedir (Alıntılar Prof. Ali Yardım’ın adı geçen
makalesindendir.):

 

Hadislerde kullanıldığı şekliyle “asabiyyet”, “fanatizm”
demektir: “Peygamber Efendimizin yasaklamış olduğu ‘asabiyyet’ kavramını bir
sistem olarak ifâde etmemiz gerekirse, mevcut tâbirler içersinde buna en uygun
olanı ‘Fanatizm’dir.”

Bir tutumu değil, bir fiili gösterir.

Ali Yardım ekliyor: “Tercüme bir emânettir derken, tercümede
gösterilmesi gereken bu titizliğe işâret etmek istemiştik. Maalesef bugün
Türkiyemiz’de, yukarıdaki hadîsin metni değil, Ahmed Naim Bey’in tercümesi
yürürlüktedir. Bu hatâlı tercüme bir daha tercüme edilerek, ortaya, «İslâm
ırkçılığı menetmiştir» hükmü çıkmıştır. Birisi de kalkar bu ikinciyi tercüme
etmeye girişirse, artık ne ortaya çıkar, bilemeyiz.”

Aşağıda önce gerçek hadis tercümeleri, sonra da Siyasî İslâm
asabiyyetiyle saptırılmış tercümeler verilmektedir:

 

“Halkı, fanatizm icra etmek üzere toplanmağa çağıran bizden
değildir. Fanatizm yolunda döğüşüp çarpışan da bizden değildir. Ayni şekilde
fanatizm uğrunda ölen kimse de bizden değildir!…”

 

“Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık davası uğruna
savaşan bizden değildir. Irkçılık davası uğruna ölen de bizden değildir.”
(Diyanet İşleri, Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 5 Haziran 2015 hutbesi.)

 

“Her kim, ulülemr’in itaatinden çıkar ve topluluktan ayrılır
da bu hâlde iken ölürse, o kimse câhiliyet ölümü ile ölmüş olur!..

 

“Yine her kim, basiretsizce açılan bir bayrak altında:
asabiyyet için hiddetlenir, yâhut asabiyyete teşvik eder, yâhut asabiyyet
icrasında olanlara yardım ederek, bu yolda öldürülürse, işte o kimsenin ölümü
tam bir câhiliyet ölümüdür.”

 

“Ve yine her kim, mü’min olanlarını ayırt etmeksizin ve
andlaşmalı olanların andlaşmalarına da aldırmaksızın, iyisine kötüsüne
saldırarak ümmetime karşı başkaldırırsa; o benden değildir, ben de ondan
değilimdir!…”,

 

“… [Hazreti Peygamber] bir başka sözlerinde Irkçılık
duygularıyla hareket ederek İslâm cemaatinden ayrılan, asabiyet duygusuyla
öfkelenen, bu uğurda savaşan, insanları böyle bir davaya çağıran ve bu davayı
güderek körü körüne açılmış bir bayrak altında ölen kimsenin bu ölümünü
‘cahiliye ölümü’ olarak nitelendirmiş.” (Prof. Mehmet Görmez, Diyanet Dergisi,
Haziran 2013, başyazı)

 

Diplomatik emniyet süpabı

Son hadisin aslını okuduğunuzda, Ali Yardım’ın da ifade
ettiği gibi, kınanan ve reddedilen asabiyyenin, aynı zamanda bir diplomatik
emniyet süpabı olduğu görülmektedir, şöyle ki: Doğru tercümenin son cümlesinde,
andlaşmalı olan kâfirlerin andlaşmalarına riayet etmeyerek Müslüman
fanatikliğiyle onlara saldırmak yasaklanmaktadır.

 

Sık başvurulan bir başka yol, hadislerin bir kısmın alıp bir
kısmın almamaktır. Bu ya hadisi keserek yapılmakta yahut aynı derecede sahih
olduğu bilindiği hâlde hadisin geniş değil, işlerine yarayan dar şeklini
kullanarak gerçekleştirilmektedir. Meselâ Sayın Diyanet İşleri Başkanı,
yukarıda kaynağı gösterilen yazısında şu nakilde bulunmuştur:

 

“Irkçılık, zalim de olsa kendi kavmine arka çıkmandır.”

 

Hadisin “sebebi vürud”uyla verilen şekli şudur:[6]

 

“Ashabdan Vâsile b. Ül-Aska‘ anlatıyor:

 Peygamber Efendimiz’e
sordum:

 «Yâ Resûlallah! Bir
kimsenin kavmini sevmesi asabiyyetten sayılır mı?»

 Zât-ı Risâletleri
buyurdular ki :

 «Hayır!… Ancak
kişinin, zulüm ve haksızlık hâlinde olan kavmine yardım etmesi asabiyyet’ tir.”

 

Hadisin yukarıda verilen şeklinde görüldüğü gibi kişinin
kavmini sevmesinin asabiyyetten sayılmayacağı kısmı, “Hayır!…”a kadar, ve o
“Hayır!…” dâhil atılmakta, sonra asabiyyet kelimesi ırkçılık kelimesiyle yer
değiştirmektedir ve bu doğru dinî telkin olmaktadır. Diyanet İşleri
Başkanı’ndan doğru bilgi beklemek hakkımızdır.

 

Fakat yalan söylemenin en kolay yolu muhakkak ki bazı
hakikatlerden hiç ama hiç bahsetmemektir. Meselâ yukarıda verdiğimiz hadisin
hemen altında, yine Ebu Davud’da, yine Edep bahsinde şu hadis yer alır:

 

En hayırlınız, günah işlememek kaydıyla kabilesini müdafaa
edendir.

 

Tırmizî’nin el-Cami’inin “Faziletler” bölümündeki şu
hadisten de hiç bahsedilmemektedir:

 

Şüphe yok ki Allah İsmail’in çocuklarından Kinana’yı seçti,
Kinana’dan Kureyş’i seçti, Kureyş’ten Haşim’i seçti ve Beni Haşim’den de beni
seçti.

 

“Asabiyyet” İbni Haldun’u tanıyanlara hemen onun bu kelimeyi
kullanış tarzını hatırlatacaktır. Ali Yardım Hoca, Haldun’un “asabiyyet”e
verdiği anlamla hadislerden anladığımız kadarıyla Hz. Peygamber devrindeki
manasının aynı olmadığını söyler. Çünkü Haldun’da asabiyet devleti bir arada
tutan güçtür ve onsuz devlet olmaz. Asabiyet Haldun’da olumlu bir
bağlayıcılıktır, dayanışmadır.

 

Bu yazdıklarımı araştırırken internetteki hadis sitelerinde
“asabiyyet”i “party spirit” yani “parti ruhu ~ parti zanlık”olarak İngilizceye
çevirdiklerini fark ettim.[7] 
“Partizanlık” “fanatizm”den çok da uzak değil. Seçim öncesi hutbelerine
bakarsak belki bunların arkasındaki asıl sebepde budur: Partizanlık, parti
asabiyyeti. Kusura bakmayın, galiba siz, bizim ümmetimizden değilsiniz!
Hadisler öyle diyor da…(Alıntı: Milli Dişince Merkezi/İskender Öksüz)

 

Dipnotlar

* Bu bölüm büyük çapta Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı Başkanı rahmetli Prof. Dr. Ali Yardım’ın
Kubbealtı Akademi Dergisi’ne ard arda üç sayıda yayınlanan “Asabiyyet
milliyetçilik demek midir?”başlıklı makalesine dayanır: Ali Yardım, “Asabiyyet
milliyetçilik demek midir?” Kubbealtı Akademi Dergisi Yıl 6 Sayı 4 1977, s 20;
Yıl 7 Sayı 1 1978, s.32 ve Yıl 7 Sayı 2 1978, s. 71.

 

[1] Sebîlürreşad, c. XII, sayı: 293, s. 114 – 129, 27
Cemâdiyelûlâ 1332 Perşenbe (1914). Kitapçık: Ahmed Naim. Islâmda Dava-yı
Kavmiyet, İst. 1332, 55 sayfa, Tevsî-i Tıbâat matbaası Sebîlürreşad Kütüphanesi
neşriyatı, Nu: 18

 

[2] Abdullah Işıklar tarafından, İstanbul 1963.

 

[3] Mehmet Görmez, “Irkçılık: İslâm’ın reddettiği zihniyet”,
Diyanet- Aylık Dergi, 270. sayı, Haziran 2013, başyazı.

 

[4] Yusuf Ziya Keskin, “Kur’an ve sünnete göre
kavmiyetçilik”, Diyanet- Aylık Dergi, 270. sayı, Haziran 2013, s. 5.

 

[5] Siyasî İslâmcıların baştacı Ahmed Naim’in yalancılığı
hadis sahtekârlığından ibaret değildir. Sicilinde intihal da vardır. Ali Yardım
Hoca, atıf yaptığımız makalede şöyle demektedir: “Ancak, kendisinin de bir
«Te’lif eser» olarak takdim ettiği Hadis Usûlü’ne dâir olan «Tecrîd-i Sarih
Mukaddimesi» (eski harflerle 482 shf.) maalesef, te’lif değil «Tercüme» bir
eserdir. Adı geçen mukaddime, Suyûtî (ö; 911/1505),nin «Tedrîb’ür-Râvî fî
Şerh-i Takrîb’in-Nevevî» adlı kitabının tam bir tercümesidir.”

 

[6] Ali Yardım’dan: Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160; İbn Mâce,
Fiten 7, hadis no: 3949

 

[7] Meselâ: http://sunnah.com/abudawud/43