İnsanların Aldandığı Noktalar

57

Rabbül Alemin, bu kainatı yaratmış, akıl sahibi insanlardan, bu alemin yaratıcısının kendisi olduğuna, O’nun bütün ilahlık sıfatları ile tek olduğuna, ibâdete layık olanın ancak O olduğuna inanmalarını, inananların O’nu tanımalarını, O’nu candan sevmelerini ve emirlerini tam bir ihlas ve edeple yerine getirmelerini istemiştir.

Bütün Peygamberler bunu anlatmak için gönderilmiş, insana verilen kalp, göz, kulak, dil, akıl, vicdan gibi duygu ve manevi cevherler de insanı bu hedefe ulaştırması için verilmiştir.

Tevhidin hakikatine felsefe ve laf ile değil, ihlas ve edeple ulaşılır. Bunun için bize ilâhî vahyi getiren son peygamber (s.a.v) ve ashabı örnek olmuştur.

Fakat maalesef inananı inanmayanı, alimi cahili, abidi günahkarı, zengini fakiri herkes Rabbül Aleminin muradına uymayan bir takım aldanmalar içinde bulunmaktadır.

Bu yazımızda, biz Müslümanların düştüğü ciddi hataları, İmamı Gazali Hazretlerinin Semerkand Yayınevinden çıkan “ALDANMA” adlı eserinden özetleyerek aktarmaya çalışacağız.

Genel Aldanmalar:

– İnananlardan günah işleyenler, Allahın rahmet ve merhametine, bağışlayıcılığına güvenerek güzel amelleri ihmal ederler. Halbuki Allah Teala ” Ey insanlar! Allah’ın vâdi elbette gerçektir, öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o çok hilekâr şeytan da Allah’ın kerem ve merhametini ileri sürerek sizi aldatmasın.” (Fâtır, 5) ayeti ile bu hataya karşı inananları uyarıyor.

– Onların aldanmalarının kaynağı bazen de anne ve babalarının iyiliklerine tutunmak olur. Bu sebeple de itaate ihtiyaç duymaz, buna güvenerek Allah hakkında kendilerini aldatırlar. Onlar şu âyeti unutuyorlar:”İnsana ancak kendi çalışmasının karşılığı vardır.” (Necm,39)

Hiç bilmezler ki, Hz. Nuh (a.s.), oğlu için af dilemesine rağmen bundan men edildi ve Allah onu Nuh kavminin cezalandırılması esnasında feci şekilde suda boğdu.

– Bakarsınız onlardan biri, helal veya haram yoldan kazanılmış bir kaç dirhem sadaka verir. Fakat diğer tarafta insanların mallarından ve şüpheli yollardan elde ettiği kat kat fazladır. Bu insan tıpkı, terazinin bir kefesine on kilo koyup diğer kefesine de bin kilo koyduğu halde, on kilonun ağır basmasını isteyen kişiye benzer. Bu ise bilgisizliğin son noktasıdır.

– Bazıları da yaptığı iyiliklere güvenir, gece gündüz Allahı bin defa tesbih ettiğini hesaplar da gün boyu yaptığı gıybeti, Allahın razı olmayacağı amelleri düşünmez.

Alimlerin Aldanmaları:

– Bir grup, dinî ve aklî ilimlerin temellerini öğrenip bunlarda derinleşmişlerdir. Tamamen bu konularla meşgul olduklarından, azalarını günahlardan koruyup iyiliklere yönlendirmeyi ihmal ederler. İlimleriyle mağrur olur ve Allah katında kendilerinin yüksek bir dereceye sahip olduklarını ve Allah’ın kendilerine azap etmeyeceğini zannederler.

Onlar aldanmışlardır. Onların şu hadisten haberleri yoktur:
“Kıyamet günü insanlardan en şiddetli azaba uğrayacak kişi, Allah’ın kendisini ilmiyle faydalandırmadığı âlimdir.”

– Onlardan bir kısmı ise, ilimleri öğrenmiş, zahiren amelde bulunarak görünür günahları da terk etmişlerdir. Lakin kalplerinden bîhaber kalmışlardır. Kibir, riya, haset, baş olma ve üstünlük arzusu, akran ve meslektaşlarının kötülüğünü isteme ve insanlar arasında meşhur olma isteği gibi Allah’ın sevmediği sıfatları kalplerinden silememişlerdir. Bu da bir aldanmadır. Halbuki hadisi şeriflerle sabittir ki: “Riya, küçük şirktir.”

“Ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi, haset de iyilikleri yakar kül eder.”

“Mal ve şeref tutkunluğu, kalpteki nifak tohumunu yeşertir; tıpkı suyun bitkileri büyüttüğü gibi.”

– Bunlardan bir kısmı da, fıkıhtaki tartışmalı meselelere yönelmiştir. Buna önem vermesinin sebebi; karşı tarafı susturmak, yenmek ve övünmektir. Gece gündüz mezhep mensuplarının tutarsızlıklarını tespit ve çağdaşlarının kusurlarını araştırmak için uğraşırlar. Bunların asıl maksatları ilim değil, akranlarına karşı üstünlük taslamaktır. Eğer onlar kalplerini temizlemek için uğraşsalardı, daha hayırlı olurdu. Dünyadaki bu durumları ahirette alev alev yanan bir ateşe dönüşecektir.

– Bir kısım âlimler ise, vaaz ve nasihatla uğraşırlar. Korku, ümit, sabır, şükür, tevekkül, zühd, yakîn, ihlâs ve doğruluk gibi kalp ve nefisle ilgili sıfatların yüceliğini anlatırlar. Onlar zahitlerin sözlerini aktararak bunlara göre yaşamadıkları halde affedileceklerini zannedi-yorlar. Bunlar öncekilerden daha çok aldanmışlardır. Çünkü onlar, ihlasın inceliklerine sahip olmadıkları halde kendilerini ihlaslı görürler. Nefsin kusurlarının gizliliklerine vâkıf olmadıkları halde, kendilerini bunlardan uzak zannederler. Halbuki, dünyayı herkesten daha çok severler. Dünyaya karşı aşırı düşkünlüklerinden dolayı zühd gösterisinde bulunur, kendileri ihlas sahibi olmadıkları halde, insanları ihlasa teşvik ederler.

– Bir grup ise, güzel ve edebi konuşma arzusuyla dinin aslından uzak ve dengesiz sözleri bir araya getirmekle meşgul olurlar, kelime oyunları ve kafiyeli sözlerle uğraşır dururlar. En büyük arzuları cümle içi söz uyumları, şiirlerle konuşmasını renklendirmektir.

İbâdet Ehlinin Aldanmaları:

– Onlardan bir grup da nafilelere aşırı düşkünlük gösterir ve onlara gösterdiği saygıyı farzlardan esirger. Bunların kuşluk ve teheccüd namazı gibi nafilelerle sevince gark olduğunu görürsünüz. Ama farz namazlardan lezzet almazlar.

Şu hadisi de unuturlar: “Allah’a yaklaşanlar, Allah’ın kendilerine farz kıldığı şeyleri edâ etmekten daha faziletli bir şeyle yaklaşamazlar.”

– Kimisi vesveseye mağlup olmuş, abdestinden, tekbirinden, kıraatinden şüphe eder hale gelmiştir. Harflere takılıp kalırlar. Fâtiha’nın ne sırları ne de mânâları konusunda tefekkür ederler. Kalbleri huzur bulmaz.  Bilmez ki, namazda kalp huzuru şarttır.

– Başka bir grup da, Kur’an okuma konusunda aldanır.  Kur’an’ı sık sık okurlar. Dilleri onunla meşgul olur, ama öğütlerinden bir ders almazlar, ayetlerin manaları üzerinde düşünmezler. Emir ve yasaklarına uymazlar, ibret alınacak yerlerinden ibret almazlar. Güzel sesle okunan Kuranı dinlemekten zevk alır, aldığı zevkten dolayı gurura kapılırlar. Zannederler ki bu, Allah’a münâcattan ve O’nun kelâmını dinlemekten kaynaklanan lezzettir. Oysa nerede? Çünkü onun aldığı lezzet, sestendir. Eğer Allah’ın kelâmının lezzetine varsaydı, ses güzelliğine bakmazdı. Allah’ın kelâmının lezzeti sadece anlam yönündendir; bunlarınki ise büyük bir aldanıştır.

– Başka bir grupsa, hac ibadetinde yanılgıya düşmüştür. Haksızlıkları terk etmeden, borçlarını ödemeden, ana-babasının rızasını almadan ve helâl olmayan rızıkla yola çıkarlar. Bazen yolda farz namazları ihmal ederler, yolda müstehcen konuşmaktan, münakaşadan kaçınmazlar. Bazıları da haram mal toplar ve yolda arkadaşlarına bunu yedirir. Bununla da gösteriş yapıp itibar kazanmak ister. Bu haline rağmen Rabbinden bir hayır üzere olduğunu zanneder. Oysaki aldanmaktadır.

– Diğer bir grup da insanlara iyiliği emir ve kötülüğü yasaklarlar fakat kendilerini unuturlar. İyiliği emrederken kaba davranır. Baş olma ve üstünlüğü gaye edinirler.
Kendisi bir kötülük yapacak olsa da bir başkası ona bunun kötülüğünü açıklasa öfkelenirler.

Kimi de imamlık veya müezzinlik yapar. Bunu Allah için yaptığını zanneder. Ama kendinden başkası imamlık veya müezzinlik yapacak olsa, kendisinden takvalı bulunsa da, bu ona ağır gelir.
Zenginlerin Aldanmaları:

– Bir grup insanlar, cami, okul, misafirhane, köprü gibi insanların gözlerine hitâp edecek şeyler yapmaya düşkündür. İsim ve şöhretlerini ebedileştirmek için onların üzerlerine isimlerini de yazdırırlar ve bununla mağfireti hak ettiklerini sanarlar. Böyle bir zengine, fakir bir kişiye bir lira vermesi teklîf edilse nefsi buna razı olmaz.

Bazen de bunlar, paralarını zulüm, şüpheli yollar, rüşvet ve haram yerlerden kazanmışlardır. Halbuki onlara düşen, bu mallarla gösterişli hayırlar yapmak değil, tövbe etmek ve malları, eğer yaşıyorlarsa sahiplerine, hayatta değillerse vârislerine iade etmek, vârisleri yoksa o malları en mühim maslahatlar için sarf etmektir. Belki en önemlisi, fakirlere dağıtmaktır.

– Diğer bir grup ise, mallarını fakir ve miskinlere sadaka vererek geniş çevre edinmek ister. Fakirlerden bir kısmının âdeti, teşekkür ederek yapılan iyiliği yaymaktır. Bu zengin-ler, sadakayı gizlice vermekten hoşlanmazlar ve fakirin kendilerinden aldığını gizlemesini kendilerine bir hıyanet ve nankörlük görürler. Belki de komşularını açlığa terk ederler.

Mal sahiplerinden bir grup da, mallarını muhafaza edip, cimrilik derecesinde ellerinde tutarlar; diğer taraftan oruç, gece namazı ve Kur’ân’ı hatmetmek gibi herhangi bir masraf gerektirmeyen bedenî ibadetlerle meşgul olurlar. Bunlar da aldanıyorlar, çünkü helak edici cimrilik onların içine işlemiştir; mal infak etmek suretiyle asıl bunun kökünü kurutmaya muhtaçken, nafilelerle uğraşır ve buna vakit ayırmazlar.

– Bir gruba ise cimrilik galebe çalmıştır, nefisleri ancak zekât vermeye müsamaha gösterir. Sonra bunlar, zekâtı bile kendilerinin yüz çevirdiği değersiz ve kalitesiz maldan verirler. Yardım edecekleri fakirlerin, kendilerine hizmet edecek, ihtiyaçları için koşturacak veya ileride ücretli olarak hizmette bulunmak üzere ihtiyaç duyacakları ve genel olarak maksatlarını sağlayacak kimselerin olmasını isterler. Bütün bunlar niyeti ifsad eder ve ameli boşa çıkarır. Bunu yapan da aldanmaktadır fakat yine de Allah’a itaat ettiğini zanneder.

Sûfîlerin Aldanmaları :

– Bir kısım sûfîler giyim kuşam biçimleriyle, konuşmaları, edepleri, âdetleri, başlarını öne eğerek seccade üzerinde oturmalarıyla, derinden nefes alarak düşünceli gibi başlarını göğüslerine yaklaştırmalarıyla, alçak sesle konuşmaları ve coşar gibi bağırışlarıyla sâdık sûfîlere benzerler. Böyle davranmanın kendilerini kurtaracağını zannediyor, nefislerini mücâhede, riyazet, kalb murakabesi ve dış ve içlerini görünen-görünmeyen günahlardan arındırmaya tâbi tutmuyorlar.

Sonra onlar harama, şüpheli şeylere ve yöneticilerin mallarına hücum ediyorlar. Ekmek, para, meyve… için yarışıyorlar; zerre kadar değeri olmayan şeyler için birbirlerine haset ediyorlar; arzuladıkları bir şeye karşı çıkılınca birbirlerinin şeref ve haysiyetlerine saldırıyorlar. Bunların aldanmaları açıktır.

– Diğer bir kısmı ise, mükâşefe ilmine sahip olup, Hakkı müşahede ettiklerini, makamları geçtiklerini, ve kurbiyet makamında olduklarını iddia ederler. Oysa ne kurbiyet ne de ona ulaşma hakkında lafız ve isimden başka bilgisi olmadığı halde bir kaç kelime bellemiş, onları tekrar eder dururlar. Bunun için de bırakın avamı, fakihlere, Kur’ân okuyanlara, hadis âlimlerine ve diğer âlimlere küçümseyici gözle bakar.

– Tasavvuf yolundakilerin başka bir kısmı ise; güzel ahlak, tevazu, cömertlik ve müsamaha sahibi olduklarını iddia ederler. Sûfîlere hizmete yönelmişlerdir. Bunu dünyalık ve mal toplamak için bir tuzak edinmişlerdir. Hedefleri sadece artırmak ve büyütmektir.

Tevazu ve hizmeti ön plana çıkarırlar fakat gayeleri yükselmektir, insanların kendilerine tâbi olmasıdır. Maksatlarının hizmet olduğunu açıklarlar ama peşlerinden gidenler çoğalsın ve bu hizmetle isimleri duyulsun, şöhretleri yayılsın diye haram ve şüpheli şeyler toplayıp onlar için harcarlar.

Netice olarak; insan her durumda risk altındadır. İnananı da inanmayanı da, alimi de cahili de, zengini de fakiri de, abidi de fasıkı da. Bir insanın hayat imtihanında başarılı olabilmesi için tevhidin hakikatine ermesi, Rabbül Alemini tanıması, Onu gönülden sevmesi, emirlerini ihlas ve edeple yerine getirmesi lazımdır. Yoksa insan ahirette, ameline güvenip ortada kalabilir. O zamanki pişmanlık da fayda vermez. Allah hepimizi korusun.