İmam-Hatip Okulları Kapatılmalı mı?

40

Her gün katliam gibi birçok trafik kazâları meydana geliyor! Onlarca cana, milyarlarca millî servetin heba olmasına sebep oluyor! Fakat kimse vâsıta ve araçların trafikten  men’ edilmesini / yasaklanmasını aklına bile getirmiyor!

Her gün alkol yüzünden nice cinayetler, hâdise ve olaylar, sayısız cana mâl olan kazâlar yapılıyor, fakat kimse içkiyi yasaklamayı düşünmüyor!

Her çeşit okul ve üniversitelerde gerek öğretim elemanı, gerek öğrenci tarafından, zamân zamân nice hatâ, kusûr ve suçlar işleniyor ama kimse okul ve üniversitelerin kapatılması cihetine yanaşmıyor!

Her esnâf tabakasından, her ilim erbâbından, her çeşit memûr sınıfından, her san’at ehlinden, doktorundan, polisinden, milletvekilinden velhâsıl her vatandaş kesiminden hatâ yapanlar, suç işliyenler Basın’da boy gösterirken; kimse bunların varlığına son vermeyi  -haklı olarak-  doğru bulmuyor.

Ki zâten doğru olan da budur. Bütün bunlardan anlıyoruz ki; iş ile işçi, memûrluk ile memûr, bilgi ile insân, san’at ile san’atkâr, vâsıta / araç ile şoför / sürücü, esnâflık ile esnâf, gemi ile kaptan, tıp ile tabîb / doktor, polislik ile polis vb. mefhûm ve kavramları birbirine karıştırmamak lâzım. Bunlar yekdiğerinden ayrı düşünülecek husûslardır.

Yapılan hatâ ve kusûrlar insânlara ait olup; bağlı oldukları meslek ve kuruluşların bunda asla dahli / rolü yoktur. Bu yüzden ithâm edilemez, suçlanamaz, kapatılma, men’ edilme yoluna gidilemez. Aksi takdîrde hayât durur, herşey ve herkes felç olur.

Gelelim sadede / asıl konuya:

Bir ara “8 yıllık kesintisiz temel eğitim” reformu üzerine müspet-menfî tenkîtler ayyûka / göğe çıkmış durumdaydı. Halkın büyük ilgisini çeken bu durum, halkta muazzam çapta dalgalanmalara sebebiyet vermekte. Haklı olarak milletimiz, bu köklü teşebbüs ve girişime şüphe ve kaygı ile bakmaktaydı.

Çünkü yukarıda belirttiğimiz üzere müessese / kurum ile mensûp ve bağlıları birbirine karıştırılıyor. İmâm-Hatip Okulları’nın Orta kısımları hedef hâline getirilmiş bulunuyordu!           -Varsa şayet-  ferdî / bireysel hatâ ve kusûrlar, bütün mensûplara sıçratılıyor; o da yetmezmiş gibi okulları ithâm ve töhmet altında bırakılarak, kapatılmak isteniyordu!

Varsa, suçlu kişilerin yakasına yapışmak dururken; okullara cephe almak, ortadan kaldırmaya çalışmak, samîmiyet ve tarafsızlıkla bağdaşır bir yanı olmayan esef verici ve tarihî bir yanılgıydı. Mânevî mes’ûliyeti / sorumluluğu da indallah çok büyük olsa gerekti.

Hâlbuki bazı aksama ve eksiklikler yüzünden inançlı, vatan-sever müspet-milliyetçi, mukaddesatçı, vatanına, milletine, devletine ve dînine bağlı gençler yetiştiren İmâm-Hatip Okulları’na karşı çıkarcasına bir reforma gitmek, Türkiye’nin geleceğine sekte vurmaktan / engel olmaktan başka bir şey değildi!

Nitekim, GAP için bir kuruş kredi vermiyen Batı’nın; -ne hikmetse- “8 yıllık kesintisiz temel eğitim” uygulaması için kesenin ağzını açarak külliyetli miktar parayla destek olması; bizleri acı acı düşündürmüştü.

1977 – 1999 arasında Üniversite’de hocaydım. Bir çeyrek asra yakın zaman içinde, önümden binlerce talebe geçmiş bulunmaktadır. Yurdun her yöresinden çeşitli okullardan mezûn talebelerle haşir neşir oldum.

354

Şüphesiz her öğrenci makbulüm olmuş, her biri nazarımda aynı değerde görülmüş, hepsine aynı şefkat, ihtimam ve özeni göstermiş, hepsine büyük bir istek ve arzu ile derslerimi takrîr etmiş / okutmuştum.

Bu uzun zamân zarfında öğrencilerimin önemli bir kısmını İmâm-Hatip Okulu mezûnları teşkîl etmişti. Ne yalan söyliyeyim, İmâm-Hatip Okulu menşeli / kaynaklı öğrencilerim, diğer okul çıkışlılarına göre  -istisna kaideyi bozmaz-  gerek hocalarına karşı, gerek talebe olarak birbirleriyle olan ilişkilerinde, gerekse derslerine gösterdikleri ilgi ve alâkada, derslerini kavrama, anlama ve öğrenmekte daha ileri olduklarını müşahede etmiş / gözlemlemiştim.

Bu vaziyet; aynı kabiliyet ve cevheri taşıyan bütün çocuklarımızın bir kısmının mânevî eğitim ve öğretimden daha fazla geçmiş olmalarından kaynaklanmaktaydı.

X

Gönül, hepsinin aynı ulvî / yüksek havayı hep beraber teneffüs etmesinden yanadır. O zamân mes’ele kalmayacak. Koca Âkif’in belirttiği gibi inançlı nesiller oluşacak. İnançsızlığın ne büyük eksiklik olduğu daha iyi anlaşılacak ve görülecektir:

“Îmândır o cevher ki; İlâhî ne büyüktür.
Îmânsız olan paslı yürek; sînede yüktür!”

Önceki İçerikDr. Sakin Öner 4+4+4’ün Her “4”Dünde “Dert” Var
Sonraki İçerikHereke’yi Ne Yaptınız?
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.