İcat ve Zıtlar

45

   İcat ve zıtların birlikte bulunmalarında,

     Büyük bir hikmet / gaye ve amaç var.

     Kudret’in elinde güneş ve zerre birdir.

     Gücün gösterilmesi, zıtların ortaya konmasına bağlıdır.

     Çünkü evvelinde elem çekilmeyen şey, lezzet vermez.

     Kötülüğü tanımayan, hayrın iyiliğinin farkına varmaz.

     Çirkini görmeyen, güzelliği takdir edemez.

     Zarara uğramayan, faydanın değerini bilmez.

     Sıkıntı çekilmeden elde edilen nimetin varlığı, bir şey ifade etmez.

     Nur bilinmeden nâr / ateş, kavranır mı hiç?

     Bütün bunlar; nisbî hakikatlerin / göreceli oluş ve derecelendirmelerin sabitleşip kararlaşması,                                                                                 

     Bir şeyde çok şey olması; o varlık ve onun görünmesi içindir.

     Çünkü bir şeyin vücûdu, birçok hususların yanyana gelmesiyle mümkün.

     Nitekim bir nokta, hızla hareket ettiğinde çizgi hâlini alır.

     Çevirmenin sür’ati; bir ışık parçasını, parlak bir daire yapar.

     Ancak nisbî hakikatler sayesinde, daneler safha safha;

     Sümbüller olarak karşımıza çıkarlar.

     Hararetteki mertebelere; soğukluğun araya girmesi sebep olur.

     Güzellikteki dereceler, çirkinliğin kendisini göstermesiyle meydana çıkar.

     Işık varlığını, karanlığa borçlu. Lezzet, eleme bağlı. Sıhhat, hasta olmadan bilinmez.

     Cennet olmazsa, Cehennem azap etmez.

     Yüce Allah, zıtlar içinde; hikmet ve haşmetini gösteriyor.

     O Kudret Sahibi, zıtlar içinde iktidar ve azametini zuhur ettiriyor.

     Çünkü bu çeşit fiiller; İlahî Kudretin Zâtı’nın lâzımı ve gereğidir.

     Zira o Zât’a acz yol bulamaz. Onda mertebeler olamaz.

     Her şeye karşı nispeti bir. Hiçbir şey O’na ağır gelmez.

     O Kudret’in ışığına güneş mişkat / lâmba ve kandil olmuş.

     Bu mişkatın nuruna deniz yüzü ayna, şebnem / çiğlerin gözleri aynalık etmekte.

     Geniş deniz yüzünün gösterdiği güneşi; alın buruşukluğundaki katreler de gösterir.

     Velhasıl, şebnem / çiğ’in küçük gözü yıldız gibi parlıyor.

     Şebnem / çiğ ve deniz bir olur güneşin nazarında.

     Kudrete nazire yapar. Tanzir eder benzetir.

     Şebnemin göz bebeği küçücük bir güneştir.

     Şu muhteşem güneş de, küçücük bir şebnemdir.

     Gözbebeği bir nurdur ki,

     Kudret Güneşi’nden gelir, o kudrete Kamer / Ay olur.

     Sema ve gökler bir denizdir.

     Rahman’ın nefesiyle, alın kırışığında dalgalanan katre ve damlalar ki, 

     Yıldız ve güneş hükmündedirler.

     Kudret tecellî etti. O katrelere nuranî lem’a ve parıltılar serpti.

     Her bir güneş bir damla, her bir yıldız bir şebnem / çiğ,

     Her bir parıltı timsal, örnek ve nümunedir. O damlaya benziyen güneş;

     O tecellî eden feyzin, küçücük bir aksi ve yansımasıdır.

     O katreye benzer güneş. Mücellâ, cilâlı ve parlak eder camını.

     O parıltıcık cilâlı hale getirir; cam, inci gibi parlar.

     O çiğ tanesine benzeyen yıldız, lâtif / güzel ve hoş gözünün içinde, bir yer yapar parıltıya.

     Parıltı olur bir lâmba, gözü olur bir cam.

     Misbahı / kandili nurlanır.

Önceki İçerikAkıl Yoksunluğu Trajedisi
Sonraki İçerikİstanbul’un Fethi
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.