Hukukçu ve fikir adamı NURİ GÜRGÜR ile ‘DEVLET YAPISINDA SİSTEM – NİZAM’ Hakkında Konuştuk.

190

Oğuz Çetinoğlu: Bir devletin, içeride güven ve huzuru sağlamadan, milletlerarası ilişkilerde sözü geçerli ve ‘güçlü devlet’ ‘sıfatı ile anılmasının mümkün olamayacağı ifâde ediliyor.  Güven ve huzurun olmazsa olmaz şartları nelerdir?

Av. Nuri Gürgür: Bir ülkenin nasıl yönetileceğini gösteren demokrasilerin omurgası yâni vazgeçilmez unsuru düzenli şekilde yapılan, yasama ve dolayısıyla yürütme organlarında görev alanlarının seçmenlerin tercihiyle belirlendiği seçimlerdir. Seçimlerin hukuk kaidelerine anayasa ve kanunlarda belirtilen hükümlere bağlı olarak serbestçe yapılması, katılan partiler ve adaylar arasındaki yarışın hukuk devletinin olmazsa olmazı anlamına gelen bağımsız ve tarafsız adâlet sisteminin gözetiminde eşit şartlarda yürütülmesi demokrasilerin kalite göstergesidir. Devlet adı verilen siyâsî, sosyal, iktisâdî ve askerî organizasyonun yönetimi kuvvetlerdiye târif edilen ve anayasada belirtilen üç organ; yasama, yürütme ve yargı arasında paylaşılır. Bunların yetkileri, oluşumları anayasa ve kanunlarla belirtilmiştir.

Günümüzde model olarak algılanan demokrasiyle yönetilen Batılı ülkelerin bu safhaya gelmeleri kolay olmadı; yüzyıllarca devam eden fikrî, felsefî, siyâsî ve sosyal/ekonomik gelişmelerin, iç-dış çatışmaların sonunda bunu başardılar. Yaşadıkları süreç bir taraftan onlara tecrübe ve devlet organlarında gelişim sağlarken diğer taraftan toplumda demokrasi kültürünün gelişmesine zemin hazırladı. Kurumlarla alâkalı yapıların ihtiyaçlara uygun tarzda, verimli bir anlayışla düzenlenmesi, yöneticilerinin vasıflı, bilgili kimseler arasından seçilmesinin sonucunda zamanla her bir kurumun özel geleneği oluştu, kamu yönetiminde, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin işleyişinde düzen ve istikrar sağlandı.

Çetinoğlu: Ülkemizdeki duruma bakarsak efendim…

Av. Gürgür: Ülkemizde idâre sistemi konusu, modern Batılı ülkelere benzeme arzusu, monarşik yönetimin Kanun-i Esasî’nin ilân edilerek meşrutiyete çevrilmesine çalışıldığı 1876 yılından başlayarak bu günlere kadar sürekli gündemde oldu. Cumhuriyet döneminde üç defa anayasa yapıldı; ama hâlâ sivil bir anayasa yapılması konuşuluyor. İki yüz yıldır yönetim yapımızda yapılan reformların özelliği bunların alttan yâni milletin kendisinden değil, yukarıdan iktidarı elinde bulunduran belirli bir grup tarafından yapılmış olmalarıdır. Türkiye’de 2016’dan sonra en radikal sistem değişikliğinin yapılarak Türk Tipi Başkanlık Sistemine geçilmesi de bu tarzda oldu. 2017’de Ak Parti-MHP liderlerinin mutabakatıyla hazırlanan tasarı Meclis’te iki partinin oy çoğunluğuyla kabul edildi; halkımızın çoğunluğu referanduma sunulan değişikliğin anlamını iki partinin ve Erdoğan’ın ibra edilmesi gibi algılayarak oy kullandı. Böylece Türkiye 2018’de, yasama organının çoğu yetkilerinin ve yargı organının kontrolünün büyük ölçüde tek kişiye verilmesi sonucu Başkanlık adı altında ABD’de bile olmayan katılıkta kuvvetler birliğine geçmiş oldu. Bununla yetinilmeyerek çıkarılan 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bütün kamu kurumlarının üst düzey yöneticilerinin tâyin ve değişiklik yetkileri de tek kişinin irâdesine bağlı kılındı. Kurumların personel ve yönetim yapılarının, üniversitelerin rektörlüklerinin liyakat, meslekî bilgi ve tecrübe, profesyonel kalite ölçülerine göre değil, siyâsî sadâkat, bağlılık ve güvenilirlik gibi faktörlerle oluşturulmasının sonuçları ortada.

Çetinoğlu: 2018 yılındaki oylamanın, ‘kırılma naktası’ olduğu ileri sürülüyor. Tahlilini yapar mısınız?

Av. Gürgür: Geçen yıl Adâlet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekili olarak 2 dönemdir Meclis’te olan önümüzdeki dönemde de liste başı olarak seçilmesi garanti görünen eski bir dostumla ülkemizde yargının durumu ve hukûkî meselelerimizle ilgili sohbet ediyorduk. Çok vasıflı, okuyan, yazan kaliteli bir münevverimizdir.

Başkanlık sistemine kuvvetler ayrılığının, yargı bağımsızlığının, hâkim teminatının olması gibi hususların Meclis’in yetkilerinin denetim imkânını budanmamak şartıyla kategorik olarak karşı olmadığımı, ancak bizdeki tarzının örneği ABD olan sistemle isim benzerliğinin dışında bir alâkasının olmadığını ifâde ederek bu sistemi tenkit ediyordum. O’na şunu da sordum: “Senin gibi hukuk devletinin önemini, kuvvetler ayrılığının demokrasinin ayrılmaz bir parçası olduğunu bilen bir insan olarak, yasama organını bile tek bir kişinin irâdesine teslim eden bu sisteme, maddelerin görüşülmesi sırasında nasıl olup da ‘evet oyu’ verdiğini anlayamıyorum. Niçin ‘evet’ dedin?”

Cevabı şu oldu: “Benim de bâzı arkadaşların da içine sinmemişti. Fakat 15 Temmuz kalkışması olmuştu. O günlerdeki psikolojik ortamda ‘hayır’ diyemezdik.”

Bir milletvekili evet oyuvermesinin izahını böyle yapıyorsa, anayasa ile alâkalı sistem değişikliğinin oyların yarıdan üç puan fazlasıyla kabul edilmesine hayret etmemek gerekiyor. Fakat dört yıllık uygulamanın sonuçlarına bakıldığında sistem bu gün yeniden referanduma sunulsa sonucun ne olacağının cevabını herkesin kendi vicdanında vermesi doğru olur diye düşünüyorum.

Çetinoğlu: Şöyle düşünenlerin olduğu da biliniyor: “Batılı ülkelerde siyâset ‘çok şey’dir. Bizde ise ‘her şey’ olarak kabul görür.” ‘Parti disiplini’ kavramını da unutmamak gerekir. 

Peki Efendim, şüphesiz ‘çok güçlü’ olarak anılanların dışındaki devletlerde de bizdekine benzer sıkıntılar var. Yine de onlardan farklı durumdayız. Bu farkın sebebi olarak neler söylenebilir?

Av. Gürgür: Batı dünyasıyla en önemli farkımız kurumların yapısında ve kalitesinde ortaya çıkıyor. Onlarda siyâsî istikrarsızlık, yönetim boşluğu yaşansa bile kurumların işleyişi düzenli şekilde devam ediyor. Çünkü yöneten kişiler bu makamlara siyâsî destekle değil, kabiliyet ve liyâkat üstünlükleri sebebiyle geliyorlar. Dolayısıyla ‘yukarısı ne der’ diye düşünmeden bildiği doğruları uygulamaya koyabiliyorlar. Kamu personeli seçimlerinde mülâkatın kaldırılması vaadi bile kurumlarla alâkalı yapımızdaki kalite probleminin sebepleri herkes tarafından biliniyor. Buna rağmen yıllardır ısrarla devam ettiriliyor.

ABD’de Trump yeniden seçilmek için elinden geleni yaptı, Kongre binasını işgale kalkıştı. Ama demokrasi bütün kurallarıyla ayakta kaldı; askerî, idârî, ekonomik kurumlar aksamadan işlemeye devam etti. Yargı, hukukun gereği neyse onu yaptı. FBI Trump’ın evlerinde yaptığı aramalarda hukuka aykırı tarzda gizli belgeler bulunca savcı dâvâ açtı. Türkiye’de istikrarlı bir demokratik düzen, ekonomik refah, gelişmiş bir sanayi ve tarım, kaliteli bir bilim ve eğitim, kamu kaynaklarını belli müteahhitlere aktaran rantiye düzenine son vermek istiyorsak, kurumlarla alâkalı yapılarımızı siyâsî partilerin arka bahçeleri, yandaş havuzları olmaktan çıkaracak köklü reformları daha fazla gecikmeden yapmalıyız. Bağımsız ve tarafsız yargı denetiminin varlığının yönetimde düzenin, güven ve istikrarın, toplumla bağlantılı adâletin olmazsa olmaz’ı anlamına geldiğine samîmiyetle inanılırsa ve yapılmak istenirse bunu sağlamak zor olmaz.

Çetinoğlu: Vatanseverliğinizden kaynaklanan cesâretinizle ‘doğru bildiklerinizi’ değil, ‘bildiğiniz ve bilinen doğruları’ söylediniz Aziz ve necip milletimize tercüman oldunuz. Teşekkür ederim.

Av. NURİ GÜRGÜR:      1940 yılında Erzincan vilâyetinin Kemaliye ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1963 yılında mezun oldu. Öğrenciliği sırasında 1958-1961 yılları arasında Türk Ocağı Gençlik Kolunda kurucu ve yönetici olarak görev yaptı. 1961 yılında bir grup arkadaşıyla Üniversiteliler Kültür Kulübü (Derneği)’ni kurdu. Bu dernek uzun yıllar milliyetçi gençlerin fikir ve kültür çalışmaları yaptıkları önemli ve etkili bir alan oldu. 1961-1963 yılları arasında Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) adlı öğrenci kuruluşunda Ankara İcra Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü. Bu yıllarda Son Havadis Gazetesi ve Düşünen Adam Dergisi’nin Meclis Muhabiri, Ankara Ticaret Postası Gazetesi’nin köşe yazarı olarak gazetecilik yaptı. 1967 yılında başladığı Avukatlığı 1970 yılında ticârete başlayıncaya kadar devam etti. 1968 yılından 1971’e kadar Üniversiteliler Kültür Derneğinin yayın organı olarak çıkarılan Ocak Dergisi’nin yazar ve yönetmenliğini yaptı. 1969 yılından itibaren Devlet Dergisi’nin yazarları arasında yer aldı.      1975 yılında MHP Genel İdare Kuruluna girdi ve partide 1976 – 1978 yılları arasında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptı.      Türk Ocakları’nın yeniden faaliyete geçirilmesi ve Türk Yurdu Dergisi’nin yeniden yayınlanması çalışmalarında yer aldı, derginin yazı kurulunda görev yaptı. 1993 – 1994 yıllarında Türk Ocağı Ankara Şubesi Başkanı oldu. 1996 Kurultayında Türk Ocakları Genel Başkanlığına seçildi. 2011 yılında yapılan Kurultay’da, Başkanlık görevine tâlip olmadı. Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi olarak hizmetlerine devam etti ve Türk Yurdu Dergisi’ne  başmakaleler yazdı.      Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın Kurucuları arasında yer alan Nuri Gürgür 1989 -1992 yıllarında Vakıf Mütevelli Heyeti’nde görev yaptı.      1995 yılından bu yana Ankara Ticaret Odası Meclis üyesidir. 1999 yılında Ankara Ticaret Odası Meclis Başkanı seçildi. Bu görevi 2018 yılına kadar devam etti. TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.      Yorumlar ve Yankılar, Milliyetçilik Üzerine, Yüzyılın Eteklerinde ve 60’lılardan Vatan Kurtarma Hikâyeleri ile Yüzyıldan Yüzyıla / Olaylar – Yorumlar – Görüşler isimli basılı eserleri vardır. Türk Yurdu Dergisi ile çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmaktadır.

SİYÂSET DÜNYÂMIZDAN DİKKATE DEĞER İKİ HÂDİSE:

OĞUZ ÇETİNOĞLU

Makine Yüksek Mühendisi Sayın X Bey, Sanayi Bakanı Sayın Mehmet Turgut tarafından kendisine bağlı bir İktisâdî Devlet Kuruluşuna tâyin edilmiş genel müdürdür. Günün birinde Sayın Bakan’ın seçim bölgesinden bir grup insan gelir. İçlerinden biri; Genel Müdürlükte emeklilik sebebiyle boşalan kadroya, kızının tâyin edilmesini talep etmektedir. Genel Müdür, mümkün olamayacağını söyler. Israrlar karşısında sebebini anlatır. Gelenler Bakan Bey’e gider. Sayın Bakan, genel Müdüre telefon edip, gelmesini söyler. İkisi baş-başa kaldığında konuşurlar:

Seçmenlerime ‘olmaz’ demişsiniz.

  Evet Efendim. Çünkü sizin yazılı emriniz var. Boşalan kadrolara ancak içeriden kaydırmalarla tâyin yapabiliyoruz.  

  Siz bir çâresini bulursunuz.  

   Gelirken düşündüm, bir değil iki çâre buldum

   Nedir?  

Birincisi yeni bir yazı ile emrin iptal edildiğini bildirirsiniz. Fakat bu durum devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. İkinci çâre: Ben istifa ederim, yerime tâyin edeceğiniz kişi bir şekilde problemi çözer.

Bakan, durur ve düşünür, yeniden düşünür ve Genel Müdür arkadaşını şöyle bir tartar: Ciddî, çalışkan, dürüst ve karakter sâhibi bir insan. Devlete ve millete bağlı ve bütün gücü ile çalışıyor. Doğru bildiği bir konuda, belli prensipler içinde kalmak istiyor ve bu kadar direniyorsa, saygı duymak gerektiğine karar verir. Sonra da gülerek ve Genel Müdür’ü okşarcasına şöyle der:

Bu kızın tâyini o kadar da önemli değil, hemşerilerim küsecek ve kızacaksa bana küssün, bana kızsınlar. Ne ben verdiğim emri geri alayım, ne de sen istifa etmeyi düşün. Bu kızcağız da başka yerde iş arasın. Sen haklısın ve işine devam etmelisin.

(Mehmet Turgut: Hâtıra Nev’inden Notlar. Boğaziçi Yayınları, s: 263-267 İstanbul 2000) (Özetlenerek alınmıştır) (Sayın Genel Müdürün adı özel bir sebeple verilmemiştir. Dileyen yukarıda belirtilen kaynaktan okuyabilir.)

İkinci Hâdise:

Konu ile bağlantılı olmamakla birlikte, derinden düşündürücü ve çarpıcı bir örnek teşkil etmesi sebebiyle yaşanan bir olayı nakletmekte fayda görülebilir.

Sonraki dönemlerden birinde sanayi bakanı Sayın X ile bakanlığına bağlı Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarından birinin genel müdürü arasındaki konuşma, menfi yönde ibretliktir:

-Liste hâlinde gönderdiğim adamları işe almamışsınız! 

-Sayın Bakanım, bir hafta önce isimlerini verdiğiniz 25 kişi, 15 gün önce gönderdiğiniz kişiler gibi işe alındı. Personel fazlamız var.    

Gönderdiğim kişiler partimiz için çok çalıştı. Ben, onların sâyesinde bu makamdayım. Mutlaka işe alınmaları gerekiyor.  

-Son olacaksa emrinizi yerine getiririm Efendim. Fakat müsaadelerinizle bir hususu arz edeyim: Türkiye’ye gelmeden önce çalıştığım Almanya’da, bağlı bulunduğum bakan bey telefon ettiğinde; ‘Üretim ve ihracatı artırın, mâliyet fiyatlarını düşürün, kaliteyi yükseltin. Fabrikanız daha çok kâr etmeli. Sizden daha fazla gayret bekliyorum, başaracağınıza inanıyorum…’ kabilinden sözler söylerdi. Ben bu şekilde uyarılar dinlemeye alışkınım.                                   -Sen yorulmuşsun. İstifânı ver de git dinlen!

 -Peki Efendim.

(Not: Hâdisenin öznesi genel müdürden (muhtemelen ebedî âleme intikal etmiş olması sebebiyle) yayın için izin alma imkânı bulunmadığından ismi verilmemiştir. Sayın Bakanın ise vefat ettiği bilinmektedir. Gıybet olur endişesiyle ismi verilememiştir)

Önceki İçerikBelediye Seçimini O Kazanacak
Sonraki İçerikHımmm Çok fena Adalet yeniden nüksetmiş!
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.