Hoca Ahmet Yeseviyi Anarken

94

Gönül Erbabı Kur’an Ehlinin tasdikleriyle;

‘’Aşk ve güzellik, daima fıkıh ve kelamın hazmedemediği konular olmuştur. Kur’an ve Hadis tefsirleri de bundan nasibini almış, bunlardaki sevgi ve güzellikle ilgili anlamlar yok farz edilmiştir. Kulun, Yaratanını aşk derecesinde sevmesine izin verilmişse de Yaratanın kuluna aynı aşkla nazar etmesine izin verilmemiş, çünkü bu durum beşeriliğe mahsus hafiflik olarak mütalaa edilmiştir.

*

Kısacası, tefekkür sınırlanmış, giyim kuşam gibi standart hale getirilmeye çalışılmış, incelikler ve ara tonlar unutulmuştur. Böylece hikmetin yerini şekil, sevginin yerini korku, iç denetimin yerini dış denetim, üretmenin yerini tekrar, yaratmanın yerini taklit, bilginin yerini hurafeler ve üstat saplantıları almıştır.

*

İslam için hayati öneme sahip kavramlardan sevgi ve güzellik, yani aşk ve estetik, hiçbir şekilde derinlemesine incelenmemiş, işlenmemiştir.

Bu nedenle aşk ve estetik Müslümanların hep yitik hazineleri olarak kalmıştır’’.

*

Evet, toprakları asker gücüyle fethedebilirsiniz… Ancak orada kalıcı olmak istiyorsanız gönülleri fethetmelisiniz.

*

Tarih 1071, Ünlü Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan komutasında askerimizin Anadolu’yu fethinin başlangıcı… Ve gönülleri fethetmenin de başlangıcı Ahmet Yesevi… Bugün dahi binyıldır sürdürdüğümüz Anadolu kardeşliğinin temellerini atan Hoca Ahmet Yesevi’yi konuşmak, onu anlamak ve bizleri birleştiren İslam Kardeşliğini sonsuza kadar yaşatmak Türk’ün üzerine vacip bir gönüldeşliktir.

*

Bir insan düşünün: Bu insan öyle bir aşk ile dolu olsun ki, en sevgiliye öyle bağlı olsun ki onun yaşamından bir saniye bile fazla güneş yüzü görmek istemesin ve ne kadar kaldığını bilmediği ömrünü toprak altında geçirsin.

*

 Bizlerin anlayamayacağı bu aşka Tasavvuf ilimi diyoruz. Tasavvuf ehlinin dünyanın bir sürgün, bir gurbete çıkış yolu olduğu… Aşk ile sarmalanmış gönüllerin geçici durağı bu fani âlem…

*

En sevgiliye kavuşacakları gün için yaşayan bu meziyetli insanların önderi Habibullah Hz. Muhammed (s.a.v)dir. Kâinatın efendisi, dünyada kıyamete kadar ölümsüz yaşamayı seçmemiş, bir an önce en sevgiliye kavuşmak istemiştir

*

. İşte Ahmet Yesevi’nin yolu bizleri bir arada yaşatan sevgi yoludur. Anadolu’nun dört bir yanına gönderdiği talebeleriyle kardeşlik tohumlarını ekmiş, onun ardından gelen Mevlana ile Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli ile bu tohumlar fidan olmuş, Selçuklu’nun Osmanlı’nın hoşgörüsü ile çınar olmuş ve Cumhuriyetimiz ile Anadolu’da adeta kökleşmiştir.

*

Şimdi herkese şunu bir kez daha hatırlatalım: BU TOPRAKLARIN ORTAK DİLİ SEVGİNİNİN BESLEDİĞİ  KÜLTÜR DİLİDİR!…

*

Kuran’ın öngördüğü fonksiyonel aklın işleviyle, sevginin gücüyle zenginleştirilmiş gönlün ortak paydasında dünyevi hayatını sürdürmüş bu tasavvuf ehli bilgelerin kanatları altında hayatımızı idame etmenin dünyevi hazzını uhrevi saadete dönüştürecek aşkın ve estetiğin arayışında olmak kendini bilenin üzerine vacip olsa gerek…

‘’Söyle, Rabbi’nin adıyla, O ki (seni) yaratan.

Ve yaratan insanı, alakadan, ilgiden, aşktan.

Söyle, ikram sahibidir, Rabbin senin.

O’dur size kalemle yazmasını öğreten.

O’dur insana bilmediğini belleten’’ ayetlerinde aşka ve estetiğe vurgu yapılır.

Çünkü var etmenin bizzat kendisi sevmektir…

*

Ne yazık ki, Eşref-ül Mahlûkat olarak yaratılan insana, aynı zamanda, yeryüzünde yaratılmış ‘’halife’’ hitabında bulunan Yüce Yaratana rağmen, ‘’halife ve efendi insanının yerini ‘’köle insan’’, sevginin yerini korku, güzelliğin yerini çirkinlik, dinin yerini şekilcilik almış ise ne olur?

 İslam ülkelerinin bugünkü halleriyle çağdaş medeniyetin arkasına düştüklerini;  Emperyalist Ülkelere bağımlı duruma gelerek sömürüldüklerini görüyoruz.

*

Özellikle son yıllarda Türk Milletinin içinde bulunduğu ayrışmaya yönelik yaşadığı kanlı terör olaylarında birleyerek oluşmaya, bütünleşmeye, Ortak Kültür Dilimizle selamlaşmaya… Severek kalmaya… Sevgiyle kalmaya ne kadar da ihtiyacımız var.

*

Yaratılışımızın gayesi adına uyanabilsek, silkinebilsek, gönlümüzü karartan duygulardan arınabilsek, kendimizi tanıyarak anlamlandırabilsek Yüce Yaratana da şüphesiz yar oluruz!