‘Hindistan’ın en eski sâkinleri Türklerdir.’ Yazarlarımız OĞUZ ÇETİNOĞLU ve M. KEMAL SALLI Prof. Dr. MEHMET BAYRAKDAR ile ‘DRAVİDİ TÜRKLERİ’ni konuştu.

41

Oğuz Çetinoğlu: Dravidiler hakkında bir makalenizi
okudum. Makaledeki bilgilerin daha geniş kütlelere ulaşması için röportaj
konusu yapmayı düşündüm. Dravidiler kimdir’ sorusuyla başlayabilir miyiz?

 

Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar: İncelediğim
kitaplardan elde etiğim bilgilere göre Dravidiler, Orta Asya’dan Hindistan’a
göç etmiş Ural-Altaylı veya Turanî bir kavimdir.

 

Çetinoğlu:Dravidiler
ismi nereden geliyor?

 

Prof. Bayrakdar: ‘Dravid’ kelimesinin anlamı ve
hangi dile ait olduğu hâlâ tam bir çözüme kavuşturulamamıştır. Aynı şekilde
bunun,  bir ülke adı mı, yoksa etnik bir topluluğun
adı mı olduğu da hâlâ tartışma konusudur. Genelde ‘Dravid’ kelimesinin, ‘Derange
kelimesiyle eş anlamlı olarak Dravidiler (Dravidler) demek ve Dravida kelimesinin,
Talopicho kelimesiyle eş anlamlı olarak Dravidilerin ülkesi demek olduğu kabul
edilir. Dravida ve Dravid kelimeleri Sanskritçe metinlerinde geçmekle birlikte,
alanın bilginlerinin çoğuna göre kelimenin aslı Sanskritçe değildir;
Sanskritçeleştirilmiştir. Mesela B. Krishnamurti’ye göre Dravid kelimesi, Tamil
kelimesinin de aslı kabul edilen ‘Damila’,
Damela’ gibi kelimelerin
Sanskritçeye bozulmuş şeklidir.  Biz de
kendi açımızdan bu Dravida kelimesinin yapısı ve anlamı hakkında bir deneme
yapmayı uygun gördük.  J.

 

Oppert gibi bazı
Sanskritçe uzmanlarının dediği gibi, Brahmanlar kendi ülkelerini, Brahmanların
oturma yeri anlamına ‘Brahmavarta
veya ‘Aryan vatanı’ anlamına ‘Aryanvarta’ olarak andıklarına  ve bu kelimenin Aryan+Varta (oturulan yer,
ülke, vatan) gibi  iki kelimenin birleşiminden
oluştuğuna göre, Dravidilerin ülkesi anlamındaki bu  Dravida kelimesinin de, aynı kalıp üzere
oluştuğunu düşünebiliriz. Kelime, ‘Tor
veya ‘Tur’ ile  Dravidçe ‘Varta
gibi kelimelerden oluşmuştur: Tur (Tor)+Varta 
şeklinde…  Varta, Sanskritçe
değil; Dravidçe bir kelimedir ve Sanskritçeye geçmiştir. Dravidçede Varta’nın
anlamı ‘Kuzey’ demektir; mecâzen de ‘Kuzey
ülkesi
’, ‘Kuzey Toprağı
demektir.  Bu iki kelime, Dravidilerin de
geldiği Hindistan’ın kuzeyine, yani Türk soyluların vatanı Orta Asya’ya işaret
etmek için Turvarta şeklide birleşince, 
Brahmanların teleffuzuna uygun olarak 
Turvarta kelimesi, büyük bir ihtimalle ‘u’ harfi düşerek ve ‘t’ler de
‘d’ye dönüşerek, ‘Dravida’ olarak
Sanskritçeleştirilmiş olabilir. Çünkü daha önce çeşitli vesilelerle anlatıldığı
gibi, Hindliler veya Brahmiler Türk soylulara Toruşka, Turuşka dediklerine göre
bu kelimelerin aslı ve kökü Türk anlamına Tor veya Tur kelimesidir. Varta
kelimesi de zaten Sanskritçede vatan ve ülke anlamındadır. Dolayısıyla buna
göre Dravida kelimesi ‘Türk Yurdu’
demek olur. Nitekim Dravida, daha sonra ve bugün Güney Hindistan’ın Dekhan
(Deccan) olarak bilinen bölgesidir. Yine Oppert’e göre eski çağlarda Brahmanlar
söz konusu bölgeyi Brahman ülkesi olarak hiç anmamışlardır. Oppert şöyle der: ‘Bugünkü Dekhan adı, değişerek Dakchina veya Dakchinapatham
adından oluşmuştur. Zira bu büyük bölge asla Brahmiler tarafından Brahmanik bir
toprak olarak düşünülmemiştir. Çok eskiden o halde ve hala Aryan Brahmiler ile
hiçbir ortaklığı olmayan yerli topluluklarla meskûndur; çünkü o topluluklar
kendilerini Turanlıların büyük ailesine bağlarlar
.’

 

Dravid adıyla ilgili
bize göre daha mantıklı ve doğru kabul edilebilecek başka bir açıklama da, bu
kelimenin aslının Türk kelimesinin bozulmuş bir şekli olmasıdır. Çünkü
Rona-Tas’ın tespit ettiği gibi, eski Tibetçe metinlerde Türk adı karşılığı ‘Dru-gu’ veya
Dur-gyis’ adları vardır. Daha geç
dönem Tibetçe metinlerde bu kelimeler ‘Türgeş
veya  ‘Türgiş’ kelimelerine dönüşmüştür. Ayrıca Kuzey Hindistan ve Tibet
bölgesine komşu Hotan Sakalarının da ‘Trük
ve ‘Türükü’ adlarını kullanmış
oldukları biliniyor. Dolayısıyla Türk adı karşılığının en eski şekli olan ve
bölgede kullanılmış olan
Dru-gu’ veya ‘Dur-gyis’ kelimesi
Sanskitçede ‘Dravid’ adına
dönüşmüştür denebilir.

 

Çetinoğlu:Dravidiler,
ne zaman gelmişler ve Hindistan’da kaç yıl kalmışlar?

Prof. Bayrakdar: Hindistan’ın en
eski halkı kabul edilen Dravidiler, Hindistan’ın İndus (Harappan)  nehri vâdilerinde Neolitik Çağ’ın
başlangıcından itibaren yâni M.Ö. 7000 yılında gelmişler ve bugün ‘Harappan Medeniyeti’ adıyla anılan büyük
bir medeniyet kurmuşlardır. M.Ö. 6000 yılı civarında Güney Hindistan
inmişlerdir. M.Ö. 1900 yılından itibaren de Aryanlarla karışarak, bağımsız uygarlıkları
önemini kaybetmiştir.  Dravidlerin ülkesi
olarak bugün Güney Hindistan kabul edilmektedir. Dravidiler, ‘Hind Sakaları’ veya ‘Turuşka’ adıyla da anılmışlardır. Bu
adlarla bugün de anılan ve kendilerini Türk soylu kabul eden, yaşayan halklar
vardır.  

Çetinoğlu: Dravidilerin Türk Soyluluğu ile alakalı
bilgileri konuşabilir miyiz?

 

Prof. Bayrakdar: Dravidilerin veya Dravidlerin
Türk soyluluğunu, onların Hintlilerin Puranas adlı kaynaklarında  anlatılan türeyiş efsanesi göstermektedir. Bu
efsane J. Tod’a göre Sicilyalı Diodorus’un anlattığı Sakaların türeyiş efsanesine
benzemektedir.

 

Çetinoğlu:Efsânede neler anlatılıyor?

 

Prof. Bayrakdar: Tod’tan nakledeyim: ‘Sakaların
(Scythians) ilk oturma yeri Aras üzerindeydi. Kökenleri, Budha veya Merkür’ün
sembolü olan yarısı kadın ve belinden aşağısı yılan şeklindeki topraktan doğan
bir bakiredir. Jupiter’in ondan Saka adı verilen bir oğlu dünyaya geldi. O’nun
adı milletin adı oldu. Saka’nın Palas ve Napas adlı iki oğlu vardı. Büyük
faliyetleri dolayısıyla meşhur oldular ve ülkeyi paylaştılar. Milletleri daha
sonra Palians (Pali?) ve Napians adlarıyla anıldılar. Güçlerini Mısır’daki Nil
nehrine kadar götürdüler ve birçok milleti egemenlikleri altına aldılar.
Sakaların imparatorluğunu, Doğu Okyanusu’na Hazar’a ve Azak Denizine kadar
genişlettiler. Sacans (Sakae, Sakalar), Massagetler (Getler veya Jats,Yatlar),
Ari-aspianlar ve birçok başka ırkların, kendilerinden geldiği çok sayıda
kralları vardı. Asur ülkesini ve Med ülkesini istila ettiler, imparatorluğu
devirerek, oturanları Güneşe İbadet Edenler (Sauro-Matians) adı altında Aras’a
naklettiler.

 

Çetinoğlu:Irkî kökenleri
hakkındaki bilgiler net mi?

Prof. Bayrakdar: Dravidiler
hakkında çalışmaların başladığı 19. yüzyıldan itibaren onların ırki kökeni
hakkındaki bilgiler, her eski halk hakkında olduğu gibi farklı görüşlere
dayanmaktadır.  Bunlardan birisi,
Dravidilerin yerli bir Aryan ırkı olduğu görüşüdür. Caldwell’in dediği gibi, bu
görüşü savunmuş olan oryantalistlerin görüşlerini Dravidi lehçelerde Sanskritçe
kelimelerin var olduğuna dayandırmışlar ve buna dayanarak da Dravidi dilinin
Sanskritçeden türediğini iddia etmişlerdir. Hind asıllı bazı bilginler de o
Avrupalı bilginleri tâkip etmişlerdir. Başta Caldwell olmak üzere birçok batılı
bilgin bu görüşü reddetmiştir. Caldwell, ‘bazı
Dravidi lehçelerde Sanskiritçe kelimelerin var olması, Dravidi dilinin
Sanskritçeden türediğini göstermez
’ diyor. Kültür sâhasında gelişmiş olan
Dravidi boyların dilinde Sanskitçe kelimelerin daha çok olduğunu; fakat
gelişmemiş Dravidi boylarının dillerinde Sanskirtçe kelimelerin ya hiç bulunmadığını
veya çok az bulunduğunu belirtir. Uzun süre birlikte yaşamış olan Dravidilerle
Hintlilerin bir birlerin dillerinden ödünç kelimeler alıp vermeleri çak
tabiîdir. Sırf bu olaya bakarak ırkî kimlik belirlenecekse, Sanskiritçenin de,
Dravidilerin dilinden türemiş olduğu söylenebilir. Caldwell ve diğer birçok
dilcinin belirttikleri gibi her iki dilin gramer yapıları birbirinden çok
farklıdır.

Bazı
Yahudi asıllı batılı bilginler Dravidilerin Semitik bir halk olduğu iddiasında
bulunmuşlardır. Bazı Hintli bilginler de onları tâkip etmiştir. Mesela, Hintli
arkeolog S. R. Rao, söz konusu bu  görüşe,
Dravidilerin  esasen İndo-Aryan olduğu
ancak onların  bazı Semitik halklar
ile  karışmış olduğu iddiasıyla bir pay
vermiştir. Bunun için de, İndus Yazıtlarının alfabesinin Fenike alfabesine
benzediğini ileri sürmüştür.  Bazı 19.
yüzyıl batılı bilginleri de, bir üçüncü görüş olarak Dravidilerin Avusturalyalı
Polinezlerden olduğunu söylemişlerdir. Bu arada 
Caldwell’in de, Avusturalya yerlilerinin dilleriyle Dravidi dilinin
benzerliğine dikkat çekmiş olduğunu belirtelim.

Çetinoğlu:Daha somut
bilgilerle meselenin netliğe kavuşturulması mümkün mü?

Prof. Bayrakdar: Dravidiler
hakkındaki en köklü ve aynı zamanda en yeni görüş, Dravidilerin
Brahmilerden  önce Hindistan’da yaşamış
olduklarını kabul eden ve  onları   Saka, Turani, Ural-Altay  halkı olarak niteleyen  târihçilerin ve dilcilerin görüşüdür.

Bu
görüşü, bildiğimiz kadarıyla, karşılaştırmalı dil kuramı çerçevesinde ilk
ortaya atan, Saka kelimesini modern dönem bilginleri arasında etnik bir ad
olduğunu ilk gösteren ve bu etnik kelimesini en geniş anlamıyla Finlilerden
Türklere ve Moğollara kadar bütün Ural-Altay ulusları için ilk kullanan Danimarkalı
meşhur dilbilimci ve târihçi bilgin Rasmus Christian Rask (1787-1832) olmuştur.

Rask’ın,
Dravidileri Ural-Altaylılar olarak kabul ettiği görüşü, farklı iki yoldan
desteklenmiştir. Birinci yol dolaylı yoldur: Bu, başta A. H. Sayce, C.J. Gadd,
S. Smith ve J. K. Wilson gibi bilginlerin 1924 yılından itibaren
Dravidileri,  birçok bilginin Türk soylu
kabul ettikleri Proto-Elamlılar ve Sümerlerle aynı soydan kabul etmeleridir.
İkinci yol ise, Dravidileri, etnik köken, dil ve din açısından doğrudan Turanî
veya Ural-Altaylı bir halk kabul eden görüştür. Bu görüş, 1840’li yıllardan
itibaren üzerinde durulan ve 1960-1970’li yıllarda da ispatlanan bir görüştür.
Rask’ın görüşünü temel alan James C. Prichard ve özellikle de ünlü dilbilimci
Robert Caldwell (1814-1891), 
Dravidilerin her açıdan bir Saka halkı olduğunu göstermişlerdir. Daha
sonra   Ed. Norris, J. Oppert ve  Ed. Webb gibi bilginlerce de bu görüş devam
ettirilmiştir. Konuya 1964 yılından itibaren Rus ve Finli bilginler özel önem
vermişlerdir. Ruslar, Yuri Knorozov ve Nikita Gurov başkanlığında; Finliler de
Asko Parpola ve kardeşi Simo Parpola başkanlığında birer ekip kurarak, en
eskilerinin M.Ö. 3500 yılları civarında yazıldıkları kabul edilen Indus
Yazıtlarını ve belgelerini çözümleyerek konuyu tam bir açıklığa
kavuşturmuşlardır. Th. Burrow, M. Andronov, St. Tyler, A. Parpola, I. Mahadevan
ve Zvelebil Kamal gibi günümüz dilcilerin ve târihçilerin yeni çalışmasıyla da,
bugün ispatlanmış bir görüş hususiyeti kazanmıştır.

Brahmiler
veya Aryan Hindlileri ülkelerini, yani bugün bizim Hind veya Hindistan
dediğimiz ülkeyi, Hind olarak değil; ‘Bhar
veya ‘Bharat’ olarak
adlandırıyorlardı. Bhar ülkesine,  MÖ. 5.
yüzyılda ‘Hind’ adını verenler
Persler olmuştur. Behistun Yazıtı’nda Hindistan’a ‘Hapta Hindu’ denmiştir. Bu Hind adı Perslerden Yunanlılara ‘Indika’ ve Samilere ‘Hoddu’ olarak
geçmiştir. Tevrat’ın Ester kitabının başka bir adı da Hoddu’dur. Bundan böyle
en azından MÖ. 5. yüzyıldan itibaren Bhar ülkesi, bütün uluslar tarafından  Hind veya Hindistan adıyla anılır olmuştur.
Bu konuya, eski Hind halkına  niçin
Brahmanlar veya Brahmanik halk dendiğini anlatmak için girdik. Aşağıda da
işaret edileceği gibi, Brahmanlar, Hindistan’ın en eski yerli halkı değildir.
Hindistan’ın en eski yerli halkı Dravidilerdir.

Çetinoğlu:Dravidlerin Türk
soylu oldukları hakkında başka bilgilere ulaşabildiniz mi?

Prof. Bayrakdar: Evet. Türk
siyâset adamı ve târihçi Yusuf Hikmet Bayur (1881-1980) ‘Hindistan Târihi’ adlı eserinin brinci cildinde Hndistan’da yaşamış
olan Türk-İran tipi halklardan çok kısa olarak bahsetmiştir. Sözünü ettiği
Türkler, bilinen geç dönem Türkleridir; Halaclar ve Beyaz Hunlar gibi…  Dravidilerden de, yaklaşık bir sayfada
tutarında bir hacimde bahsetmiştir. -Belki bizde Dravidilerden ilk defa
bahseden o olmuştur-  ‘Dravidiler, dilleri Türkçeye benzese de,
Türklükten en çok uzak bir halktır demiştir
.’  Bize göre yanlış bir hükümdür. Dravidilerin
ırkî olarak Turanî veya Ural-Alyaylı bir halk olduğu görüşü bir kaç şekilde
anlatılmıştır: a- Dravidilerin Tatar olmaları; b- Dravidilerin Moğol olmaları;
c-Dravidilerin Saka olmaları, d-Dravidilerin Etrüsklü olmaları… gibi.

Danimarkalı
âlim ve filolog Rask Dravidilerin Saka ırkından olduğunu açıklayan ilim
adamıdır. Rask, Saka kelimesinin Finlilerden Türklere kadar bütün
Ural-Altaylıları içine alacak kadar geniş etnik anlamda kullanmıştır. O’nun
Dravidilerin Sakalar olduğu düşüncesi başta Robert Caldwell olmak üzere birçok
batılı dilci ve târihçi tarafından kabul edilerek geliştirilmiştir. Bütün
çalışmalarını ve hayatının büyük bir kısmını Hindistan’da geçirmekle Dravidiler
ve genelde Hind kültürüne adamış olan ve tam 528 sayfalık ‘Karşılaştırmalı
Dilbilgisi’ adlı  büyük boy eserinde
Dravidilerin dillerini, fizyonomilerini ve dinlerini Ural-Altaylılarıkilerle
karşılaştıran ve bu konularda 
kendisinden önce çalışmış olanların görüşlerini de hesaba katan R.
Caldwell’den bir alıntı yapalım: ‘Bu
benzerliklerden, târihin başlangıcının öncesi bir dönemden itibaren
Hindistan’da otursalar da, Dravidilerin çekirdek alanı Asya’nın merkez
bölgelerinde kök salmış oldukları; oradan Ugro-Turanî halkların kalanı ile
beraberce hareket ettikten ve Bülicistan’da 
bir koloni bıraktıktan sonra 
İndus yoluyla Hindistan’a girdikleri sonucunu çıkarmamız mümkündür
.’

Çetinoğlu:Türk
târihçilerin belirttikleri Türkler lehine olan târihî hakîkatleri, batılılar
dâima şüphe ile karşılamışlardır. Hattâ Mevlânâ’nın, Genceli Nizamî’nin Türk
olmadığını iddia etmişlerdir.  Siz,
hakîkatleri; çok sayıda batılı ilim adamlarının ilmî eserlerine dayanarak
açıklamakla kalmıyor, ispat ediyorsunuz.

Bu
bilgiler kitap hâlinde yayınlandığında yüz milyonlarca insanın alakasını
çekecek, binlerce târih kitabının yeniden yazılmasını gerektirecektir. Bu muhteşem
hizmetiniz için çok teşekkür ederiz.

 

Prof.
Dr. MEHMET BAYRAKDAR:

1952 yılında Konya’nın Beyşehir İlçesi’nde doğdu. İlkokul ve lise
tahsilinden sonra, 1973 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden
mezun oldu. 1973-1978 yılları arasında Paris’te Sarbonne Üniversitesi Felsefe
ve İslâm Bölümü’nde, İslâm Felsefesi dalında mastır ve doktorasını tamamladı.
1985-1986 yılları arasında Georgetowne Üniversitesi’nde misafir Profesör
olarak, 1986-1990 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde
Doçent olarak görev yaptı. 1991-1993 yılları arasında Kualalumpur’da
Milletlerarası İslâm Düşüncesi Medeniyeti Enstitüsü’nde, 1995-1996 yılları
arasında da Roma Gregoiana Üniversitesi’nde İslam Felsefesi Profesörü olarak
görev yaptı. Halen İstanbul’da Yeditepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe
Bölümü’nde İslam Felsefesi Öğretim Üyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Din
İşleri Yüksek Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.

Yayınlanmış Kitapları:

1-İslâm Felsefesi’ne Giriş, 2- İslâm‘da Bilim ve Teknoloji Târihi, 3-
İslâm‘da İbadet Fenomonolojisi, 4- Tasavvuf ve Modern Bilim, 5- İslâm ve
Ekoloji, 6- İslâm‘da Evrimci Yaratılış Teorisi, 7- Kayserili Davut, 8- İdris-i
Bitlisi, 9- İslâm‘da Düşünce Özgürlüğü, 10- Yunus Emre’de Aşk Felsefesi, 11-
Din Felsefesine Giriş, 12- İslâm Düşünce Târihi.

Fransızca, Arapça ve İngilizce olarak
yayınlanmış eserleri de bulunan Prof. Dr. Bayrakdar; Arapça, Farsça, İtalyanca,
Fransızca, İspanyolca, İngilizce, Latince ve Yunanca bilmektedir.

Önceki İçerik“Devalüasyon hacizdir”
Sonraki İçerikİyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Üzerine
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.