Hicri 1431 – 2

48

Ve kutlu yolculukta son durak Medine; Beklenen misafirlere coşkulu bir karşılama meşhur “Dele al Bedru Aleyna” ilahisinin doğuşu.

Medine’de ki manzara

Evs ve Hazrec isminde sürekli birbiriyle savaşan iki Arap kabilesi. Bunlara silah satan irili ufaklı birkaç Yahudi kabilesi. Fakat ne ilginçtir ki Evs ve Hazrec arasında ki savaşın  galibi yok.

Aksi takdirde silah satışı durur. Yani savaş sanayi Yahudilerin elindedir. Günümüzde de olduğu gibi. Onlar da ekmek kapılarını kapatmak istemezler.

Savaştan, kandan yorgun düşen Evs ve Hazrec kısa zaman sonra Müslüman olunca kardeş olurlar aralarında ki kin ve düşmanlıkla beraber savaşta biter.

Dün birbirlerinin kanlarını döken insanların bugün kardeş olmaları vahşetten medeniyete geçiş değil mi?

Darısı bugün ki müslümanların başına.

Bu durum da Yahudilerin hiç mi hiç hoşuna gitmez. Peygamberi (sav) inançları uğruna varlıktan yokluğa düşen Müslümanları da “Ne kadar çile o kadar sevap” düşüncesiyle açlığa terk etmez. Bir ensar ile bir muhaciri kardeş ilan ederek muhacirlerin geçim işlerini ensarla paylaştırır.   

Müslümanların birçoğu kısa bir süre sonra ticaretle zenginleşerek ensara yük olmaz kendi geçimlerini sağlarlar.

Aradan bir yıl geçer.

Azgınlığın, arsızlığın, kin ve nefretin doruk noktası. Müşrikler bir ordu ile Medine üzerine yürümeye başlarlar.

Ve ilk karşılaşma;

 Bedir Savaşı;

Müslümanların kesin zaferi

Ele geçirilen çokça ganimet

Müşrikler açısından öfkenin bedeli

Ve bir medeniyet ve kardeşlik örneği

Ganimetler taksim edilirken Peygamber (sav) ensara hitaben “Bu ganimetlerde ki hakkınızı muhacir kardeşlerinize bağışlayın onlarda kendi geçimlerini kendileri sağlasınlar, artık size yük olmasınlar.” teklifi.

Ensarın cevabı; Ya Resulallah “Bize düşen ganimetler onların olsun, yine onların bakımı da bizim üzerimize olsun.”

İşte burası benlikten bizliğe geçiş noktası.

Bu gün Müslümanların bu konu üzerinde çokça düşünmeleri gerekir.

Ne idik, ne olduk, daha da ne olacağız.

Aradan bir sene geçiyor, müşrikler kudurdukça kuduruyor, bitmeyen intikam ateşi ve

Uhut.

Okçuların bir hatası Müslümanlar lehine süren savaşın gidişatını değiştiriyor ve çok zor anlar.

Herkes Peygamberin etrafında pervane olmuş düşman kılıçları ona değmesin diye,

Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ve Vahşi vahşiliğini yapıyor bir çınar devriliyor.

Vahşet bütün çıplaklığıyla kendini gösteriyor.

Hz. Hamza’nın göğsü yarılıyor, kalbi ve ciğerleri dışarı çıkarılarak alçakça dişleniyor.

İşte burası “Belhum edal noktası”

Bugün ki zihniyet dün ki zihniyetten farklı mı sanıyorsunuz.

Müslümanlar kısa bir şaşkınlıktan sonra toparlanıyor, savaş sona eriyor.

Nihayet aradan yıllar geçiyor ve Mekke…

… ve Mekke fetih edildi.

Allah(cc) Resulullah (sav)’a verdiği vaadi gerçekleştirmişti.

Şimdi size bir soru; siz olsaydınız Mekke’yi fetih edince o gün ki müşriklere ne yapardınız yâda neler yapmazdınız?

Siz bunu biraz düşünün.

Ben şu anda böyle bir durumla karşılaşmak istemem.

Kâbe putlardan temizleniyor, aslına döndürülüyor.

Ve Mekke gerçek sahiplerinin eline geçiyor.

Unutulmuyor, terk edilmiyor.

Hicret gelmek için gitmek değil miydi ve geldiler.

Hayatlarına kast eden Hz. Hamza (r.a)’yı şehit edenleri Hz. Peygamber affediyor.

İntikam duygusuyla hareket etmiyor işte burası medeniyet noktası.

Müşriklerin elebaşları aveneleriyle beraber Müslüman oluyorlar.

Vahşi Hz. Peygamberin vefatından sonra Hz. Hamza’yı şehit ettiği mızrağıyla yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’ı öldürüyor.

Bu sevabım o günahıma kefaret olsun diyor.

Rahmetüllahi aleyhim ecmain.

Darısı günümüzde ki dahili ve harici vahşilerin başına.

Müslümanlar da hoşgörü ve müsamaha çok ama vahşilerin vahşiliklerinden vazgeçeceği de yok.

Zamanımızın vahşilerinin de medeni olmaları dileğiyle…