Gezi Parkına Dair

78

 

Türkiye ne 1960, ne 1972, ne 1980, ne 28 Şubat ve 27 Nisan dönemlerindeki  Türkiye olmadığı gibi iç ve dış dinamikler açısından da farklılıklar gösterir.

Türkiye, dışarıda 124 büyükelçilik, 209 temsilcilik, 124 İş Konseyi ile dünyada en çok temsil edilen ülkesi oldu.19 ülke ile serbest ticaret anlaşması yaptı. G20 ülkesi 2015’de G20 toplantısına ev sahipliği yapacak. IMF’ye borcu kalmayan,152 milyar dolar ihracat yapabilen bir ülke.

Bulunduğu jeopolitik durum ülkemize yüklediği tarihi, siyasi ve ekonomik sorumluluklar yeni stratejiler yeni hedefler oluşturmayı zorunluluk haline getirdi 2023 hedefi gibi. Bu da büyüyen, güçlenen yapısı iç dinamiklerin ve dış dinamiklerin bölgesel ve küresel çıkar çatışmalarının tehdidi altında olduğunu bilmekteyiz.

Gezi parkı hadisesinin ülke geneline yayılmasını “Faiz lobisi”,”Provakasyon”,”Yabancı servislerin”,Akparti karşıtlığı”,”Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı”, “Taksim Kışla projesi”, “Çevre ve ağaçların sökülmesi”, “kişisel hak ihlalleri özgürlükler”, “iyi gitmeyen bazı şeylere karşı”, “polisin tavrı” ve benzer durumlara duyulan bir tepkilerin bileşkesi  olarak düşünebiliriz.

Bu hadiseleri herkes kendi hanesine yazmak için hem içeride hem dışarıda ciddi girişimler olduğunu hepimiz gördük.

Bu hadise Sosyo-politik, sosyo-ekonomik, psiko-sosyal, politik-psikoloji  açısından iyi değerlendirilmesi ve ciddi çıkarımların yapıldığı bir toplumsal gerçeklik olarak karşımızdadır.

“Dünya Emek-Sermaye eksenli sanayi aşamasından, dönüştürücü-inovasyon eksenli Bilgi Toplumu aşamasına geçti. Bu farkı görebilen şirketler değere dönüştürebildiler göremeyen şirketler ne olduklarını bile anlamadan ellerindeki her türlü gücün kaydığını yeni yeni görmeye başladılar.” http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazi.aspx?ID=2422 Bu kavram Siyasi yapılar içinde geçerlidir. “Toplumun daha özgür ve daha refah bir hayat tarzını istemesi kentlere göçü hızlandırıyor. Dolayısı ile eğer kentleri yönetemeseniz bir çok sorunlarla karşı karşıya kalırsınız.”

Direnişi ortaya çıkaran temel sebep;  Türkiye’nin çok hızlı bir şekilde değişim-dönüşüm süreçlerini yaşaması buna mukabil  bürokrasinin buna ayak uyduramaması, toplumsal hak taleplerinin siyasiler(iktidar muhalefet)  tarafından karşılanmasındaki ciddi siyasi yetersizlikler ve öngörü noksanlığıdır.

Direnişi tetikleyen nedenler ise. Muhafazakar demokrat ve Laik Kemalist karşıtlığı, Yıllardır oluşan çatışmacı zihniyet, Demokratik kültürün zayıf olması. Devletin kurumlarına olan güvesizlik. Diyalog dilinin oluşmaması gibi sıralayabiliriz.

Demokrasi kültürü oluşamamış yapının özellikle 1990 doğumlu kesimin (y kuşağı) AK parti iktidarının yaşam tarzına ve özgürlüklere müdahale algısının yüksekliği  bu kesimde karşılık bulmuştur. Önümüzdeki süreçte bu kesimi( Çapulcu) dikkate almadan yürütülecek olursa yeni riskleri de beraber getirebilecektir.

KONDA araştırması “* Ankete katılanların yarısı 21-30 yaş arası. Yüzde 31’i 21-25 yaş arası, yüzde 20’si 26-30 yaş aralığında. Yüzde 35’i lise mezunu, yüzde 43 üniversite mezunu. Yüzde 33’ün babası üniversite mezunu, yüzde 28’inin ise lise mezunu.”

Çevre ve ağacı koruma amacı güden meşruluğu olan küçük bir hareket orantısız ve acımasız güç kullanımı sayesinde kitlesel bir direnişe dönüşebiliyor.

Toplumu hiçe sayan tepeden inmeci yaklaşımların ülkemizde karşılığı olmadığını önümüzdeki günlerde daha da çok göreceğiz.

Bu olaylar karşısında vatandaşın, medyanın, devletin, siyasilerin aldığı tutum halkın gözünde cereyan etmiş sosyal medyanın işleyiş tarzı da görülmüştür.

Özellikle siyasilerin kullandıkları ötekileştirici dil, empati yapma eksikliği, kendi aralarındaki ve halk arasında oluşturamadıkları diyalog ,uzlaşma kültürü beraberinde bazı riskleri de beraberinde getirecektir.

Yeni muhafazakar demokrat gençliğe paralel yeni özgürlükçü bireyci evrensel normlarla yetişmiş bir gençlikte birlikte ülkemiz demokrasisini oluşturacaktır.  Dolayısı ile daha katılımcı evrensel değerlerden haberdar, Bireysel özgürlüklere daha düşkün Anadolu’nun oluşturduğu ciddi değerleri de barındıran bir yapı siyasetçileri ve ülkeyi idare edenleri zorlayacaktır.

Bu yeni değişimi göremeyen kendini değiştiremeyen liderlerde aynı değişimi yakalayamayan işyerleri gibi tasfiye olacaklar yerlerine yeni, hatta yepyeni değişim liderleri ve yöneticileri gelecek.

Şunu hiç unutmayalım İş süreçleri, İş yapış şekilleri, işgücü profilleri değişirken, İş insanı profilleri direnemezler.