Fetih 2009

65

29 Mayıs 2009 İstanbul’un fethinin 556. yıl dönümü. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunun 710. yılı Ecdadımıza layık millet olmak düşüncesiyle bu yazıyı yazıyorum. Ruhları şad makamları cennet olsun.

Onlar bize bu toprakları vatan yaptılar. Müslüman bir beldede Müslüman anne babadan dünyaya gelmemize vesile oldular. Onların o zaman ki gayretleri olmasa idi bizler bu gün belki Müslüman bile olamayacaktık

Bu vesile ile fetih için İstanbul’a sefer düzenleyen başta Ebu Eyüb el Ensari, Fatih Sultan Mehmet vb yöneticilerin Ak Şemseddin, Molla Gurani vs. âlimleri Sancağı surlara diken Ulu Batlı Hasan ve isimsiz kahramanların aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyor en derin saygı ve hürmetlerimi arz ediyorum

Peygamber (SAV) bir hadisi şerifinde;
İstanbul elbet bir gün fetih edilecektir, Onu fetheden komutan ne güzel komutan, Onu fetheden asker ne güzel askerdir. Buyurmuştur
Bu övgüye layık olabilmek için İslam orduları tarafından İstanbul’a birçok sefer düzenlenmiştir.
21 Yaşındaki genç bir komutan bu fethi gerçekleştirmek suretiyle hem bu övgüye nail olmuş hem de bir çağ kapayıp yeni bir çağ açmıştır

İbn-i Haldun Devlet hayatını insan hayatına benzetir. İnsanlar nasıl doğar, büyür, yaşlanır ve ölürlerse, devletlerde aynı şekilde kurulur gelişir ve yıkılırlar
İnsanların gençlik olgunluk ve ihtiyarlık çağları vardır bu çağlar birbirine benzemez insan gençlik çağın da güçlü küvetli olgunluk çağında tecrübeli, ihtiyarlık çağlarında ise unutkan güçsüz ve kuvvetsizdir

İnsanların hayatlarında görülen bu haller devletlerin hayatlarında da görülür.

İnsanların vücutlarına musallat olan mikrobik hastalıklar tedavi edilmediği takdirde nasıl insanların ölümüne sebep olurlarsa, devlet ve milletlerin bünyesine musallat olan tedavi edilmediği zaman onu ölüme götürecek olan ahlaki ruhi içtimai ve ekonomik hastalıklar vardır.

Sosyal olaylarda aynı sebepler benzer sonuçları doğururlar.

Halk iyi olursa yöneticilerde iyi olur yöneticiler iyi olursa halkta iyi olur. Bunlar bütünün yarısı gibidir, birbirini tamamlarlar.

Osmanlının kuruluş ve yükseliş dönemlerinde padişahından askerine amirinden memuruna esnafından tüketicisine varıncaya kadar toplumu teşkil eden insanlar dürüst mert cömert paylaşmasını bilen hak ve adalete riayet eden insanlardı.

Kuruluş döneminden bir anekdot.

Osman Gazi ölüm yatağında iken oğlu Orhan Gazi yi çağırır ve şu vasiyette bulunur: Allah ı tanımayan kazancını haram yollardan kazanıp haram yıllar da harcayan helâlı haramı gözetmeyen insanlara DEVLET işlerine vazife verirsen YÜZÜ KARA OLARAK AHİRETE GELESİN.

Bu tip insanlar Allah’ın gazabına müstahak oldukları için işlerinde hayır vs başarı olmaz halka hüsnü muamelede bulunmazlar. Millet ve memleket bunlardan zarar görür.

Esnaftan bir anekdot

Meşhur bir olaydır. Fatih İstanbul’u fethetmeden önce bir gün tebdili kıyafet ile alış verişe çıkar her bir esnaf alacağı ikinci bir şeyi diğer esnaftan almasını tasfiye eder 3  -5esnaftan aynı ol ya şahit olunca o zaman şu meşhur sözünü söyler Ben bu halk ile değil İstanbul’u Dünyayı bile fetih ederim

O gün halk ve esnaf Allahın nimetlerin herkese, her canlıya yeteceğinin şuuruyla paylaşmasını biliyor ve beceriyordu. Şimdiki gibi kendisinden alışveriş etmeyen komşusuna küsmüyor, diğerlerini yok etmek için ölümüne rekabet etmiyordu. Biz onların torunlarıyız ama onlara da fazla benzemiyoruz.

Bir anektotda Fatih’in gayri Müslimlere karşı olan ilgisinden:

İstanbul fetih edilmiştir. Hıristiyan din adamları ve halkın bir kısmı Ayasofya’ya doluşarak korku ve panik içerisinde beklemektedirler. Fatih ve ordusu onları zorla Müslüman yapacak Müslüman olmayanları kılıçtan geçirecek inançlarını ve ibadethanelerini yasaklayacaktı.

Fatih bu haberi duyunca Ayasofya’ya gelerek onlara hiç kimsenin inanç ve ibadetlerine dokunulmayacağına herkesin inanç ve ibadetlerinde hür olduğunu mal ve canlarının emniyette olduğu garantisini verince korku yerini sevince bırakmıştır.
Günümüzdeki Müslüman yöneticileri kendi inançlarındaki halkına tanımadıkları hakları ecdadımız gayri Müslim azınlıklara tanımıştır.
Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor;
“Emanet ehline verilmeyip liyakatsiz insanların başa geçtiği zaman kıyameti bekleyiniz.” Kıyamet sadece bizim anladığımız şekilde dünyanın sonu değildir. Bir devletin çöküşü, ekonominin iflası, bir sistemin iflası, işsizliğin, yoksulluğun, yolsuzluğun, terörün yaygınlaşması da mecaz manadaki kıyamettir. Liyakatsiz insanlar iş başında olduğu zaman bunun zararını halk görür. Sıkıntıyı millet çeker. Buda bir nevi kıyamettir.

Fatih Sultan Mehmet fetihten sonra İstanbul’u bir ilim ve kültür şehri yapmak ister. Bunun için İslam dünyasında ki tanınmış alim ve ilim adamlarını İstanbul’da toplar.

Ali Kuşçu’yu Tebriz’den İstanbul’a getirmek için günlüğüne 1000 altın harcırah (yolluk) verir. Tebriz ile İstanbul’un arası 60 gün sürerdi.

Fatih Ali Kuşçu’yu Ayasofya’ya müderris tayin etmiş ayda 6000 altın maaş bağlamıştır.

Fatih Zembili Ali Efendi’yi aylık 900 altın ile Edirne Taşlık medresesi müderrisliğine tayin etmiş bu parayı da az bularak 5000 altın hediye etmişti.

İlme ve ilim adamına verilen bu değer Osmanlı’nın gelişme ve ilerlemesinde de katalizör görevi üstlenmiştir.

İlim adamına değer vermek hamasi nutuklarla olmaz.

Bu vesile ile ecdadımızı saygı ve hürmetle anıyoruz. Ruhları şad, makamları cennet olsun.

Onlara layık millet olmak dileğiyle…