Ey İman Edenler! İman Ediniz! (17)

27

     “Âhir zamandır.
Fitneler (insanları birbirine karşı kışkırtmalar) zuhur etmiş (ortaya
çıkmış)tır. İmanı kurtarmak çok zor olmuş, îman tehlikeye girmiştir. Resul-i
Ekrem (sav), gelecek hadis-i şeriflerinde bu tehlikeyi şöyle haber vermektedir:

     “İnsanlar fevç
fevç (akın akın) İslâm’a girerler. Bundan sonra fevç fevç İslâm’dan çıkarlar.”
(Müsned-i Ahmed, c.3, s.343’den nakleden: El-Hac Molla Muhammed Ali Doğan.)

     “Karanlık geceler
gibi karanlıklar üzerinize çökmeden îman ve amel-i salihe uygun (Allah’ın
rızasını kazandıracak ibadet ve işlere) koşun. O zamanda kişi mü’min (imanlı /
inançlı biri) olarak sabahlar, kâfir (inkâr etmiş) olarak akşama çıkar. Veya
mü’min (inanan) olarak akşamlar, kâfir (inkâr etmiş) olarak sabaha çıkar. Az
bir dünyalık karşılığında dînini satar.” (Müslim, Kitabü’l-Îman, c.1, s.51’den
naklen: El-Hac Molla Muhammed Ali Doğan.)

     “Kıyametten önce
karanlık geceden bir parça gibi fitneler (inançta farklı fikir ve düşünceler)
zuhur eder (kendini gösterir). O zamanda kişinin bedeni öldüğü gibi, kalbi
mânen ölür. O zamanda kişi mü’min (inançlı) olarak sabahlar, kâfir (münkir,
inancını reddeden) olarak akşama çıkar. Veya mü’min olarak akşamlar, kafir
olarak sabaha çıkar. Az bir dünyalık karşılığında ahlâkını ve dînini satar.”
(Müsned-i Ahmed, c.3, s.453’den nakleden: El-Hac Molla Muhammed Ali Doğan.)

     “O günde dinine
temessük eden (sıkıca sarılan), elinde ateş parçasını veya dikeni tutan
gibidir.” (Müsned-i Ahmed, c.2, s.390’dan nakleden: El-Hac Molla Muhammed Ali
Doğan.)

     “İnsanlar üzerine
öyle bir zaman gelecek ki; o zamanda Kur’an’ın ancak resmi, İslâm’ın ise ancak
ismi kalır. O zaman, bir kısım insanlara ‘Müslüman’ denilir. Halbuki onlar,
İslâm dininden en uzak olanlardır. Câmileri maddeten ma’mur (bayındır
hâlde)dir; ancak hidayet (İslâmiyet) cihetiyle harâbtır. O zamânın âlimleri, sema
kubbesinin altında en şerîr (şerli ve kötü) âlimlerdir. Fitne (ve kaos)
onlardan çıkar ve onlara döner.” (Hz. Muaz’dan rivayet, Beyhekî; Hâkim:
Tarih’den nakleden: El-Hac Molla Muhammed Ali Doğan.)                                                   

     “İnsanlar üzerine
öyle bir zaman gelir ki; câmide bin veya daha fazla kimse namaz kılar. Ancak
içlerinde bir mü’min (gerçek inanan) yoktur.” (Deylemi’den nakleden: El-Hac
Molla Muhammed Ali Doğan.)

     “O zamanda müezzin
ezan okur. Bir topluluk namaz kılar. Halbuki, onlar mü’min (gerçekten inanmış
kimseler) değillerdir.” (Taberani; Ebu Nuaym, el-Hilye’den nakleden: El-Hac
Molla Muhammed Ali Doğan.)

     “İnsanlar üzerine
öyle bir zaman gelir ki; camilerde toplanırlar. Ancak içlerinde mü’min yoktur.”

(Hâkim, el-Müstedrek’den nakleden: El-Hac Molla Muhammed Ali
Doğan.)

     “İnsanlar üzerine
öyle bir zaman gelir ki; onlar haccederler, namaz kılarlar, oruç tutarlar;
halbuki içlerinde mü’min yoktur.” (Ebu Şuayb’den nakleden: El-Hac Muhammed Ali
Doğan)

     “Bütün bu
hadisler, îmanı muhafaza etmenin (korumanın) ne kadar zor olduğu hususunda bizi
îkaz etmekte (uyarmakta)dır.” (El-Hac Molla Muhammed Ali Doğan.)

     X

     “Bu zaman, imanı
kurtarmak zamanıdır. Bu zamanda en büyük ihsan (iyilik ve lütuf), imanı kurtarmaktır.”                                                                    

     “Evet, bu Cihan
Harbi (Birinci Dünya Savaşı)ndan daha büyük bir hâdise (olay) ve bu zemin
(yer)yüzündeki hâkimiyet-i âmme (her şeye ve herkese hâkim olmak) dâvâsından
daha ehemmiyetli (daha önemli) bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların
başına öyle bir hâdise (olay) ve öyle bir dâvâ açılmış ki; her adam, eğer Alman
ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı
kazanmak için bilâ-tereddüt (tereddütsüz / hiç çekinmeden) sarf edecek. İşte, o
dâvâ ise, yüz bin meşahir-i insaniyenin (meşhur ve ünlü kimselerin) ve hadsiz
(sayısız) nev-i beşerin (insanların) yıldızları ve mürşitlerinin (irşat
edicilerinin / doğru yolu göstericilerinin) müttefikan (ittifak ve söz birliği)
ederek, kâinat sahibinin ve mutasarrıfının (tasarruf sahibinin) binler va’d ü
ahdlerine (vaat ve sözlerine) istinaden (dayanarak) haber verdikleri ve bir
kısmı(nın) gözleriyle gördükleri şu ki:

     “Herkesin îman
mukabilinde (karşılığında) bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar (köşkler) ile
müzeyyen (süslü) ve bâkî ve dâimî (kalıcı) bir tarla ve mülkü kazanmak veya
kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer îman vesîkasını (belgesini) sağlam elde
etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyûnluk tâûnuyla (maddecilik vebasıyla,
yâni her şeyin esası madde olduğunu iddia edip, ruhaniyatı inkar eden dinsizler
ve her şeyi madde ile ölçenler ve yaratılanları ve zerrelerin muntazam
hareketlerini, tesadüf eseri gibi kabul ve tevehhüm edip / vehmedip dinsizliğe
yol açmağa çalışanlardan) çoklar(ı) o dâvâsını kaybediyor. (Çünkü: ‘Her şeyi
maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür.’)
Hattâ, bir ehl-i keşf ve tahkik (perdeli şeyleri gören ve bilen velî), bir
yerde kırk vefiyattan (ölenlerden) yalnız birkaç tanesi(nin) (mutlu ve sonsuz
saadetler içinde geçecek olan ebedî hayatı) kazandığını sekeratta (ölüm
anlarında) müşahede etmiş (görmüş); ötekiler kaybetmişler. Acaba, bu kaybettiği
dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse, doldurabilir mi?”

     Kaldı ki, o
keşfiyat (keşifler); câmi cemaati hakkındadır. O da o zamana mahsustur. Bu
zamanda çok tehlike var. Kaybedenler ise daha ziyadedir (daha çoktur).

Önceki İçerikBizimkiler Bizimle Dalga Geçiyor!
Sonraki İçerikLorem İpsum Dolor Sit Amet
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.