Ey İman Edenler! İman Ediniz! (1)

34

     Haberlerde görüp
işittiğimiz gibi, hiç bu kadar, insanın insana yaptıklarında ileri gittiklerine
şahit  olmamıştık.

     İnsanlar barut
fıçısına dönmüş. En ufak lâfzî / sözel dokunuşlar, onların bam teline
basmışçasına öfkelenmelerine, gazaba gelmelerine sebep oluyor.

     İnsanlar bir söz,
bir fevrî hareket karşısında, hemen arslanlar gibi kükrüyorlar!

     En ufak söz ve hareket
karşısında; varsa silâhına sarılıyor veya bıçağına el atıyor; yoksa bunlar,
yumruklarını sıkıp, hamle üstüne hamle yapmaya kalkıyor!

     Vuruyor vuruluyor,
döğüyor döğülüyor, açmaya ağzını bir kez, kapatana aşk olsun.

     Sonuç ya hastane,
ya hapisane, ya da kara toprağa düşmek oluyor.

     Eğer bu kaostan
sağ çıkarsa; bin pişman oluyor ama, son pişmanlık fayda vermiyor.

     Mevlânâ’nın dediği
gibi:

 

     “İnsan, pişman
olduğuna da pişman olacak.”

     Ne çare ki ister
istemez mezara konacak.

 

     Bu durumlara düşen insanımızın hepsi
müslüman;

     Müslüman olup
olmadıklarını bir bir sorsan.

 

     Hemen herkes:
“Elhamdülillah müslümanız müslüman.”

     Yemin billah
ederek diyecekler: “El aman el aman.”

 

     İnsan bulamaz
kendine, kendi gibi bir düşman!

     Eden de bulan da,
bu duruma düşen de insan!

 

     Her şeye rağmen
ibret oluyor elimizde kalan.

     Bunları yapan da,
bunlara uğrayan da müslüman!

 

     Elbette biliyor ve
inanıyoruz ki bu insanlar;

     İslâm olduklarını
kesin şekilde inananlar.

 

     İnsanımız
müslüman, yok bunda şüphe.

     Pişman olup
ettikleri de halis tövbe.

 

     Demek ki onlar
kendilerini bilseler de böyle;

     Yüce İslâm Dîni,
bildikleri gibi değil öyle.

 

     Evet adımız İslâm,
lâfımız İslâm sözümüz İslâm;

     İslâmı bilmiş
bilmemiş, anlamış anlamamışız ne gam!

 

     Özden uzak, lâfta
İslâmız demekle en büyük zararımız;

     Kendimizden ziyade
Yüce İslâm Dînini üzmüş olacağız!

 

     Gelelim sadede:

     Bu acı tablonun
sebep ve izalesini; sunacağımız âyette açıkça bulacak. Acı acı düşünecek.
Âyetin geçmişe, hâle ve geleceğe nasıl ayna olduğunu hayretle görecek. İbretle
izler. Şuurla akleder. Tefekkürle idrâk eder. Okudukça âyeti, karşısında
saygıyla eğilir olacak. Velhasıl, Kur’an’da kendimizi görüp, bulup ve anlar. Geleceğe,
emniyet ve güven içinde kanat açabileceğimizi sevinçle kutlar. Zamanda
çıkacağımız yolculuğa, ebed istasyonunda inmek üzere başlamış olacağız.

Önceki İçerikSuskunluk Sarmalı ve Türk Halkının Korku Damarı
Sonraki İçerikÖrümcek Ağını delenler, Ağa takılanlar
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.