Zemin gibi, semalardaki hayat şartlarına uygun bir şekilde, şuurlu / bilinçli hayat süren,
Hayat sahipleri varlıklar; göklerde bile yaşamaktadırlar.
Hakîkat ister ki, yeryüzü; küçüklüğüne rağmen, şuurlu mahlûklarla doldurulmuş.
Bu gerçek devamlı yenilenerek,
Yerlerini kendilerinden sonrakilere bırakarak, varlıklarını sürdürüp duruyorlar.
Böylece, muhteşem burçlar sahibi göklerin dahi, süslü kasır ve köşkler benzeri göklerin bile,
Vücudun nurunun nuru olan canlılar
Ve o canlıların ışığı olan şuurlu ve idrak sahibi mahlûklarla
Dolu olmaması mümkün mü?
O mahlûklar da, âlem sarayının seyircileri,
Kâinat / evren kitabının okuyucuları,
Rabbin saltanatının ilân edicileridirler.
Yaratılış gerekçelerini yerine getirmenin bir ifadesi olan
Küllî / kapsamlı ibadetleri ile
Kâinatın ve içindekilerin kendi dilleriyle
Yaratanı anışlarını temsil ediyorlar.
Çünkü, kâinatın keyfiyatı, onların varlıklarının hikmetini gösteriyor.
Çünkü, kâinatın sayısız, san’atlı güzelliklerle nakış nakış işlenmesi,
Apaçık gösteriyor ki,
Mütefekkir, beğenici, hayret edici yaratıkların nazarlarını,
Onlara karşı âdeta elzem kılıyor.
Çünkü, hüsün / güzellik bir âşık ister.
Demek ki, ruh ve kalblerin gıdası olan,
Sonsuz san’at güzellikleri, insanlara ek olarak;
Elbette Ruhanilerin de, yaratılmalarını ister.
Zira bütün bu güzellikler;
Sonsuz bir tefekkür ve onun şekillenen kulluk gösterimleriyle ancak
Tamamlanmış sayılır.
Kaldı ki, Kudret, eşyanın içyüzüyle ilgilenir, alâka duyar.
Üstelik, kâinatın ayna gibi, iki yüzü var.
Biri, mülk ciheti ki: Aynanın renkli yüzü gibidir.
Diğeri, iç ciheti ki: Aynanın parlak yüzünü andırır.
Mülk / dış ciheti, zıdların dolaştıkları yerdir.
Güzel, çirkin, hayır, şer, küçük, büyük gibi emirlerin;
Geliş yeri ve varılan noktasıdır.
Bunun içindir ki, celâl sahibi ve san’atlı Yaratan;
Zahirî sebepleri; Kudreti’nin tasarruflarına perde etmiştir.
Yeter ki, Kudret Eli’nin, zâhir akla göre hasis ve lâyık olmıyan emirlerle
Bizzat mübaşereti / teması görünmesin.
Çünkü: Azamet ve izzet, öyle ister.
Fakat, o vasıta ve sebeplere hakikî tesir etmeyi vermemiştir.
Çünkü: Allah’ın birliği ve tekliği öyle ister.
Melekûtiyeti; içyüzü ve asıl ciheti ise, her şeyde parlak ve temizdir.
Teşehhusatın / şahıslanmanın renkleri, kalıntıları ona karışmaz.
O cihet, vasıtasız kendi Hâlıkına yöneliktir.
Onda sebeplerin art arda gelmesi yoktur.
Ona , illiyet / hastalık, sakatlık giremez. Eğri büğrüsü yoktur.
Mâni ve engeller müdahale edemez, karışamazlar.
Zerre, şems’e / güneşe kardeş olur.


