19.4 C
Kocaeli
Pazar, Haziran 28, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkDüşün Damlaları (51)

Düşün Damlaları (51)

– Yazarı tanıyan, eserini daha iyi anlar.

– Kâinatı / Evreni tanımak Allah’ı tanımaktan geçer.

– Allah’ı tanımak da, Kâinatı tanımaktan geçer.

– Her varlığın cephesinde, en parlak sikke, onun canlı olma keyfiyetidir.

– Can veya ruh, canlının neresinde? Bedenin her yerinde. Veya hiçbir yerinde. Aslında can,

bedende değil. Bedenden münezzeh; onunla alâkasız bir şekilde bedenda tecelli edip

kendini gösteriyor! Nitekim, herhangi bir uzvu kesilen canlının, canında bir eksilme oluyor

mu? Tabii ki hayır. Öyle bir meçhul ki, sanki anlaşılması, anlaşılmamasına bağlı!

– “Bir Beyin hücresinin benzeri, Samanyolu’nun aynısı.”

– Güneş bir ama, tecellileri sonsuz. Ağaç bir ama, meyveleri sayısız. Hepsi aynı ağacı gösteriyor.

– Güneşin akis ve yansımaları güneşten, ama hiçbiri güneş değil.

– Her şey ve hepimiz Allah değiliz, ama Allah’tanız.

– İnsanın, dünya ve kâinat ile alâkası var. Hava, su ve gıdaları kâinatta. İnsan ile ihtiyaçları

arasında münasebet var. İnsan ile ihtiyaçlarını yaratan bir değilse, aralarında uyum olamıyacağı

için, hayat da olmazdı!

– Bir şeyden herşey, her şeyden bir şey yaratılmakta.

– Emin olduğun zaman kork! Çünkü, emîn olmak gafleti doğurur. Dikkatsizliğe sebep olur.

Geçici şüpheden sonra emîn olmak ise, rahatlığa yol açar.

– Bazı şeylerin varlığını biliyor, fakat mahiyetlerine yol bulamıyoruz.

– “Üzümün lezzeti, kuru çubuğunda aranmaz.”

– Tamamım diyen, eksikliğinden habersizdir.

– “Vücûdunu, mûcidine feda et.”

– Evlâd için babanın varlığı, verdiğinden çok daha sevgilidir.

– Yaratılmışı, yaratandan ötürü sevmeliyiz.

– Hardele ile tabir edilen, bir darı habbesi hükmünde olan hafıza gücünün kuşattığı meydanda

gezintiler yaparken, o kadar büyük bir mekâna dönüşür ki, gezmekle bitmez bir şekil alır.

Acaba o hardalenin içindeki meydanı bitiremeyen, o hardalenin dairesini ne suretle bitirecektir?

Aklın nazarında hardalenin vaziyeti böyle ise, aklın gezdiği daire nasıldır? Akıl da dünyayı

yutar. Allah, hardaleyi akıl için dünya ve dünyayı da akıl için bir hardale gibi yapmıştır.

– Bazılar, etrafdaki ölümleri görür de, kendilerine uğramıyacakmış gibi rahattırlar!

İşte bu his, kendini daimi görme ve sanma hissidir. Yoksa, bundan dolayı rahat

olmıyacak, hayattan hiç lezzet alamıyacaktılar.

– İnsan, kâinat ve Allah konularında yoğunlaşıyor. Hele insan hele insan. Çünkü Allah, kâinatı

insan için. İnsanı ise kendisi için yaratılmıştır.

– Allah, her bitkiye, her maşuka; âşık bir böcek yaratmış. Her midenin ihtiyacını karşılayan,

arz sofrasını kurmuş. Cemale hayran ve kemale meftun insan için, göze hitap eden yeryüzünü

süsleyip püslemiştir.

– Cennet’in ham maddesini biz hazırladığımız gibi, Cehennem’in ham maddesini de, biz

hazırlıyoruz.

– Bir mânâ çeşitli dillerle ifade edilebilir. Demek ki, lisanlar mânâların giydiği ve giydirildiği

libaslardır. Libas değişmekle mânâ ve anlam değişmez. Fakat her libas giyene yakışmadığı gibi,

her mânâ da, her libastan memnun olmaz. Kimi tam uyar, kimi de ya kısa, ya uzun, ya dar veya

bol gelebilir. Bu bakımdan tercümeler, umumiyetle mânâya tam libas olamıyor. Mânâyı

liyakatle taşıyamıyor. Tam olarak ifade edemiyor.

– Âyet, “Deveye bakın!” diyor. Zira, her şeylerimiz deve ile. Yememiz, binmemiz, tüyü, derisi ve

hatta kemikleri. Keza yıldızlara da bakmamız isteniyor. Yani “Bakıyorsunuz ama

görmüyorsunuz!” demek isteniyor. “Basarınız çalışıyor, ya basiretiniz? Güneşin doğması sanki

çok basit bir olaymış gibi önemsemiyorsunuz!

Oysa arkasında nasıl bir kuvvet, irade var? Hiç düşünmüyorsunuz!” diye sorgulanıyoruz.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.
Önceki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img