“Allah, size emanetleri ehline vermenizi emreder.”
(Nisa: 58)
Osman bin Talha; Mekke’li olup;
Müşrik, yani Allah’a şirk / ortak koşanlardan biriydi.
Kâbe’nin anahtarı onda bulunurdu.
İşte bu müşrik adam Fetih günü:
Kâbe’nin kapısını kilitleyip,
Hz. Peygamber’in Kâbe’ye girmesine engel olmuştu!
Bu durumu hazmedemeyen
Ve zor kullanmak zorunda kalan Hz. Ali;
Anahtarı onun elinden alarak kapısını açtı.
Böylece, Hz. Peygamber Kâbe’ye girebilmiş oldu.
Çıktıktan sonra amcası Abbas,
Anahtarın kendisine verilmesini istedi.
Hz. Peygamber ise,
Anahtarın -müşrik omasına rağmen, fakat işin ehli olduğu için-
Yine eski sahibine verilmesini emretti.
“Sana vereyim ama, sen de gel İslâm ol!”
Diye de bir şart ileri sürmedi.
Anahtarı güzelce muhafaza ettiği
Ve bunu liyakatle yerine getirdiği için,
Kâbe’nin anahtarının onda kalmasını istedi.
İşte Hz. Muhammed’n İslâm olsun olmasın;
İşin ehline verilmesini,
Emanetlerin lâyık ellerde bulunmasını isteyen;
İslâm’ın emanetlere bu şekilde bakışı sayesinde;
Osman bin Talha müslüman oldu.
Emanet damlasında İslâm okyanusunu gördü.
Damla denizden haber verdiği gibi,
Hz. Muhammed’in bu davranış damlasında;
İslâm’ın okyanus hükmünde olan hakikatini
Ve İslâm’ın aslını ve rûhunu görerek,
Bir an bile tereddüt etmeden müslüman oldu.
İşte bu gerçek karşısında;
Herkes İslâm oluşunun hassasiyetini bilmeli.
Söz ve davranışlarını buna göre
Tespit ve tanzim etmeli, ayarlamalı.
Hayra vesile olacak sözler sarfetmeli.
Hakk’a vesile olacak davranış
Ve hareketler içinde bulunmalı.
Doğruyu tercih ettirecek kapıları açmalı.
Sonucu muhataplara bırakmalı.
“Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.”
Kabilinden sözler söylemeye çalışmalı.
Çünkü örnek olmak bizden, etkili kılmak Allah’tan.
Hep bu niyet içinde olup,
Amellerin niyetlere göre itibar göreceğini,
Hiç hatırdan çıkarmamalı.


