Dragon (Ejderha)

64

İkinci
Dünya Savaşı’ndan sonra iki süper güç olarak ortaya çıkan Amerika Birleşik
Devletleri ve Rusya Devleti arasındaki uzay yarışı 4 Ekim 1957’de “Sputnik-1”
isimli uydunun Ruslar tarafından uzaya fırlatılması ile başlamıştı. 3 Kasım 1957’de
uzaya çıkan ilk canlı olan “Laika” isimli köpeği taşıyan “Sputnik-2” uydusunun
fırlatılmasına, ABD’nin cevabı 1 Şubat 1958’de uzaya fırlatılan “Explorer-1”
isimli uydu ile olmuştu. ABD’nin Rusya’ya karşı yaptığı ikinci atak, 17 Mart
1958’de fırlatılan, güneş enerjisinden elektrik üretmek için hazırlanan güneş
panellerinin ilk kez kullanıldığı “Vanguard-1” isimli uydu ile oldu.
“Vanguard-1” uydusu halen dünya yörüngesinde olup, yörüngedeki en eski uydudur.
15 Mayıs 1958’te “Sputnik-3” isimli uyduyu yörüngeye gönderen Rusya’nın asıl
hamlesi ise 12 Nisan 1961’de ilk insanlı uçuş denemesi oldu. Yuri Gagarin,
“Vostok-1” isimli uzay aracı ile 108 dakikada Dünya’nın çevresinde tam bir tur
attı. 5 Mayıs 1961’de bu sefer ABD “Mercury RedStone-3” roketi ile 15 dakika 28
sn sürecek ilk insanlı uçuşunu gerçekleştirerek Ruslar’ın bu hamlesine cevap
verdi.

 

Yaklaşık
60 yıldır, iki süper gücün önderliğinde devam eden uzay yarışı, insan hayatını
kolaylaştıran birçok yeniliğin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Cep telefonlarımızda
kullandığımız navigasyon uygulamaları, meteorolojik tahminlerdeki tutarlılık ve
erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, buzullardaki erime miktarları,
depremlerden sonra milimetre düzeyindeki yer hareketlerinin belirlenmesi, ormanlarda
meydana gelen tahribatların izlenmesi, deniz seviyelerindeki değişimlerin
izlenmesi, insan yapısı nesnelerin izlenmesi gibi birçok yenilik uzay yarışının
bir sonucu olarak, belki de çok da amaçlanmadan karşımıza çıktı.

 

Günümüze
kadar birçok ülkenin yer aldığı bu yarışa, 1970’li yıllarda uzaya ilk
uydularını ve 2003 yılının Ekim ayında ilk “Taykonot” unu gönderen Çin’in hızlı
bir şekilde dâhil olduğunu olduğuna tanık olduk. Çin’in Dünya yörüngesine 2022’de
faaliyete geçecek olan Uluslararası Uzay İstasyonu benzeri bir uzay istasyonunu
kuruyor olması, Ay’ın karanlık yüzüne bir kâşif indirip buradan bilgi
toplaması, Temmuz-2020’de Mars gezegenine bir kâşif gönderme planlarına
bakıldığında, ABD ve Rusya’nın uzay çalışmalarında 60 yılda aldıkları yolu,
sadece 20 yıl gibi bir sürede alması, ABD’ye ticaret ve teknoloji (özellikle
yapay zekâ) alanlarından sonra uzay yarışında da çok önemli ve ciddiye alınması
bir rakiple karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

 

Bu
yarışta yer alan Dragon, uzay tarihinde ilk kez bir devlet dışında, bir özel
şirket tarafından geliştirilen ve yörüngeye astronot taşıyan ilk uzay aracı
olma özelliği taşımaktadır. Amerikan SpaceX firması tarafından geliştirilen uzay
aracı, ilk test uçuşunu 8 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirdi. 22 Mayıs
2012’deki ikinci test uçuşunda Uluslararası Uzay İstasyonuna başarılı bir
şekilde kargo taşımış ve ilk insanlı uçuşunu ise 30 Mayıs 2020 tarihinde
gerçekleştirmişti. Ancak uzay aracının ismine
bakıldığında, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) bugüne kadar
kullandığı insanlı uzay araçlarına verdiği, tarihteki önemli kâşiflerin (James
Cook, Henry Hudson, vb.) gemilerinin isimlerinden farklı bir isme sahip olduğunu görürüz; Dragon (Ejderha), Çin
mitolojisine göre güç ve kudretin simgesi. SpaceX şirketinin sahibi Elon Musk
2012 yılında, uzay aracının isminin neden Dragon olarak seçildiği sorusuna
yaptığı açıklamada, ticari insanlı uzay uçuşunu projesini yapılması imkânsız
olarak görenlere karşı, “Puff, the Magic Dragon” isimli eserde, Dragon’un
(Ejderha) arkadaşı Jackie Paper ile olan hikâyesine atıf yaparak, ismin buradan
esinlenilerek verildiğini söylemişti. Ancak burada uzay aracının isminin yanı
sıra ilginç olan bir başka detay daha göze çarpıyor. Dragon ile Uluslararası
Uzay İstasyonu’nun kenetlenmesi, Çin-Moğolistan sınırının 405 km üzerinde
gerçekleşmişti. Kenetlenmenin olduğu noktanın rastlantısal olmadığı, belirli
miktarda hata payı içeren hassas ve detaylı hesaplamalardan sonra belirlenmiş
olduğuna da dikkate alıp yeniden uzay aracının ismine gelecek olursak; SpaceX
şirketinin, Çin mitolojisinin önemli bir simgesi olan Dragon ile uzay yarışında
gücün ve kudretin ABD’ye ait olduğuna dair bir mesaj vermek istediği de akla gelmektedir.

 

Dragon’un
uzay yarışına getirdiği bir diğer boyut ise, artık bu yarışta sadece
devletlerin değil, özel şirketlerin de yer alması oldu. NASA’nın uzaya
gönderdiği her astronot için Rusya’ya koltuk başına ödediği 90 milyon dolarlık
rakama karşı, SpaceX şirketine 80 milyon dolar, Boeing şirketine ise 90 milyon
dolar ödediği düşünüldüğünde, ayrıca SpaceX ve Boeing firmalarının ayrıca
turistik uzay uçuşları için koltuk başına 20 milyon dolardan başlayan fiyatlar
talep etmesi ve olası kârlılık durumları, özel şirketler için uzay yarışında
yer almanın ekonomik cazibesini ön plana çıkarmaktadır. Bu durumun uzay
yarışında kullanılan teknolojinin devletlerin elinden sıyrılıp özel sektör
tarafından geliştirilmesine, geliştirilen yeni teknolojilerin insanlığının
kullanımına daha çabuk sunulmasına katkı sağlayacağı da aşikârdır. Şimdi merak
edilen ABD’nin atmış olduğu bu adıma karşı Çin’den cevap verebilecek bir
teknoloji şirketinin çıkıp çıkmayacağıdır. Düşünmeye değer bir diğer soru ise uzay
yarışını başlatan Rusya’nın, her ne kadar Çin ile iyi ilişkileri olsa da, Çin’in
bu başarısından hoşnut olup olmadığıdır.

Sağlıcakla
kalınız…