Doç. Dr. NASRULLAH UZMAN İle 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesine Giden Süreci Konuştuk. İktidar-Muhalefet İlişkileri

37

(Birinci
Bölüm)

Oğuz Çetinoğlu: 27 Mayıs 1960
Askeri Darbesi, Türkiye’nin siyâsî ve demokrası hayatında mühim bir kırılma
noktasıdır. O günlere nasıl gelindiği hususundaki mütalâanızla röpürtajımıza
başlayabilir miyiz?

Doç. Dr.
Nasrullah Uzman:

Demokrat Parti iktidarında 1957-1960 dönemi iktidar-muhalefet ilişkilerinin en
gergin olduğu dönemdir. Hattâ bu dönemde aralarında M. Fuat
Köprülü gibi kamuoyunun yakından tanıdığı birçok isim Demokrat Parti’den
istifa etti. Muhalefet partilerinin Demokrat Parti’ye karşı güç birliği yaparak
bir blok hâlinde mücadele etmeye karar vermeleri de yine bu dönemde oldu
. Muhalefetin tepkisini çeken Seçim Kanunu düzenlemesi de bu dönemde
yapıldı. Hatta seçim kanununda yapılan düzenleme ile hem
Demokrat Parti’den
istifa ederek Demokrat Parti’ye karşı mücadele etmek isteyenlere; hem de muhalefetin
bir blok hâlinde hareket etmesine karşı tedbir alındı. Bu kapsamda
partiler seçim bölgelerinde ayrı ayrı aday göstermeye mecbur bırakıldı; müstakil
olan ve istifa eden vekillerin istifa ettikleri tarihten itibaren altı ay
boyunca diğer partilerin listelerine girmeleri engellendi. Yani Seçim Kanunu’nda
yapılan yeni düzenleme ile muhalefetin işbirliği yapması engellendiği gibi
kanunda yer alan “
Seçimin
zamanında yapılması hâlinde seçim tarihinden asgari altı ay evvel mensup
oldukları siyasi partilerden ayrılmamış olanlar başka bir siyasi parti
tarafından aday gösterilemezler”
hükmüyle de DP’den istifa edenlerin DP’ye
karşı aday olmalarının önüne geçildi.

Çetinoğlu: 1957
milletvekili seçimleriyle alakalı rakamlara kısa bir göz atabilir miyiz?

Doç. Dr. Uzman: İktidarı elinde
bulunduran Demokrat Parti, aldığı bütün tedbirlere rağmen 27 Ekim 1957 tarihinde
yapılan milletvekili genel seçimlerinde beklentisinin altında bir oy aldı.
Şöyle ki 1957 seçimlerine CHP, CMP, DP ve HP olmak üzere toplam 4 parti katıldı.
CHP, 3.753.136 oy, %40,6 oy oranı ve 178 milletvekili; CMP 652.064 oy, %7 oy
oranı ve 4 milletvekili; DP, 4.372.621 oy, %47,3 oy oranı ve 424 milletvekili;
HP ise 350.597 oy, %3,8 oy oranı ve 4 milletvekili ile TBMM’de temsil hakkı
elde etti.

Demokrat
Parti, 1954 seçimlerine göre oy kaybetmekle birlikte 1957 seçimlerinden de yine
birinci parti olarak çıktı ve iktidarını devam ettirdi. CHP ise 1954
seçimlerine göre oylarını ve milletvekili sayısını artırdı; hatta DP
dönemindeki en yüksek oy oranına ulaştı; ancak iktidar olacak çoğunluğu elde
edemedi. 1957 seçimlerinde oylarını artıran CHP, DP’ye karşı diğer muhalefet
partilerini de yanına almayı başardı. 16
Ekim 1958’de iki muhalefet partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve
Türkiye Köylü Partisi birleşme kararı aldı; bu doğrultuda iki parti
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adı altında birleşti ve genel başkanlığına da
Osman Bölükbaşı seçildi. 24 Kasım 1958’de
ise Hürriyet Partisi, CHP’ye
katılma kararı alarak kendisini feshetti. Bu gibi gelişmeler CHP’ye
önceki dönemlere göre daha güçlü bir muhalefet yapma imkânı sundu.

İktidar-muhalefet
ilişkilerinde gerginlik şiddetini arttırdıkça toplumdaki kutuplaşma ve şiddet hâdiseleri
de arttı. Muhalefet partilerinin DP’ye karşı birlikte hareket etmesini tenkit
eden Adnan Menderes, muhalefete karşı Vatan Cephesini ilân etti. DP’yle ilişkisi
olsun veya olmasın herkes millî güvenliği tehlikeye düşüren, halkı kardeş
kavgasına sürükleyenlerin cezalandırılacağı açıklandı. Vatan Cephesi, özellikle
Demokrat Parti’nin güçlü olduğu yerlerde teşkilatlandı ve kısa sürede yurt
genelinde yayıldı. Esasen Hür Parti Genel Başkanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu,
bir “Vatan Cephesi” kurulması fikrini
daha önce dile getirmiş ve “muhalif ve
muvafık vatandaşları bir millî vatan cephesi kurmaya
” dâvet etmişti. Ancak “Vatan Cephesi” kavramını Menderes’in
dile getirmesi ve kısa sürede fiiliyata geçirmesi bu kavramın Menderes ve
Demokrat Parti ile özdeşleşmesini sağladı. Ancak Türk siyasi hayatına cephe
kavramının girmesi ise var olan gerginliğin daha da artmasına sebep oldu.

Demokrat
Parti’nin Vatan Cephesine karşı CHP de ‘Halk Cephesi’ni kurdu. Böylece halk,
Vatan ve Halk Cepheleri arasında bir tercih yapmak durumunda kaldı ve sosyal
kamplaşma/kutuplaşma had safhaya ulaştı. “Cephe
tabiri de mâni itibariyle kutuplaşma mâniası taşıdığından toplum psikolojik
olarak da bu durumdan olumsuz etkilendi. Gerek iktidarın gerekse muhalefetin
birbirini tahkir eden söylemleri sosyal uzlaşmanın önündeki en önemli engel
olarak ön plana çıktı. Böylesine gergin bir ortamda Başbakan Adnan Menderes’in
uçak kazası iktidar-muhalefet ilişkilerinin normalleşmesi için bir fırsat
sunmuşsa da taraflar bu fırsatı değerlendiremedi. Hatırlanacağı üzere Adnan
Menderes ve beraberindeki heyeti Kıbrıs meselesini karara bağlamak maksadıyla
Londra Anlaşması’nı imzalamak üzere İngiltere’ye taşıyan uçak,
17 Şubat 1959’da
Londra yakınlarında kesif sis sebebiyle düşmüştü. Başbakan Menderes’in hafif
yaralı olarak kurtulduğu kazada aralarında Basın ve Turizm Bakanı Server
Somuncuoğlu, Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu, Başbakanlık Özel Kalem
Müdürü Muzaffer Ersü ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü Şerif Arzık’ın da bulunduğu
14 kişi hayatını kaybetmişti.

Uçak
kazası haberi Türkiye’de infiale yol açmış; Adnan Menderes’in iyi olduğu
haberinin alınması üzerine rahat bir nefes alınmıştı. Adnan Menderes, 26 Şubat
1959’da İstanbul’a döndüğünde Yeşilköy havaalanında muazzam bir kalabalık
tarafından son derece heyecanlı bir şekilde karşılanmış ve yurt genelinde
yüzlerce kurban kesilmişti. Hatta Adnan Menderes’in uçak kazasından yaralı
olarak kurtulması toplumun büyük bir kesimi tarafından mucize olarak
yorumlanmıştı. İstanbul’da bir gün kalan ve ertesi gün Ankara’ya dönen Adnan Menderes’i
tren garında karşılayanlar arasında
İsmet İnönü de vardı.
İsmet İnönü,
Adnan
Menderes’e “geçmiş
olsun
” dedikten sonra iki lider son derece samimi bir şekilde kucaklaşmıştı.

Çetinoğlu: Bu vesile ile ilişkilerde yumuşama
oldu mu?

Doç. Dr. Uzman: Bu görüntü iktidar-muhalefet ilişkilerinde kısa süreli
bir yakınlaşmaya vesile olmuşsa da bu durum uzun sürmedi; g
erek iktidar
gerekse muhalefet cephesinden yükselen sert söylemler kısa sürede eski gergin
günlere dönülmesine sebep oldu. Böyle bir ortamda CHP Genel Başkanı İsmet
İnönü, beraberindeki heyetle birlikte demiryoluyla “Büyük Taarruz” adı verilen Ege seyahatine çıkma kararı aldı. Hatta
bu gezi Demokrat Parti tarafından Millî Mücadele döneminde Yunanistan’a karşı
verilen askerî harekâtın adının “Büyük
Taarruz
” olduğu gerekçesiyle şiddetle eleştirildi.

Çetinoğlu: Sonraki
hâdiseler hakkında neler söyleyeceksiniz?

Doç. Dr. Uzman: İsmet
İnönü, beraberindeki heyet ve gazetecilerle birlikte 29 Nisan 1959’da Ankara’dan
hareket etti. Ege gezisinin ilk hâdisesi de Ankara garında oldu; polislerin
İsmet İnönü’nün bineceği trenin hareket saatinden önce istasyona giden yolları
tuttuğu ve toplu olarak gara girilmesine engel olduğu iddia edildi. Ancak trenin
hareketinden yarım saat önce tren garı hınca hınç doluydu. Polisin, İsmet
İnönü ve beraberindeki heyeti uğurlarken tezahüratta bulunanları dağıtmaya
kalkması bazı hâdiselere sebep oldu.
İsmet İnönü’nün, ilk durak olarak
seçtiği Uşak’ta da bir dizi tedbir alındı.
Belediye
hoparlöründen gün boyunca halka
İsmet İnönü’yü
karşılamaya gitmemeleri aksi halde toplantı ve gösteriş yürüyüşleri kanununun
uygulanacağı yönünde ikazda bulunuldu. Bunun yanı sıra Belediye tarafından
İsmet İnönü’nün ziyaretine bir gün kala Uşak İstasyonuna giden ana caddenin tamiratına
başlandı ve yol trafiğe kapatıldı. CHP Uşak yönetimi
İsmet İnönü’nün konuşması için büyük bir kapalı salon bulamadıkları için 700-800
kişilik bir sinema salonu tutmak durumunda kaldı.

Uşak’ta
büyük bir kalabalık tarafından karşılanan İsmet İnönü, bu ziyareti defterine “Eyikarşılama” olarak not etti; DP il
binasının önünden geçerken il başkanının attığı bardağın İsmet İnönü’nün yanındaki
bir gazeteciye isabet etmesiyle olaylar başladı. Ertesi gün, 1 Mayıs’ta, İsmet İnönü
ve beraberindeki heyetin Uşak’tan ayrılmak üzere istasyona geldiği esnada
burada bekleyen CHP’liler ve DP’liler arasında arbede yaşandı. Yaşanan arbedede
başına taş isabet eden İsmet İnönü yaralandı. Bu hâdise literatüre “Uşak Olayı” olarak geçti; sözlü eleştiri
fizikî şiddete dönüştü ve zaten gergin olan iktidar-muhalefet ilişkilerini
iyice zora girdi. Üstelik olaylar bununla da sınırlı kalmadı. İnönü’nün bir sonraki
durağı olan Manisa ve İzmir’de il valileri İller Kanunu’nun kendilerine verdiği
yetkiye dayanarak yayınladıkları bir tamimle ikinci bir emre kadar her türlü siyasi
toplantının yasaklandığını açıkladı.

İsmet
İnönü, İzmir’i ziyaret ettiği günün gecesinde, 2 Mayıs’ta, Demokrat Parti il
merkezi bombalandı ve muhalif yayın politikasıyla tanınan Demokrat İzmir
Gazetesi tahrip edildi. İsmet İnönü, olaylı Ege gezisini tamamlayarak 4 Mayıs’ta
havayoluyla İstanbul’a döndü.

İsmet
İnönü, Yeşilköy havaalanından şehir merkezine doğru gelirken
Topkapı civarında bir grubun saldırısına uğradı; saldırganlar İsmet İnönü’yü taşıyan aracın camlarını taşladı ve kapısını açmaya çalıştı; hatta
bazıları da aracın üzerine çıktı. Orada bulunan bir binbaşının yanındaki
askerlerle olaya müdahale etmesi sâyesinde aracın önü açıldı ve
İsmet İnönü bu şekilde tehlikeyi atlattı. İktidar-muhalefet ilişkilerindeki
gerginliğin topluma ne şekilde yansıdığını göstermesi bakımından son derece
çarpıcı olan bu hâdise l
iteratüre
Topkapı Olayı” olarak geçti.
Yaşanan olayların kamuoyuna yansımasını ve olayların artmasını önlemek maksadıyla
yayın yasağı getirildi.
11
Mayıs’ta CHP grubu, İsmet İnönü’ye yönelik saldırıları Meclis’te gündemine
getirdi; Başbakan Adnan Menderes ve İçişleri Bakanı Namık Gedik hakkında
soruşturma önergesi verildi. Ancak Demokrat Partili milletvekillerinin
oylarıyla önerge reddedildi.

Esasen
Demokrat Parti, yaşanan bu hâdiseleri tasvip etmiyordu. Ancak bu gibi hâdiselerin
yaşanmasını da önleyemiyordu. Nitekim liderler düzeyinde verilen sert demeçler,
zaten gergin olan sosyal ilişkilerin şiddete dönüşmesinin tetikleyen bir rol
üstlendi. Hatta takip edilen politikalar sebebiyle hem iktidar hem de muhalefet
zaman zaman kendi milletvekilleri tarafından şiddetle eleştirildi.

Tahmin
edileceği gibi 27 Mayıs
1960’a yaklaşıldıkça yaşanan hâdiselerin dozu daha da
arttı; Demokrat Partililer ve Cumhuriyet Halk Partililer arasındaki kavga
haberleri gazete manşetlerinde sıkça görülüyordu. Meselâ
Kayseri’nin
Yeşilhisar ilçesinde Tarım Kredi Kooperatifleri seçimlerinde DP’liler ve CHP’liler
arasında arbede yaşanmış; polis olaylara müdahale etmek durumunda kalmış ve üç kişi
yaralanmıştı. Bu hâdiseden kısa bir süre sonra İsmet
İnönü, partisinin il kongresine katılmak üzere demiryoluyla Kayseri’ye
gitme kararı aldı. Ancak dönemin Kayseri valisi, CHP Genel Başkanı
İsmet İnönü’ye bir telgraf çekerek il genelinde siyasi toplantıların
yasaklandığını bildirdi. Valiye cevaben
İsmet İnönü,
Kayseri’deki toplantının tehir edildiğini teşkilata bildirdiğini; ancak Meclis’e
aksettirilmesi kararlaştırılmış hâdiseleri mahallinde bir milletvekili olarak
tahkik etmek üzere Kayseri’ye geleceğini bildirdi.
İsmet İnönü ve beraberindeki heyeti taşıyan tren 2 Nisan 1960’ta Ankara’dan
hareket etti; ancak
Yeşilhisar
yakınlarında asker tarafından durduruldu ve yaklaşık üç saat bekletildi.
Kayseri’ye girmesi engellenen İsmet İnönü, Ankara’ya geri dönmeyi reddetti. Hâdisenin
büyümesi üzerine valilik İsmet
İnönü’nün Kayseri’ye
girmesine izin vermek mecburiyetinde kaldı.
İsmet İnönü’nün Kayseri’den dönüşü de
olaylı oldu;
İncesu’da dokuz saat kadar askerî kordon altında
tutulan İnönü Yeşilhisar’a sokulmadı ve beraberindeki heyetle birlikte Ankara’ya
dönmek durumunda kaldı.

Anlaşılacağı üzere 27 Mayıs
1960 askerî darbesine gidilen süreçte iktidar-muhalefet ilişkilerin günbegün
kötüye gittiği ve sosyal çatışmaya dönüştüğü görülmektedir. Bu süreçte Demokrat
Parti Meclis
Grubu 7 Nisan 1960’da bir bildiri yayımladı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin ülkedeki bütün
yıkıcı grupları çevresinde topladığını, halkı ve orduyu iktidara karşı
ayaklanmaya kışkırttığını iddia etti. Bu bildirinin akabinde DP Meclis Grubu, TBMM
Başkanlığı’na muhalefetin eylemlerinin soruşturulması için bir önerge verdi.
Önergede CHP’nin halkı silahlandırarak iktidara karşı hukuk dışı eylemlere
yönelttiği ve orduyu kışkırtarak siyasete âlet ettiği ifade ediliyor ve bu
eylemlerinin soruşturulması isteniyordu.

Çetinoğlu: Tahkikat Komisyonu… Ve de İsmet İnönü’nün Meclis konuşması…

Doç. Dr. Uzman: Evet! 18 Nisan 1960 tarihinde ise TBMM’de Demokrat Partili
milletvekillerinin oylarıyla “Cumhuriyet
Halk Partisi’nin yıkıcı, gayrimeşru ve kanun dışı faaliyetlerinin memleket
sathında cereyan tarzı ve bunların mahiyetinin nelerden ibaret olduğunu tahkik,
tespit ve memleketin her tarafında yaygın bir halde görülen kanun dışı siyasi
faaliyetlerin muhtelif sebeplerine intikal etmek, matbuat meselesi ile adlî ve idari
mevzuatın ne suretle tatbik edilmekte olduğunu tetkik eylemek üzere”
Meclis
tahkikatı açılmasına karar verdi. Bu karar Yassıada yargılamaları sırasında
Demokrat Partililere yöneltilecek en önemli suçlamalardan birini teşkil edecek
olan ve Yüksek Adâlet Divanı duruşma tutanaklarına ‘Salâhiyet Kanunu’ olarak geçen Tahkikat Komisyonu’nun kurulmasını
sağladı. Tahkikat Komisyonu’nun kurulmasını sağlayan kanunun TBMM’de
görüşülmesi esnasında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü söz aldı ve 27 Mayıs 1960
askerî darbesinin işareti olarak yorumlanan bir konuşma yaptı.
İsmet İnönü konuşmasında söz konusu kanuna şiddetle karşı çıktı ve şu
değerlendirmede bulundu:

İktidarda
bulunanların, iktidarı ellerinde bulunduranların milletleri ihtilâle nasıl
zorladıkları insan hakları Beyannamesine girmiştir. Eğer bir idare insan
haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa o memlekette ayaklanma olur. Buna mahal
vermemek için idarelerin demokratik yolda olması, insan haklarının yürürlükte
olması şarttır. Bu fikir Beyannamenin ruhunu tenkil ediyor. Şimdi mevzuubahis
mesele bu. Demokratik rejim, insan hakları yürütülüyor mu, yürütülmüyor mu? Bu
bir. Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi
kurulunca ihtilâl behemehâl olur. Beni dinleyin… Biz böyle bir ihtilâl içinde bulunmayız,
bulunamayız. Böyle bir ihtilâl dışımızda, bizimle münasebeti olmayanlar
tarafından yapılacaktır. Biz demokratik rejim dedik, demokratik rejim
kurulmuştur. Bu demokratik rejim istikametinden ayrılıp baskı rejimi hâline
götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi
kurtaramam. Şimdi arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilâl
meşru bir haktır. Fakat ihtilâl aslında bir millet hayatının asla arzu
etmeyeceği, çetin ve tehlikeli bir ameliyattır. Birçok memlekette görüyoruz.
Çok iyi niyetlerle, vatanperver hislerle ihtilâl yaparak idare kuranlar,
kurdukları idarenin ertesi gününden itibaren, kâbus içinde yaşarlar. Onlar
muvaffak oldukları ihtilâli normal bir demokratik rejime devredebilmek için
imkân bulamazlar. Bulabilenler tarihte nadir. Biz bulduk işte. Ama bunu
bulamayan memleket çok zarar görür. İhtilâl niçin yapılır? Eğer ihtilâl
vatandaş için başka çıkar yol yoktur, kanaati zihinlere ve bütün müesseselere
yerleşirse, meşru bir hak olarak kullanılacaktır. Bundan içtinap kabil
değildir. Basiretimiz yerinde ve aklımız başımızda ise normal bir demokratik
rejimin icaplarını hulûs ile takip ederek, eşit haklarla dürüst bir seçimin
neticelerini kabul ederek bu rejimi bu yola götürelim yoksa Meclis Tahkikat
Encümeni şeklinde 3 aylık fevkalâde bir idare kuracaksınız. Bu idare muhalefet
partisini ve basını her yerde takip edecek. Şu kusuru var, bu kusuru var, diye her yerde takip
edeceksiniz, şimdiden söylüyorsunuz kusurları…

İktidar ve muhalefetin şiddetli tartışmaları arasında Tahkikat
Komisyonu’nun kurulmasını sağlayan kanun TBMM’de kabul edildi;
19 Nisan 1960 tarih
ve 10484 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Geniş yetkilerle donatılan
ve çalışmalarını gizli bir şekilde yürütecek olan Tahkikat Komisyonu öncelikle siyasi
partilerin kongre ve toplantı düzenlemelerini, siyasi etkinliklerde
bulunmalarını ve yeni teşkilât kurmalarını yasaklıyordu. Ayrıca komisyonun
yetki, görev, karar ve çalışmaları hakkında yayın yapılması ve konuyla ilgili
TBMM görüşmelerinin yayınlanması da yasaklanıyordu. Tahkikat Komisyonunun
kurulması geniş yankı uyandırdı. Komisyon çalışmalarına başlar başlamaz
İstanbul ve Ankara’da öğrenciler protesto gösterileri düzenledi. Bu gösteriler
artarak devam etti. 26 Nisan’da İstanbul Üniversitesi’nde görev yapan öğretim
üyeleri DP iktidarını protesto eden bir gösteri düzenledi. İki gün sonra da
İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Üniversitenin merkez binasında bir gösteri yaptı.
Güvenlik güçlerinin olaylara müdahale etti. Üniversite yönetiminin, güvenlik
güçlerinin üniversiteye izin almadan girmesine yönelik tepkisi çok sert oldu. Rektör
Sıddık Sami Onar, güvenlik güçlerinin üniversiteyi derhal terk etmesini istedi.
Bu istek kabul görmediği gibi Sami Onar da Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Olaylar sebebiyle İstanbul Üniversitesi 15 gün
süreyle kapatıldı. Bununla birlikte bu tedbirler de olayları önlemeye yetmedi; öğrenci
gösterileri devam ettiği gibi Ankara’ya da yayıldı. Hatta
Ankara’daki gösterilerde öğrenciler güvenlik
güçleriyle çatıştı.
İstanbul ve Ankara’daki gösteriler üzerine 28 Nisan
1960’ta bu iki ilde sıkıyönetim ilân edildi.

Önceki İçerikGeçmişin İzleri
Sonraki İçerikTiyatro!
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.