Çözümsüzlük Çözüm Değildir!

43

Bir dönemin önemli bir sloganı olan “çözümsüzlük çözüm değildir” İfadesi özellikle son dönemde “nasıl bir çözüm?” sorusunu gündeme getirmektedir.  Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze değin var olan sorunlarının son on yıl içerisinde hızla “çözüme” doğru gitmesi açıkçası insanı telaşa sürüklemektedir.

Kıbrıs meselesi ile ortaya konulan bu slogan uyarınca devletin üst makamları tarafından dile getirilen “Kürt sorunu” ifadesinden sonra bu meselenin siyasi bir hal alması meşrulaşmış, gelinen son nokta itibariyle terör örgütü ile devletin karşılıklı görüşmesi gibi bir beklenti kamuoyuna sunulmuştur.

Değerli okuyucular, dünyadaki hiçbir devletin bir terör örgütünü muhatap alıp görüşmesi söz konusu olmamıştır ve olmaz da. Çünkü devlet tarafından terör örgütünün muhatap alınması demek devletin kendini aciz gördüğünün ifadesi demektir ki bu da terörün sokağa taşınmasına sebep olur ve ayrıca talep ettikleri ne ise o talebin yerine getirileceğine dair bir kanı doğurur.

Vatandaşın gözünde ise bu durum devletin güvenirliliğini kaybetmesine, en önemlisi de devletin temel vazifesi olan vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamayı başaramadığı sonucunun doğmasına yol açacaktır.

Değerli okuyucular, ülkemizdeki son duruma baktığımızda, özellikle ayrılıkçı Kürt sorunu ve Ermeni meselesinde, çözüme geçmeden evvel vatandaşın da ön görülen çözüme psikolojik olarak hazırlatıldığı hepimizce malumdur.

En başta “çözümsüzlük çözüm değildir” sloganıyla başlayan hazırlık ile bu iki konu uzun zamandır televizyonlarda tartışılarak halkta bir kulak aşinalığı meydana getirilmiştir.  Bu durum da aykırı çözüm noktalarının halk katındaki tepkisini kırmıştır. Daha sonra gerek çekilen sinema filmleri gerekse açılan imza kampanyaları ile milletimiz suçluluk psikolojisine itilmiştir.

Neticede her iki konuda bir çözüme gidileceğinin devletin üst makamları tarafından da açıkça ifade edilmesine rağmen çözümün ne şekilde gerçekleşeceğini kimse bilmemektedir.

Her iki konunun çözümü ülke geleceği açısından hayati öneme sahip olması hasebiyle çözümün şeklinin gizliliği zihinlerde “acaba ülkemizin mevcut sınırları yeni bir değişim mi geçirecektir” sorusunu doğurmaktadır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Ülkemizin milli davaları bu hızla çözülmeye devam ederse yakında dünyaya duyuracağımız yeni slogan “gel vatandaş gel batan geminin malları bunlar” olacaktır.

Ne dersiniz?