Çocuk Suçluluğu -2

30

Aile yapısının çocuğun kişiliği üzerindeki etkileri çok önemlidir ve buna pek çok örnek verebiliriz. Neşeli ve coşkulu ailelerin çocuklarında da, yaşama aynı şekilde yaklaşma ve olayları iyi yönüyle değerlendirme davranışlarının geliştiği, zenginliğe çok önem veren ailelerin çocuklarında yine aynı tutumun devam ettiği, insanları sınıflandıran ailelerin çocuklarının da arkadaşlarını sınıflandırdığı saptanmıştır. Çocuğun kişiliğine etki eden bu tutumlar, çocuğa bilerek ve özellikle öğretilmez.

Ancak çocuk o kadar iyi ve mükemmel bir ”alıcıdır” ki, anne-babasının gerek davranışlarını, gerek sözlerini, gerekse yaşama bakış açılarını ve çevreyle ilişkilerini kaydeder. Her çocuk için anne-babasının yaptığı değişmez doğrudur. Çocuklar aile yapısının niteliğini olduğu gibi alırlar çünkü orada yaşarlar ve kişilik gelişimlerini yine bu yapı içerisinde geliştirirler. Aile yapısının çocuğun kişiliği üzerindeki etkisine bir başka örnek,”ailedeki duyarsızlığın çocuğa yansıması”dır. Bazı aileler, olaylara ve kişilere karşı aşırı ölçüde duyarsız davranırlar. Ailelerinin dışındaki hiçbir şeyi önemsemez ve hiçbir şey ile ilgilenmezler. Toplumsal olaylar karşısında tepkisiz kalırlar. Aile dışındaki sosyal ilişkileri zayıftır. Bu tip ailelerde büyüyen çocukların da, çevrelerindeki olaylara duyarsız kaldığı, bir çok şeyi umursamadığı, sosyal ilişkilerinde zayıflık gösterdiği, gerçek dost ve arkadaş edinmekte güçlük çektiği saptanmıştır.

Kimi aileler sorunlarını kavga eder tarzda çözerler. Dışarıdan onları izlediğinizde kavga ettiklerini zannedersiniz. Oysa bu davranış şekli onların doğal tutumlarıdır ve aile yapılarına işlemiştir. Bu ailelerin çocukları da, arkadaşlarıyla sorunlarını aynı tarzda çözerler. Evlendiklerinde eşlerine karşı yine aynı davranışı sürdürürler. Tabiî ki günümüzde kendisini yetiştirmeye, geliştirmeye çalışan, ailelerinde gördükleri yanlışları sürdürmemeye gayret gösteren bireylerde vardır ancak yetişme çağlarında içimize işleyen özellikler bazen çabalasak da, istemesek de bizi bırakmayabilmektedir.

Toplumumuzda en çok gösterilen Anne-Baba tutumlarının çocuklar üzerinde ki etkilerine birkaç örnek vermek istiyorum:

Birbirlerine Karşı Aşırı Kıskançlık Gösteren Anne-Babalar

Kıskançlığı evrensel bir duygu olarak kabul ettiğimiz zaman, birbirini seven insanların, birbirlerini kıskanmalarını da ‘doğal ‘kabul ediyoruz. Ancak kıskançlık için, flört döneminde keyifli, evliliğin ilk yıllarında gerekli dememize rağmen aşırısının bir işkence olduğunu görmezlikten gelemeyiz. Kıskançlık; cinsiyete, toplumsal konuma, ekonomik düzeye ya da yaşa bakmadan, kadın-erkek, çocuk-yetişkin, zengin-fakir herkes kıskançlığı yaşamaktadır. Aşırı duyumsanmadıkça ve aşırı tepkilere yol açmadıkça ”patolojik’ bir durum sayılmaz. Ancak insanın yaşam düzenini, çevresiyle ilişkilerini zedeliyorsa, bu duyumsamanın sonuçlarındaki davranışlarda bir uyumsuzluk söz konusudur diyebiliriz.

Birbirlerini davranış bozukluğu derecesinde kıskanan eşler için, çoğu zaman sorun, kıskanan ve kıskanılan kişinin duygusal karmaşasıdır. Ancak o kişiler, bir çocuk sahibi olduktan sonra, sorun sadece kadın ya da erkeği etkilemekle kalmaz, sorun çocuğa da yansır. Çocuk anne-babasından ‘kıskanılan kişi hırpalanır’ davranışını gördüğü ve öğrendiği için, kıskandığı arkadaşlarına yada kardeşine ”zarar verme”davranışını geliştirir.

Aşırı Titiz Anneler

Yaşadıkları çevreyi, kendilerini, eşlerini ve çocuklarını aşırı temizliğe zorlayan annelere rastlıyoruz. Evlerini sürekli temiz tutmak için anormal bir çaba sarf ederler. Ev kirlenecek diye misafir gelmesinden kaygı duyarlar ve kimsenin evine gitmek istemezler. Çocuklarını sık sık yıkarlar. Temizlik konusunda aşırı bir baskı uygularlar. Bu annelerin çocukları, kendi kendilerine yemek yiyemez. Çünkü üstleri ve etraf kirlenir. Kocaman çocuk olurlar ama hala anneleri tarafından yemek yedirilirler. Böyle annelerin çocukları, özgürce ve içlerinden geldiği gibi de oyun oynayamazlar. Çünkü ev dağılır ve kirlenir. Sosyal olamazlar, çünkü ne arkadaşlarını eve çağırabilirler, ne de arkadaşlarının evine gitmelerine izin verilir. Böyle ailelerde eşler arasında da çoğu zaman görünmeyen ama bazen de açık bir çatışma vardır. ”Oraya oturma”, “Oraya sakın basma, yeni sildim”, ”Mutfağa girme, yeni temizledim”, ”Salona çocukları sokma,bütün gün temizledim”  gibi davranış bozukluklarının sözel yansımasıyla, er geç eşler birbirlerine girerler. Bazen de çok sessiz-sedasız ilişki biter. Kadın temizlik nevrozuyla baş başa kalır.

Kavgacılık-Saldırganlık(Agresiflik)

Anne veya babanın veya her ikisinin birden kavgacı tutumları, çocuk üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Olaylara yapıcı çözümlerle değil de, yıkıcılıkla yaklaşmak ve bunu bir alışkanlık haline getirmek, yetişkin insanın davranış bozukluluğudur. Böyle insanlar çok çabuk öfkelenirler, karşılarındaki insana kırıcı sözler söylerler, bazen dayak ve küfür etme davranışlarını da gerçekleştirirler. Kişinin öfke duygularını kontrol edememesi ve çevresine zarar vermesi, o insanın duygusal bir takım güçlükler yaşadığını gösterir. Anne ya da babalarının karşısında korkudan titreyen çocuklar vardır. Bu çocuklar özgüvenlerini geliştiremezler. Karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri de, eşler arasındaki kavgaların şiddetinden, çocukların oldukça fazla etkilenmeleridir. Yaşları küçük çocuklar, anne-babalarının kavgalarından korkarak, bir köşeye çekilir ve gizli gizli ağlar. Yaşları büyük çocuklar ise (sekiz yaş ve üstü)anne babalarını ayırmaya, kavgayı önlemeye çalışırlar,  yaşı ister küçük isterse büyük olsun her çocuk anne ve babasının kavgasından büyük oranda etkilenir. Anne ve babanın davranış bozukluğu, çocukta da davranış ve uyum bozukluklarına yol açar.

Aşırı Koruyuculuk

Genellikle annelerde görülen bu davranış bozukluğu,seyrek olarak babalarda da görülebilir. Aşırı koruyucu davranan kadınlar sadece çocuklarına değil, eşlerine ve kendilerine de aynı şekilde davranırlar. En ufak bir fiziksel rahatsızlıklarında doktorlara koşarlar. Eşlerini ve gereksiz ilgiyle, baskıyla bunaltırlar. Çocuklarına sevgiyle karışık bir baskı uygularlar. Çocuklarının büyüdüğü ve ”birey” olduğu gerçeğini görmek istemezler. Bu kadınlar, davranış bozukluğuna sahip olduklarını kabullenmezler. Çocuklarını ve eşlerini çok sevdiklerini için, böyle davrandıklarını savunurlar. Ancak aile içince aşırı koruyuculuk, çocuğun kişiliğinde bazı yetersizliklerin oluşmasına neden olur. Çocuk kendi başına alması gereken kararları annesi onun adına aldığı için kendisi alamaz. Çocuk dilediğince sosyal olamaz, çünkü annesinin kaygıları bunu engeller. Çocuk özgüvenini geliştiremez. Katı ön yargılara sahip olur. Yaşama ve yaşamdaki olaylara ”esnek” bir bakış açısıyla bakamaz.

Alkolizm

Çoğunlukla erkeklerde görülen bu bağımlılık ve davranış bozukluğu, son yıllarda kadınlar arasında da yayılmaya başlamıştır. Ancak yine de toplumumuzun aile yapısı içinde genellikle erkeklerde görülmektedir. Erkek çocuğunun babasını, kız çocuğunun da annesini model aldığı çerçevesinde düşünürsek, sürekli içki içen bir babanın oğlu da ileride aynı davranış bozukluğunu geliştirebilir. Kız çocuğu da, alkolik bir babadan doğal olarak etkilenir. Babaları alkol ile barışık olan kız çocuklarının, yetişkin olduklarında, erkeklerden nefret etme, karşı cinse güvensizlik, iletişim kurmada güçlük, mükemmel erkeği arama, mutsuzluk sendromu geliştirdikleri görülmüştür. Evlerinde sürekli içki içilen çocukların, psikolojik gelişimlerinde aksamalar ve davranış bozuklukları görülmektedir.

Alkolizm tedavisi için, kliniklere başvuran erkeklerin aile yapılarının incelenmesinde, çoğunluğunun babalarının da alkolle barışık olduğu görülmüştür. İçki içen ve içkinin etkisi ile davranış bozuklukları gösteren bir baba (kavga çıkaran, şüpheci, döven, anlamsız ve gereksiz öğütler veren) ile pasif, olayları örtmeye çalışan, yaşama motivasyonunu yitirmiş, çocuklarına acıyan ve kollayan bir anne modeli, gerek toplumumuzda, gerekse tüm dünya da sıkça rastlanan tablolar arasındadır. Erkek çocuğunun babasını model alması, her zaman onunla özdeşleşmesi demek değildir.

Yine yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, alkole bağımlı babaların oğullarında içkiden nefret etme, babadan nefret etme, anneye sığınma, anneye ve kendine acıma ve babadan öç alma duyguları gelişir. Bu çocuklar, yetişkin bireyler olduklarında, annelerine aşırı bağımlı olurlar. Eşleri ile ilişkilerinde, ”anne” bağımlılığı sürekli sorun yaratır. Hatta bazı erkeklerin, uzun yıllar anneleri ile aynı evde oturdukları, annelerine baktıkları ve evlenmedikleri de gözlemlenir.

Her ailenin kendine özgü kuralları o kuralların işleyişi ve düzeni vardır. Her aile için tehlike çanlarını çaldıran dört tehlikeli yaşantı vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Şiddetin oldu aileler
  • Çocukta cinsiyet ayrımı yapan aileler
  • Eşler arasında ”güven”duygusunun olmadığı aileler.
  • Bir barışıp bir ayrılan aileler

”Her şeyin anahtarı

sevgi, emek ve sabırdır.

Civcivi;

Yumurtaları

Kuluçkaya yatırarak

Elde edersiniz,

Yumurtaları kırarak değil”.

                          A.Glasow