Çanakkale Savaşı

45

“Cesaretinizi yitirmeyin ve üzülmeyin. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, mutlaka (insanların) en üstünü olursunuz”(Al-i İmran, 3/139).


Çanakkale harekatı, Almanya, Avusturya-Macaristan gibi ülkelerden oluşan merkezi devletler yanında savaşa giren Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak için İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer ülke ve milletlerden oluşan İtilaf devletleri tarafından düzenlenmiştir. Bu harekat, I. Dünya Savaşı’nın en önemli askeri faaliyetlerindendir. Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa katılmasıyla İngiltere ve Fransa, Rusya ile doğrudan temas kurmak, Osmanlı Devleti’nin gücün zayıflatmak ve Orta Avrupa’ya hakim olmak amacıyla bu harekatı gerekli görmüşlerdir. Boğazlar’a karşı girişilecek bir deniz harekatı ile İstanbul işgal edilip, Osmanlı Devleti’nin savaş dışı bırakılması amaçlanmıştır.


Nitekim İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin bombardımanıyla 3 Kasım 1914’te Çanakkale savaşları başlamıştır. Ancak pek çok başarısız teşebbüsten sonra, tarihler 18 Mart 1915 sabahını gösterdiğinde ise boğaza giren ve tabyaları topa tutan İngiliz ve Fransız filoları, Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki mevzilerden açılan yoğun ateşin ve dökülen mayınların etkisiyle, büyük zayiat vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardır.


Boğazın deniz kuvvetleriyle geçilemeyeceğinin anlaşılması üzere, itilaf devletleri Gelibolu yarımadasının farklı noktalarına çıkartmalar yapmak süretiyle savaşı lehlerine çevirmek istemişler, ancak her defasında da başarısızlığa uğramışlardır. Nihayet büyük hayal kırıklığı ve mağlubiyetle farklı milletlerden ve devletlerden oluşan düşman kuvvetleri, 9 Ocak 1916’da tamamen geri çekilmişlerdir. ( Kurşun, Zekeriya, “Çanakkale Muharebeleri”, DİA, c. 8, s. 205-208).


Kara ve deniz savaşlarında, özellikle Anafartalar muharebelerindeki çarpışmalarda bütün mahrumiyetlere ve mühimmat yetersizliğine rağmen Müslüman-Türk askeri Çanakkale’nin geçilmez olduğunu bütün dünyaya ispatlamışlardır.


Yokluklar içinde ve en zor şartlarda; üzerine saldıran yedi düvele karşı, tarihte benzeri görülmemiş bir destan yazan Müslüman Türk Milleti’nin savaş meydanındaki kahramanlığını ve azmini Başkumandan Gazi Mustafa Kemal söyle anlatıyor: “Karşılıklı siperler arasında mesafemiz sekiz metre idi. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler hiç biri kurtulamadan kamilen şehit düşüyor, ikinciler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz. Şehit olanı görüyor, üç dakikaya kadar şehit olacağını biliyor, en ufak bir fütur bile getirmiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. bu, Türk askerindeki imanı ve ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve şayan-ı tebrik bir misaldir.”( Ruşen Eşref, Mustafa Kemal Çanakkaleyi Anlatıyor 1981, s. 22).   


Bizler şunu iyi biliyoruz ki, zaferlerin kazanılmasında maddi sebepler gereklidir. Bu sünnetullah gereğidir. Nitekim Allah’ın(c.c.), “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayınız. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz…” (Enfal, 8/60) ayeti, bu gerçeği çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de, ilk Müslümanların  Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla mücadele ettiklerini vurgulamaktadır. “Fakat Elçi ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve işte başarıya erenler onlardır”.( Tevbe, 9/88).


Ne var ki, Osmanlı Devleti, Çanakkale muharebelerinde deniz, kara ve hava asker sayısı, silah ve teçhizatı yönünden itilaf devletlerine göre çok güçsüz bir durumda idi. Çanakkale’de savaşan kuvvetler arasındaki dengeye bakıldığı zaman, çok büyük tezatın olduğu görülmketedir. Düşman kuvvetleri, bölgeye 18 zırhlı, 12 kruvazör, 27 muhrip, 506 top, 12 denizaltı, 1 uçak gemisi, 1 balon gemisi, 36 mayın gemisi, 2 hastane gemisi, 87 nakliye, 222 çıkarma gemisi ile 42 uçaktan ibaret savaş malzemesi ile İngilizler 400 bin asker (Avustralya ve Yeni Zelanda= Anzak, Kanada, Hindu, Yunan ve Yahudi birlikleri dahil), Fransızlar da 80 bin askeri yığmışlardır.


Türk ordusunun ise, imkanlanları sınırlıydı. Topu, tüfeği  sayılıydı. Mehmetçik yarı açtı durumdaydı. Top yetersizliğinden, düşmana çok görünmesi için soba borularıyla top görüntüsü verilmişti. Kum torbası dahi yeterli değildi. Bazen gönderilen kum torbası, kum doldurulacak yerde askerlerin harap olmuş ve parçalanmış elbiselerinin tamiri için kullanılıyordu.


Ancak Çanakkale geçilememiş ve zafer elde edilmiştir. Maddi güçün zayıflığına rağmen hangi güç zafere ulaştırmıştır? Hiç kuşkusuz bu, Allah’a ve Resulüne iman ve sevgi, vatana bağlılık gibi dini ve milli ulvi değerlerden oluşan manevi güç bir idi.  Zira Savaşan kuvvetler bakımından boğaz ve kara muharebeleri değerlendirilecek olunsa, Çanakkale savaşları; silahla imanın çarpışması anlamına gelmektedir.


Allah yolunda, vatan uğrunda canla ve malla mücadelenin yanında, Allah’a olan imanın ve güçlüklere karşı dayanma azminin (sabır) de zaferlerin kazanınmasında çok önemli bir etken olduğunu aşağıdaki zikredeceğimiz ayet-i kerimeler de idraklerimize sunmaktadır.


“Karşılaşan şu iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu, öteki de nankördü, onları, gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Elbette (bunda) gözleri olanlar için bir ibret vardır. ( Ali İmran, 3/13).


“(Allah müminlere yardım eder.) Nitekim Allah, zayıf durumda bulunduğunuz Bedir’de de size yardım etmişti. O halde Allah’tan korkun ki, şükredesiniz. O zaman sen müminlere: “Rabbimizin, size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi, size yetmez mi?” diyordun. Evet, sabreder, korunursanız; onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı beşbin melekle yardım eder. Allah bu (yardım va’di)ni sırf size müjde olsun  ve kalbleriniz bununla güven bulsun diye yaptı. Yardım, yalnız, daima galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındandır. İnkar edenlerden bir kısmını kessin ve perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye (size yardım eder). (Ali İmran, 3/ 123-127).


Çanakkale muharebelerinde, tek başına bir iman abidesi halinde düşmana karşı duran Müslüman Türk’ün mücahit evlatlarının,  o günün modern silahlarının karşısında iman kuvveti vardı. Mehmetçik, emperyalist Batı’nın gökleri uçak, denizleri donanma ile dolduran gücüne karşı iman dolu göğsünü siper etmişti.  Dünyanın en güçlü orduları karşı, böylesi sınırlı imkanlarla savaşan ve göğsünü kurşunlara siper eden kahraman Mehmetçiğin cephesi sarsılmamıştı. Bu durum, Milli şairimiz Mehmet Akif tarafından şöyle dizelere dökülmüştür:


“Cehennem olsa gelen, ğöğsümüzde söndürürüz!
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz!
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa…
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa..
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir,
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir,
Değil mi sinede birdir vuran yürek .. yılmaz!
Cihan yıkılsa emin ol, bu cephe sarsılmaz.”


Düşmanın Akdeniz Kuvvetler Komutanı Hamilton:


“…Sadece bugün 1800 şarapnel attık. Aylardan beri gece gündüz savaş gemilerimiz Türk mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış Türkleri koruyan ALLAH’larından ayırmak için başka ne yapılabilir?…diye sorduktan sonra şöyle diyordu:


“Bizi Türkler’in maddi gücü değil, manevi gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşahede ettik. Sanki biz daha buralara gelmeden, akıbetimiz kararlaştırılmıştı. Ve şimdi de üzerimizde icra ediliyordu”.


Bir İngiliz Amiral de: “…Toprağı şarapnellerimizle delik deşik ettik. Bir kalburun yüzü gibi birbirine temas eden daireler haline getirdik. Artık bu toprakta bir canlının mevcudiyetine müspet ilim ve akıl inanamazdı. Fakat biraz sonra kabarttığımız bu tümseğin altından elinde süngüsü ile bir Türk neferinin “ALLAH!”diye fırladığını görünce aczimizi anladık” diye çaresizliğini belgeliyordu.


Öte yandan bu harekatın fikir babası ve uygulayıcısı olan İngiliz Deniz Bakanı Çörçil ise, o rezil yenilgiden sonra mahkemede baskı altında kalınca çaresiz şöyle haykıracaktır: “Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türkler ile değil, ALLAH ile harp ettik. Tabii ki yenildik…”


Çanakkale’de ölüme meydan okurcasına arslanlar gibi dövüşen ve şaire “Cihan yıkılsa emin ol, bu cephe sarsılmaz” dizelerini söyleten, ateş altında süngüsünden kurduğu mihrap önünde namazını kılarak Kanlısırt’taki  nöbetine koşan Mehmetçik, iman ve vatan destanını, Çanakkale geçilmez diye yazmıştır. Çanakkale destanını öğrenmek ve yeni nesillere öğretmek de Müslüman-Türk milletinin şeref  borcudur.


“Cesaretinizi yitirmeyin ve üzülmeyin. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, mutlaka (insanların) en üstünü olursunuz”(Al-i İmran, 3/139) ilahi beyanın ruhuna sahip olundukça, Çanakkale geçilmez, vatan bölünmez, şehitler ölmez ve toplu attıkça sineler onu top sindiremez.