Çanakkale Destanı

40

Tarihe damgasını vuran bazı olaylar hüzünlüdür, acıları depreştirir. Fakat Çanakkale, öyle kutlu ve anlamlı ki, hüznü gurur vermekte, gözyaşı bağırları kabartmakta ve kederi gönüllerde yanık türkülere beste olmaktadır.

Andıkça onurlandıran ve gururlandıran böylesine eşsiz bir destanı, nesillere yeni baştan “bütün bilinmezlerini ortaya çıkararak” tanıtmak elzemdir.

Çanakkale, modern çağın buhranlarına umut olabilecek, yeni bir nefes, insanlık düşmanlarına insan olduklarını hatırlatan bir ders, geçmişten geleceğe kutlu bir köprüdür.

Bu yüzden, yediden yetmişe her kesimin savaşın geçtiği yerleri gezip görmesi, gerçekleri öğrenmesi, yorumlaması, özümsemesi, dersler çıkarması ve ibret alması elzemdir.

Ülkeler, kitlelere ilham versin, yol göstersin, örnek teşkil etsin diye, devasa paralar, büyük emek ve onca zaman harcayarak; etkileyici filmler, eşsiz projeler, ya da kusursuz anıtlar ortaya koymak isterler.

Çanakkale öylesine devasa bir filmdir ki, aynısının değil, benzerinin bile tekrarlanması, her bakımdan asla mümkün değildir. Sahnelerinde dublör kullanılmamış, bilgisayar oyunlarıyla aldatıcı efektler yapılmamıştır. Yapay görünüşler, sahte gülümsemeler, teknolojik gözyaşları akıtılmamıştır.

Sahnesi misk kokulu vatan toprakları, başrollerde yer alan kahraman Mehmetçik’tir. Her bölümü, prova edilmeden, tekrarı olmadan, kanla ve canla icra edilen gerçek bir destandır.

Akan, bir milletin asil kanı, zulmü boğan ise masumiyetin, haklılığın cesaretin, mertliğin ve vatan sevgisinin gücüdür…  250 bin gencecik, hayatının baharında ana kuzusu, ıstırap, çile, dağlanan yürekler, bağrı yanık analar, gözyaşı ve sönen ocaklardır…  O yüzden bu filmin bütçesini hesaplamak asla mümkün değildir. Değerine ise asla paha biçilemez.

Bu filmi vahşet üzerine kurgulayanlar, Mehmetçiği hesaba katmadıkları için, icra ederken spontane olarak gelişen olaylar karşısında hayal kırıklığına uğramışlardır. Çünkü Mehmetçik akla hayale gelmeyen bambaşka bir senaryoyu sahneye koymuştur.

Fitne, fesat, kalleşlik, kin, nefret gibi çirkin duygularla hazırlanan bu proje; mertliğin, cesaretin merhametin, hoşgörünün ve vatan sevgisinin yer aldığı ibretlik bir destana dönüşmüştür.

Mehmetçik, bu zulme, canavarlığa ve her türlü çirkinliğe, güzel hasletlerini katarak ibretlik ve imrenilen bir boyut getirmiştir. O yüzden Çanakkale savaşları, şanlı ve eşsiz bir destandır. Bu destanın içinde hayali devler değil, bunlardan daha vahşi, daha gaddar, daha acımasız, canavarlaşmış düşmanlar rol almış, her türlü çirkin ve rezilliklerle bir milleti yok etmeye çalışmıştır.

Buna karşılık Mehmetçik, aklın almadığı, gücün yetmediği taş kalplerin anlayamadığı ibretlik ve gurur verici sahneleri icra etmiştir. Yerinden kaldırılamayan gülleler sırtlanmış, inanamayan akılların şaşkınca bakan gözleri önünde, en muhteşem, fakat insanlık katili zırhlılar denizin dibine gönderilmiştir.

Sayı, teçhizat ve teknoloji bakımından, kendisinden çok üstün,  hiç de adil olmayan bir güce karşı, akla hayale gelmeyen cesaret ve gayret gösterilerek, dünyaya savaş ve insanlık dersi verilmiştir. O yüzden, öylesine kutlu ve öylesine eşsizdir.

Mehmetçik bire karşı on kat düşmana eyvallah etmemiş, rakipleri her türlü konforla, modern silahlarla donanımlı iken, O giysisine taşlardan düğme yapmış, yırtık ve söküğünü kendi dikmiş, peksimetini yanındakiyle paylaşmıştır.

 Yeri gelmiş, feryatlarına dayanamadığı acımasız düşmanını, şefkatle sırtlayarak cephe gerisine taşımış. Dünyaya insanlık dersi vermiştir. Buna rağmen kurtardığı düşmanı tarafından kalleşçe arkadan vurularak şehit edilmiştir.

Utanmadan, sıkılmadan yedi düvel bir araya gelerek, her türlü barbarlıklarını icra etmek adına, inceden inceye plan yaparak topraklarımıza saldıran bu arsızlar, sonra da pişkince bu savaşın sonuçlarından bizi sorumlu tutmaya çalışmıştır.

Üniversitede bir hocamız anlatmıştı: İngiltere’de mastır yaparken tanışma seremonisinde Türk olduğunu söylemiş. O anda bir profesör ayağa fırlayarak kör gözünü gösterip, “bak Çanakkale’de gözümü ne hale getirdiniz” diye arsızca serzenişte bulunmuştur. Bizim hoca da doğal bir refleksle, “Çanakkale’de ne işiniz vardı” diyerek, bu arsızı şoke etmiş. Beklemediği bu cevabı alan profesör susup kalmış.

Diyeceğim o ki; Çanakkale bir ibret tablosu, istifade edilmesi gereken eşsiz bir eser,  onlarca ders çıkartılacak, eşi, benzeri olmayan bir kaynaktır. Destanın yaşandığı o günkü ortam, nesillere hissettirilmeli, empati yapmaları sağlanmalıdır.

Bu savaşların, kimlerle, niçin, hangi koşullar altında, nasıl bir duyguyla yapıldığı, bilimin ve teknolojinin tüm imkânları kullanılarak öğretmekten öte, yaşatılmalı, beyinlere, ruhlara ve hücrelere işlenmelidir.

Vatan, bayrak, millet kavramı, kutsal değerlerin neler olduğu, uğruna nelerin feda edilebileceği hissettirilmelidir. Savaşlarda askerlerimizin gösterdiği olağan üstü kahramanlıkların yanında, düşmana gösterilen merhamet, mertlik, insanlık dersleri de anlatılmalıdır.

“Bir gül bahçesine girer gibi…” canların nasıl verildiği, Ağır yaralı olduğu için dağıtılan ekmeği, sağlara kalsın diye almayıp, “ölmeden mezara koydular beni…”, “on beşliler gidiyor…” vb. gibi hüzünlü türkülerle yürekleri dağlayan bu civanların hayatları, yeni baştan anlatılmalıdır.

Vatan aşkı, fedakârlık, sabır, ahde vefa, dayanışma, cesaret,  şükür, paylaşma, hoşgörü vb. kavramların nasıl yaşandığını, hangi şartlarda gerçekleştirildiğini yeni nesiller görmeli, ibret ve örnek almalıdır.

Bu duygularla Çanakkale destanını yazan şehit ve gazilerimizi minnetle anıyorum. Şehitlerimize rahmetler diliyorum. Ruhları şad olsun…

Hayatta olan gazilerimize saygılarımı, dualarımı göndererek ellerinden öpüyor,  sağlıklı, hayırlı ömürler, diliyorum.

Sevgiyle kalın…