Bir Türk İkonu B Ö R İ

44

Güvenilir lügat hazırlayıcılarımızın önde gelen ismi olan İlhan Ayverdi, ‘Kubbealtı Lügati’ isimli eserinde ‘ikon’ kelimesini şöyle açıklıyor:  ‘Hıristiyan Ortodokslarda Hz. Îsâ, Hz. Meryem veya azizlerin tahta üzerine yapılan resimlerine verilen ad.’ İnternetin bilgiç yıldızı Google Efendi de aynı açıklamayı veriyor.

Türklerin ilk destanlarından biri olan Bozkurt (Ergenekon) Destanı’nda adı geçen Bozkurt simgesinin / sembolünün ‘ikon’ olarak anılmasının açıklamasını, konunun uzmanlarına bırakarak Ötüken Neşriyat’ın okuyucuya sunduğu muhteşem eserin tanıtımına geçebiliriz. (Öyle yapmalıyız çünkü Bozkurt’un ‘Totem’ mi, ‘sembol’ mü olduğu tartışmasında henüz neticeye varılamamıştır. Ki bu tartışma, Reşîdu’d-dîn Fazlullâh-ı el-Hemedânî’nin 1306-1307 yıllarında yazdığı Câmi’u’t-tevârîh isimli eseri sebebiyle başlamıştı. Burada Bozkurt, ‘Ongun’ olarak isimlendirilir. Ongun, ‘uğurlu, kutlu, bereketli, verimli’ demektir. Bir mânâsı daha vardır: ‘İçinde bir ruhu barındıran cisim.’ Ancak bu mânânın Amerika yerlileri tarafından kullanıldığı bilinmektedir.

Türkler, târihin hiçbir döneminde hiçbir cisme ruhâniyet izâfe etmemiştir. Ancak bâzı cisim ve sembollere saygı göstermişlerdir.  

Gök Böri’ olarak da anılan ‘Bozkurt’; bir baskında son ve tek Türk olarak kalan bir çocuğu koruyup besleyen, büyüten dişi Kurttur. Bu kurt, Türkler için Totem mânâsında da kullanılan İkon ile ifâde edilecek bir varlık değildir. Sâdece saygı duyulan bir varlıktır.

Bir Türk İkonu Böri’ isimli 20,5 X 27,5 santim ölçülerinde 400 sayfalık eserinde Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu da Bozkurt’un ‘millî bir simge olarak kabul edildiğini’ belirtmektedir. Ancak, simge ile ikonu birbirine karıştıran Türkçülük fikriyatına mesâfeli şahısların ‘Türklerin köpeğe ruhâniyet izâfe ettiği’ iddiaları, asılsız ve çirkin bir iftiradan ibârettir. 

Sert kapak içerisinde birinci hamur kâğıda basılı, iplik dikişli, renkli ve siyah-beyaz resimlerle donatılmış hârika eserin muhtevâsını teşkil eden konular çok zengindir:

*Kurt İmgesinin Yayıldığı Türk Coğrafyası      

*Türk Hayvan Üslubu, Türk Sanatı Üslupları ve Kurt

*Türkçede ve Türk Edebiyatında Kurda Verilen İsimler ve Mâhiyetleri Hakkında

*Başlangıçtan Hun Devleti’nin Kuruluşuna Kadar İç Ve Orta Asya’da (Türkistan) Kurtla İlgili Arkeolojik

Buluntular, Sanat Eserleri ve Anlamları 

*Paleolitik Devir ve Sonrası   

*Tük Hun Devleti Dönemi Türk Sanatında Kurt ve Anlamları       

*Göktürk (Köktürk/Türk Kağanlığı) Dönemi Türk Sanatında Kurt ve Anlamları

*Bugut Yazıtı’ndaki Kurt Kabartması

  *Kültigin, Bilge Kağan Yazıtları ve Diğerlerinde Çifte Ejderler (Böri Başlı Ejder) 

*Göktürk Yazıtlarında Kurt ile İlgili İfâdeler 

  *Göktürk Duvar Resimleri ve Kaya Resimlerinde Kurt

  *Kurt Tasvirli Göktürk Metal Eserleri  

*Göktürk Devri Çin Hanedan Târih Kitaplarına Göre Türklerde Kurt 

*Uygur Devri Türk Sanatında Kurt  

*Uygur Devleti’nden Sonra İç ve Orta Asya’da Böri (Kurt) İmgesi 

  *Moğollarda Böri (Kurt)  

  *Kamcı/Şamanist Denilen Türk Halklarında Kurt  

*Mitolojik Motifli Türk Destanlarında Kurt  

Bu bölümde Yer Alan Destanlar: Oğuz Kağan, Maaday Kara, Ak Tayçı,  Ak Kağan (Ay Sologoy) Lo Kün

(Kologoy), Kan Kapçıkay,  Erke Koo, Tektebey Mergen, 

Er Sogotoh ve Olonho,   Er Tohçın (İrtohçın), Çorabatır.

Türk İslâm Sanatında Kurt ve Anlamı Üzerine

Türk İslâm Sanatında Kurt

                                                                                                                                                                                                                                                                                                  Türk İslâm Dönemi Kaynaklarında Ölöştöy,  Han Püdey, Möge Şagaan-Toolay,

 Altın Çüs, Ah Çibek Arığ, Huban Arığ, Han Mirgen, Mamay, Manas, Edigey (İdigey), Ural Batır, Köroğlu,

Kurt İmgesi Özellikle Türk İslâm Döneminde Avrasya ve Dünyanın Başka Bölgelerinde Kurt

Türkiye Cumhuriyeti ve Türkmen Topluluklarında Kurt İmgesi

Bozkurt’un farklı isimlerle anılması ve bu isimlerden bâzılarının ruhâniyetle bağlantılı olması, yanlış düşüncelere yol açmaktadır. Türklerin saygı duyduğu Bozkurt’un, totem veya ruhânî yönü bulunan bir varlık olmadığı kesindir. Şu hususların açıkça belirtilmesinde ve bilinmesinde fayda vardır:

Türk destanlarındaki Bozkurt motiflerinin incelenmesinden çıkan netice şudur: Bozkurt, Türkler tarafından kurtarıcı, neslin devamını sağlayıcı (ilk ecdat) ve yol gösterici (rehber) olarak kabul edilmekte ve bu sebeplerle büyük saygı görmekteydi. Bu saygı, çeşitli sembollerle ifâde edilmekteydi: Bâzen bir töz (kök, asıl, temel, cevher. Felsefe terimi olarak; öz, değişen şeylerin özünde değişmeden kaldığı varsayılan idealist kavram) olarak, bâzen Oğuz Kağan’ın buyurduğu gibi savaş nâramız savaş haykırışıdır. Sonraki dönemlerde de gönderin tepesine konulan motif, petrol ofisinin flâmasında olduğu gibi temsil kabiliyeti kazandırılan bir şekil, biblo veya heykelciktir.

Özellikle gönderinde kurt başı bulunan bayraklar, tuğlar dikkat çekicidir. Kurt başı, hâkimiyet ve bağımsızlık ve gücün, kudretin sembolü ve göstergesi hâline gelmiş görünmektedir. Batı Kök Türkleri, bayrak gönderinin ucuna bir dişi kurt başı takarlardı. Çin İmparatoru, elçisini Tardu Kağan’a (istemi Yabgu’nun oğlu ve Batı Kök Türklerinin kağanı.) yollayarak ona kurt başlı bir gönder armağan etti. Böylece kendisine (Doğu Kök Türklerinin hükümdârı Işbara Kağan’dan daha fazla) saygı duyulmasına ve daha fazla pâye verilmesine gerek olduğu anlatılmak istedi.

Kurt başlı gönderlerin Kök Türklerden sonra da önem taşıdığı anlaşılıyor. Çin İmparatoru, ucunda kurt başlı olan dört bayrağı 638’de Tarduşlara göndermişti. Uygur Kağanı’nın da Çin askerî valisi Tzu-i’ye kurt sancağı önünde baş eğdirdiği, kaynaklarda belirtiliyor.

Manihaist Kuça Uygurlarının tapınaklarındaki duvar resimlerinde kurt başlı kargı ve bayraklar görülmektedir. Yine eski duvar resimlerinde, elinde kurt başlı bayrak bulunan Türk hükümdarı ve kurt başlı bayrak taşıyan asker resimleri bulunmaktadır.

Bütün bunlar, Bozkurt’un -hukukî nitelik de taşıyan- semboller olduğunu açıkça ifâde etmektedir. Esasen, târihî kayıtların başından, yâni Hun çağından itibâren Bozkurt’un dinî nitelik taşımadığı, dinî bir sembol (totem veya ongun) olmadığı bellidir. Bu sâyededir ki, Türklerin girdiği çeşitli dinlerle bir tezat teşkil etmemiştir. Çünkü millî bir sembol olarak Bozkurt, dinlerle aynı kategoride yer almamaktadır. Onun için dînî inanışla Bozkurt arasında bir bağ veya zıtlık bulunması söz konusu olmamıştır. Bunun dışındaki düşünceler ilmî bir değer taşımamaktadır.

Eserin müellifi Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, eserinin son bölümüne yerleştirdiği ‘Sonuçlar’ başlıklı yazı da yukarıdaki düşünceleri desteklemektedir:

*Kurt kültü ilk defa Sibirya veya Altay bölgesinde ve Eski Taş Devri’nde ortaya çıkmıştır ve buradan kavimlerin kıtanın batı ve kuzey kesimlerine hareketleriyle ve zaman içerisinde bütün Avrasya’ya yayılmış, kısmen de Mezopotamya ve Mısır’a kadar ulaşmıştır.   

*Sibirya ve Altay bölgesindeki kurt kültleri özellikle Tunç Devri’nde MÖ 3000-2000’lerde gelişmiş bir kült olarak İç Asya ve Orta Asya’da mevcuttu, dişi kurt ve kurt başı figür ve simgeleri özellikle bu devirlerde ortaya çıkmıştı.

*Sibirya veya Altay bölgesinden kurt kültü, Doğu, Kuzey ve Orta Avrupa Türk ve Turan halkları ile Anadolu üzerinden Etrüsk ve Roma ile Greklere yayılmıştır. Daha sonra Romalıların oluşturdukları Remus ve Romulus tasviri ikonografisi ise yeniden Kuzey Avrupa, Anadolu ve hatta Doğu Roma üzerinden onların çağdaşları olan Göktürk Orta Asya’sına kadar ulaşmıştır. Bununla birlikte bu bölgelerde kendine özgü ve Roma öncesinden gelen kurt kült ve tasvirleri de vardı.

*Proto-Türklerden, İslâm öncesinin erken devir Türklerine ve Türk İslâm döneminden Türkiye Cumhuriyeti devrine, yâni günümüze kadar böri/kurdun resim ve heykelleri ve her türlü tasvirinin en yaygın bir şekilde karşımıza çıktığı alan Türk sanatıdır.

*Kurt tasvirleri öncelikle hayvan üslubu kapsamında tasvir edilmiştir ancak üslup dışı, tabiata daha uygun, yâni natüralist tasvirler de vardır. Tasvirlerin üslubu hayvan üslubu ile bağlantılı da olsa değişik devir ve değişik Türk veya diğer toplumlarda dönemin sanatla bağlantılı üsluplarına göre ayrıca ele alınmıştır.

*Böri (kurt) tasvirleri kendi içlerinde de kümelere ayrılabilir. Bunlardan biri fantastik veya mitolojik hâle getirilmiş, olağanüstü bir varlık olarak ele alınmış kurt tasvirleridir. Bunun yanı sıra ise bir kısım tasvirler de tabiattaki kurtları, kurt cinslerini ve onların hayatını, koyunlarla ve insanlarla ilişkisini gösterir ve sembolizmini ifâde eder.

*Daha çok böri olarak adlandırıldığını gördüğümüz kurt, bir hayvan-ata ve hayvan-ana olarak düşünülmüştür. O, daha çok hareketli toplumlarda (Türk veya Turan halkları) bir ana veya ata olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte her Türk topluluğunda da böyle değildir.

*Börinin bâzen erkek ve bâzen de dişiliğinin vurgulanması, ata ve anaerkilliğe ve ayrıca dişi olanları da ana tanrıça kültüne bağlanabilir.

*Türklerin kurtlarla ilgileri Proto-Türk dönemlerinde başlar. Daha eski târihlerden beri gelen böri kültü, onların çeşitli devir topluluklarına ulaşır. Muhtemelen kurtla ilgili mitler de bu eski devirlerde oluşur ve daha sonra İskit, İç Asya kültürleri, Hun ve Göktürk devirlerinde de bunlara yenileri eklenerek devam eder. Özellikle İskit-Hun-Göktürk ve Uygur devirlerinde kurt kültü ve tasvirleri birbirlerine bağlıdır.

*Türk İslâm döneminde hayvan üslubu, ilgili dönemin Türk İslâm sanatı üsluplarına göre tasvir edilerek devam etmiştir. Sanat alanında gösterilen hayvanlar arasında kurtlar da vardır ancak bu kurtlar, daha çok tabiattaki kurdun hayatından kesitler sunar. Bununla birlikte Türk İslâm döneminin eski yazma kitaplarında kurdun eski devirlerden kaynaklanan çeşitli sembolizmine daha çok değinilir. Kurdun kurtarıcı, önder, rehber hayvan ve ata olma gibi özellikleri devam eder. Sanıyoruz ki Hun, Göktürk ve Uygur devrindeki kumar türeme (hayvan ana ve ata) miti, İslâm dönemindeki Müslüman Türkler tarafından da bilinmektedir ancak bunun kurttan arındırılmış Moğol şekli olan Ergenekon miti Türklerce de uygun görülmüş ve yaygınlıkla anlatılmıştır.

*Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, Türk milletinin kurtuluşunu ve yeniden doğuşunu simgelemek üzere böriyi bozkurt adıyla yeniden önemle ele almış, fikir, edebiyat ve sanat sahalarında yansıtmaya özen göstermişlerdir. Denilebilir ki eski Türklerdeki kurt kültü, daha çok simge yanları ön plâna alınarak âdeta yeniden dirilmiştir.

*Türklerin Proto-Türklerden günümüze kadar olan büyük târihî kronolojik yürüyüşler: sırasında, belirli dönemlerde, belirli devirlerin Türklerine paralel olarak, Kuzey ve Doğu Avrupa ve Etrüsk-Roma ve Grek devirlerinde de kurt ile ilgili inanç ve mitlerin oluşturduğu da dikkat çekiyor. Acaba kurt kültünün yayılım alanı, zamanı ve şekli daha net hâle getirilebilirse (ki biz buna da katkıda bulunmaya çalıştık) kendilerinde kurt kültü olan milletler arasında bir akrabalığın olduğu da ortaya konulabilir mi? Belki başından beri kurt milleti vardı ve onlar, Avrasya’nın çeşitli bölgelerine farklı topluluk isimleriyle (çok kere onlara başkalarının atfettikleri isimlerle) yayılmışlardı.

*Kurt kültü ve sembolizmi, özellikle bütün târihleri boyunca Orta Avrasya ve yakın çevrelerindeki birçok Türk halkı ve devletleri döneminde varlığını kesintisiz olarak devam ettirmiş görünmektedir. Özellikle güçlü ve büyük Göktürk Devleti sebebiyle bu kültün daha geniş alanlara yayıldığı ve sonraki devirlere aktarıldığını düşünüyoruz.

*Türk İslâm devletleri yönetimlerinin bâzıları da kurt kültü ve sembolizmini yaşatmaya devam etmiş ancak Karahanlılar, Selçuklu hanedânı ve Osmanlılar, kurdun yerine daha çok arslanı sembol olarak kullanmaya eğilim göstermişlerdir. Ancak yönetim bazında bu böyle olsa bile özellikle geniş halk kesimlerinde, Türkmenlerde ve Uygurlarda, Kazak Türkleri, Kırgız-Türkleri, Başkurtlar, Tuva-Hakas Türkleri, Gagavuzlar gibi birçok Türk halkında kurt kültleri ve sembolleri yoğun bir şekilde günümüze kadar devam etmiştir.

*Bütün devirlerin Türk halklarında eski Türkçe yazılı kaynaklarda, ayrıca Çin ve İran kaynaklarında, Türk İslâm, Arap İslâm kaynaklarında kurt kültü ve sembolizminden izler görülür. Kurt, Türk destanları içerisinde, Türk mitlerinde, Türk masallarında, Türk edebiyatında, bütün çağların kitaplarında önemini ve varlığını devam ettirir.

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr 

Prof. Dr. YAŞAR ÇORUHLU: 01.01.1964 târihinde Trabzon’da doğdu. İstanbul Dâvudpaşa Lisesini bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine girdi. Sanat Târihi Anabilim Dalından diploma aldı.  Mimar Sinan Üniversitesi (şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji ve Sanat Târihi Bölümünde asistan olarak göreve başladı. 1985-1986 döneminde yüksek lisansını ‘Anadolu Selçuklularının Taş Tezyinatında Orta Asya ile Bağlantılar’ konulu teziyle tamamladı. 1988-1989 döneminde başladığı doktora çalışmalarını ise 1992’de tamamladı ve ‘Türk Resim Sanatında Hayvan Sembolizmi’ başlıklı teziyle Doktor unvanı aldı. 1993 yılında Yrd. Doç. Dr. olarak öğretim üyeliğine yükselen Çoruhlu, 2002 yılında aynı üniversite ve bölümde Doçentlik kadrosuna tâyin ve 2006’da aynı bölümde Profesör oldu. Emekliliğine kadar geçen süre içinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Târihi Bölümünde görevine devam eden araştırmacı, çalışmalarında Orta ve İç Asya Türk Sanatı ve Arkeolojisi, Türk Mitolojisi, Türk Sanatında İkonografi ve Semboller, Asya ve Anadolu Türk Sanatı İlişkileri konularına ağırlık vermiştir. Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, Haliç Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Bölümünde ‘Türk Sanatı’ ve ‘Türk Mitolojisi’ derslerini verdi Biruni Üniversitesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümünde ‘Türk Sanatı’ derslerini vermeye devam etmektedir. Kitap Hâlinde Yayınlanmış Eserleri: *Türk Sanatının ABC’si, Simavi Yayınları, 1993. *Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi, Seyran Yayınları, 1995 (Geliştirilmiş 2. baskı, Konya 2014). *Erken Devir Türk Sanatının ABC’si, Kabalcı Kitabevi, 1997. *Türk Mitolojisinin ABC’si, Kabalcı Kitabevi, 1999. *Türk İslam Sanatı’nın ABC’si, Kabalcı Kitabevi, 2000. *Türk Mitolojisinin Ana Hatları, Kabalcı Kitabevi, 2002 (8. baskı 2017). *Sultan Sancar Türbesi – Sultan Sancar Kümmedi (A. Acar – Ü. A. Yılmaz – B. Ceren ile birlikte), , TİKA Yayınları, 2004. *Erken Devir Türk Sanatı, Kabalcı Yayınevi, 2007 (3. baskı 2017). Eski Türklerin Kutsal Mezarları Kurganlar, Ötüken Neşriyat, 2016. *Türk Mitolojisinin Kısa Târihi, Alfa Yayınları, İstanbul, 2019. *Kozmolojik, Mitolojik, Astrolojik, Dinî ve Edebî Tasavvurlara Göre Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi. Ötüken Neşriyat, 2020. *Kozmolojik, Mitolojik, Astrolojik, Dinî ve Edebî Tasavvurlara Göre Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi 2 – Vahşi ve Evcil Hayvanların Sembolizmi Üzerine Bir Deneme, Ötüken Neşriyat, 2020. *Türk Mimarisinin Kısa Târihi, Alfa Yayınları, 2021.

AÇIKLAMALAR:                                                                                                                                                                                                         kült: Mânâ kaymasına mâruz kalmış bir kelimedir. Başlangıçta ibâdet, tapma, tapınma karşılığında kullanılıyordu. Tartışmalı bir terim olup birçok disiplinden ilim insanı arasında devam eden bir tartışma konusudur. Kült eser denildiğinde, ‘çok ilgi görmüş değerli bir eser’ mânâsı anlaşılır.  ‘Kökleşmiş kültür’. ‘ana kaynak’ mânâsında da kullanılmaktadır. Mit: İlk çağ insanlarına ve tanrılarına âit olağanüstü mâcerâları nesilden nesile aktarılırken yapılan hayâlî ilâvelerle birlikte anlatan, milletlerin atalarına mahsus inançlarını, duygularını, tabiî olaylarla ilgili yorumlarını aksettirmesi bakımından değer taşıyan masal ve efsâne kabilinden halk hikâyesi. Kısaca ‘destan’ da denilebilir.

KAYNAKLAR:                                                                                                                                                                                                                  Altan Deliorman: Türk Kültüründe Bozkurt.Bayrak Yayınları, İstanbul 2008                                                                                         Hasan Dinçer: Türkçü Bir Derginin Târih Anlayışı: Bozkurt / 1939-1942. www.dergipark.org.tr et: 08.03.2024/10.59                                                                                                                                                                                                      İlhan Ayverdi: Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı Neşriyat. İstanbul, 2020                                                                                     Oğuz Çetinoğlu: Türk Dünyâsı Destanları. Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul 2022                                                                                                                                                                        Yaşar Çağbayır: Ötüken Türkçe Sözlük, İstanbul 2007                                                                                                                                 Yeni Türk Ansiklopedisi: Başredaktör: Ayvaz Gökdemir, İstanbul 985

DERKENAR

(VEFAT YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE)                                                                                                     CEMİL MERİÇ:                                                                                                                              (1916-13 Haziran 1987)

Hatay’da doğdu. Ailesi Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan göçmüştü. Fransız idâresindeki Hatay’da Fransız eğitim sistemi uygulayan Antakya Sultanisi’nde okudu. Tercüme bürosunda çalıştı, ilkokul öğretmenliği ve nâhiye müdürlüğü yaptı. 1940’ta İstanbul Üniversitesi’ne girip Fransız Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Mükemmel düzeyde Fransızca okuyup yazan Meriç, İngilizceyi anlıyor, Arapçayı, kendi ifadesiyle, ‘söküyor’du. Elazığ’da (1942-1945) ve İstanbul’da (1952-1954) Fransızca öğretmenliği yaptı. 1941’den başlayarak İnsan, Yücel, Gün, Ayın Bibliyografyası dergilerinde yazmaya başladı. İstanbul Üniversitesi’nde okutmanlık yaptı (1946-1963), Sosyoloji Bölümü’nde ders verdi (1963-1974). 1955’te, gözlerindeki miyopinin artması sonucu görmez oldu, ama olağanüstü çalışma ve üretme temposu düşmedi. Çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. Hisar Dergisi’nde ‘Fildişi Kuleden’ başlığıyla denemeler yazdı. 1974’te emekli oldu ve yılların birikimini art arda kitaplaştırmaya girişti. 1984’te, önce beyin kanaması, ardından felç geçirdi, vefat etti.

Kitap hâlinde yayımlanmış telif eserleri: Hint Edebiyatı (1964), Saint-Simon İlk Sosyolog İlk Sosyalist (1967), Bu Ülke (1974), Ümrandan Uygarlığa (197), Mağaradakiler (1978), Kırk Ambar (1980), Bir Facianın Hikâyesi (1981), Işık Doğudan Gelir (1984), Kültürden İrfana (1985). Sosyoloji Notları ve Konferanslar (1993). 4 adet tercüme eseri vardır.

Önceki İçerikHalkın Güvenini Kaybetmektense…
Sonraki İçerikMilliyetçiler İktidar Olamaz
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.