Daha önceki yazılarımda ismi geçen Bossland benim kurguladığım bir ülke. Bu ülkede yaşananlar modern dünyadaki bazı yönetim pratiklerinin hicivli bir aynası niteliğinde.
Bu kurgusal Bossland Cumhuriyeti içinde çok önemli aktörler var: Devlet Başkanı Timothy Captain, büyük müteahhitler, gazeteciler, medya patronları, savcılar, hakimler, akademisyenler, saraydaki danışmanlar, muhalefet lideri, sade vatandaşlar gibi…
Bu ülkede siyaset, sermaye ve medya arasındaki ilişkileri farklı hikâyeciklerle anlatıyorum.
“Bossland Cumhuriyeti’nde Yönetim Sanatı” başlıklı yazıma ve bu yazımdan hareketle yapay zekâ desteğiyle hazırladığım mini öykülere bazı okuyucularım, “Bize tanıdık geliyor” yorumunu yapmıştı. Şimdi de Bossland’ın güçlü bir medya patronunun hikâyesini paylaşmak istiyorum. Bakalım onun yaşadıkları da sizlere tanıdık gelecek mi?
****
Medya Patronunun Sarayla Yaptığı Pazarlık
Marcus Hale, Bossland’ın en büyük medya gruplarından birinin sahibiydi. Gazeteler, televizyon kanalları, dijital platformlar… Çoğu onun kontrolündeydi.
Ama Bossland’da medya patronu olmak, güç değil; bir “yük” demekti.
Çünkü Bossland’da medya, gerçeği yazmak için değil, “gerçeğin yerine konulanı yazmak için” tutulurdu. Medyanın temel varlık sebebi kamu adına gerçeği aramak ve halkı bilgilendirmek değildi. İktidarın söylemlerini meşrulaştıran ve kitleleri yönlendiren bir propaganda aygıtı olabilmesiydi.
****
- Marcus’a bir akşamüstü saraydan bir mesaj geldi.
Mesaj kısa ve soğuktu: “Başkanımız, medya stratejisi hakkında görüşmek istiyor.”
Bu cümle, Bossland’da bir pazarlığın başladığını gösteren şifredir.
Marcus içinden şöyle düşündü: “Görüşmek değil… hatırlatmak istiyor.”
Marcus’un TV ve gazetelerinde o gün önemli bir haber hazırlanıyordu. Finansal dolandırıcılık yöntemleriyle, halkın tasarruflarını iç edip, haksız zenginleşen bir grup ve ekonomiye maliyeti açıklanacaktı. Servet transferini yapanların içinde Başkan Captain’a yakınlığıyla bilinen kişiler de vardı.
Gazetenin ekonomi editörü, belgeleri Marcus’un önüne koydu.
“Bu rakamları ve listeyi yayımlarsak ülkede büyük tartışma çıkar” dedi. “Yayımlamazsak gazetecilik yapmış olmayız.”
Marcus belgeleri inceledi. Haberin doğru olduğundan kuşkusu yoktu. Fakat listedeki isimler, medya grubunun yatırımları ve kamu kurumlarından aldığı reklamlar da zihninde dolaşıyordu.
Akşam saraydan gelen davetin sebebini artık daha iyi anlıyordu.
Marcus saraya girdiğinde odada sadece üç kişi vardı: Başkan Captain, bir saray danışmanı, bir istihbarat görevlisi.
Masada çay yoktu, su yoktu, ikram yoktu. Bossland’da bazı masalar, misafir ağırlamak için değil; “mesaj vermek için” hazırlanırdı.
Captain konuşmaya başladı: “Marcus… medya son dönemde fazla bağımsız görünüyor.” “Ekonomide güven ortamını bozacak yayınlardan kaçınmalıyız” dedi. “Ülkenin önünü açacak projeleri birkaç tartışmalı rakama kurban edemeyiz.”
Marcus başını eğdi. “Efendim, biz sadece haber yapıyoruz.”
Captain gülümsedi. Ama gülümsemesi sıcak değildi. “Haber… Bossland’da hassas bir kelime.”
Danışman söze girdi: “Önümüzdeki dönemde bazı haberlerin tonu değişmeli.”
Marcus sessiz kaldı. Danışman devam etti: “Ekonomi haberleri… Dış politika yorumları… Ve özellikle muhalefetle ilgili içerikler.”
Marcus içinden şöyle düşündü: “Ton değişmeli demek, gerçeğin değişmesi demektir.”
- Pazarlığın İkinci Hamlesi – “Teşvik”
İstihbarat görevlisi masaya bir dosya bıraktı. Dosyanın üzerinde Marcus’un şirketlerinin isimleri yazıyordu.
Görevli sakin bir sesle konuştu: “Uyumlu medya kuruluşlarına bazı kolaylıklar sağlanacak.”
Marcus dosyayı açtı. İçinde şunlar vardı: Yeni reklam teşvikleri… Vergi muafiyetleri… Kamu projelerinde medya ortaklığı… Dijital platform lisanslarının genişletilmesi…
Marcus içinden şöyle geçirdi: “Bossland’da teşvik, sadakatin ödülüdür.”
- Pazarlığın Üçüncü Hamlesi – “Hatırlatma”
Captain dosyayı kapattı. Sonra sessizce konuştu:
“Marcus… Bossland’da medya güçlüdür. Ama güç, doğru yerde durursa güçlüdür.”
Bu cümle, Bossland’da bir tehdit kadar ağırdı. Marcus bunu biliyordu.
Danışman ekledi: “Bazı medya patronları… Yanlış yerde durdukları için artık patron değiller.”
Marcus’un içi buz kesti. Bu, Bossland’da düşüşün diplomatik ifadesiydi.
- Marcus’un Kararı:
Marcus saraydan çıktığında gece çökmüştü. Şehrin ışıkları titriyordu. Bossland’ın geceleri hep böyle titrerdi.
Arabaya bindi. Telefonunu açtı. Editörlerine kısa bir mesaj gönderdi:
“Haberi bekletelim. Yarınki manşet: Ekonomide yeni bir dönem.”
Bu cümle, Marcus’un pazarlığı kabul ettiğini gösteriyordu.
Ama içinden geçirdiği başka bir cümle ile içini rahatlatmaya çalıştı: “Gerçeği satmadım… Ama gerçeği erteledim.”
- Vicdan Aynası:
Marcus eve döndüğünde çalışma odasına geçti. Masasında eski bir gazete duruyordu.
Yıllar önce, Bossland’da basın özgürlüğünün hâlâ konuşulduğu günlerden kalma bir gazete.
Manşet şöyleydi: “Gerçek, halkın hakkıdır.”
Marcus gazetenin üzerine dokundu. Sonra fısıldadı:
“Bossland’da gerçek, artık bir pazarlık masasında oturuyor.”
Defterine bir cümle yazdı: “Bugün bir pazarlık yaptım. Ama pazarlığın bedeli, gerçeğin sessizliği oldu.”
Defteri kapattı. Ama içindeki çatlak kapanmadı.


