Bilim Dili: Türkiye’deki Hikâyemiz

157

“Bilim dili”nin iki anlamı var. Biri milletlerarası alanda, bilim dünyasında bilim yapılırken kullanılan dil. İkincisi, ülkede bilim yapılırken kullanılan dil, daha doğrusu terminoloji.

Birincisi kolay. Her dönemde ekonomisi, askerî ve siyasî gücü diğer ülkelerle kıyaslandığında üstünlük sağlayan milletin dili, dünyanın bilim yaparken kullandığı dil oluyor. “Dünyanın bilim yaparken” demekle neyi kastediyorum? Lingua franka (Franca) denilen dili… Milletlerarası bilim toplantılarında, milletlerarası bilim dergilerinde, monografilerde, temel kitaplarda kullanılan dil. 

Lingua Franka

Tariften anlaşılacağı üzre bu, “Hadi şu dil oluversin.” diye karar verilecek bir konu değil. Çünkü ekonomi, askerî ve siyasi güç ve bilim birlikte yükselip birlikte alçalıyor. Bunlardaki yarışta gâh bir ülke, gâh ötekisi öne geçiyor. İkinci dünya harbinden önce lingua franka, Almanca ve Fransızca idi. Özellikle Fransızca, yalnız bilimde değil diplomaside de milletlerarası dil konumundaydı. İkinci dünya harbinden sonra lingua franka sıfatı İngilizceye geçti. Hâlâ İngilizcededir. Batının bilim devrimine kadar Müslüman ülkelerde Arapça, uluslararası bilim diliydi. Aynı zaman diliminde Avrupa’da Latince lingua franka idi. Ekonomi, askerî ve siyasi güç… Tarif bunlara dayanıyor; dilin bilime elverişli olmasına veya matematik bir yapıya sahip olmasına değil. Bunlar her ne demekse!

Türkiye’de, Osmanlı’nın sonuna kadar Arapça terminoloji bilim terminolojisiydi: “Bir şib-i münharifin mesahai sathiyesi, kaidatı ceminin nısfı ile irtifaı hasılı zarbına müsavi” idi. Tam doğru mu bilmiyorum ama yamuğun alanını anlatan bu ifadeyi ben uydurdum. Tercümesi: Bir yamuğun alanı, iki tabanının toplamının yarısı ile yüksekliğinin çarpımına eşittir. Yalnız geometride değil, tıpta, kimyada, bütün bilim dallarında Arapça terminoloji kullanıyorduk. İşin tuhaf tarafı, Arapların bu terminolojiden haberleri yoktu; çoğunu biz Türkler uydurmuştuk. Türkiye’de bilim Türkçe yapılıyordu, fakat terimleri biz Arapçadan türetiyorduk. 

Rahmetli Yılmaz Öztuna, Türkçenin bizim dünyamızda bilim dili oluşuna Şanizade Mehmet Ataullah Efendi’nin 19. asırda yayınlanan “Hamsei Şanizade”sini örnek göstermişti. Kahire’de yayımlanmış beş ciltlik Türkçe tıp kitabı. Terminoloji Arapça, dil Türkçe… Bu çok garip bir şey değil. Bugünkü İngilizcedeki terminolojinin çoğunluğu da Latince, Yunanca ve bir miktar Arapçadır. Computere’den computer, calculare’den calculator. “Al” ile başlayan terimler genellikle Arapça. algebra (cebir), alşemi, sonra “al” olmadan “chemistry” kimya, alkol, vs…

Arapça kimya kitabı

Suudi Arabistan’da kimya hocalığım sırasında başımdan hoş bir macera geçti. Mısırlı kimya profesörü bir arkadaşım, üniversite birinci sınıflar için Arapça bir kimya kitabı yazıyordu. Fakat iş kolay değildi. Çünkü Arapça kimya terminolojisini bilmiyordu. Nasıl olduysa bir keşifte bulundu. Türk meslektaşı, yani ben, Arapça kimya terminolojisini biliyordum! Arap dostuma günlerce Arapça kimya terimlerini meşk ettirmemi unutamam. 

— “Distillation” Professor Oksuz?

— Taktir. 

— Fevkalade!

Hemen yazardı. Ben bir “bonus” eklerdim: 

— Distilled water: ma-yı mukata. 

— Beautiful!

Böyle devam ederdik. Hal, mahlûl, tahlil…

Bir kişi kültürü ve dili kuramaz ama bir kişi ülkedeki bilim terminolojisini kurabilir. Yukarıda verdiğim ‘şibi münharifin mesahai sathiyesi’nden ‘yamuğun alanı’na geçişimiz, Atatürk’ün bizzat yazdığı Geometri kitabıyladır. Açı, alan, üçgen… Hemen bütün Türkçe geometri ve aritmetik terimleri oradandır. 

Üç bilim dilimiz varsa bilim dilimiz yoktur

Türkçe kimya terimlerini bir Alman hocamıza, Fritz Arndt’a borçluyuz. Cumhuriyetten önce İstanbul Darülfünunu’na gelen Arndt, 1933’te tekrar İstanbul’a döner ve Türkçe kimya kitapları yazar. Ben, onun “Genel Kimya” kitabını okuyan son nesildenim galiba. Damıtma, çözme, çözelti, Arndt’ın hediyeleridir. Sıcaklıkla ısının farkını, erime ile çözünmenin farkını onun kitabından öğrendik. Sıcaklık derece ile ölçülürken, ısı, kalori ile ölçülür. Şeker suda çözünür ama buz erir. Modern kimya ve terminolojisi, İstanbul Üniversitesi’nde başladı, oradan Ankara Üniversitesi’ne genişledi. Ankara’nın hocaları Ege Kimya’yı, Ege Kimya’nın hocaları İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesini kurdu ve hepsi standart Türkçe kimya terminolojisi ile konuşup yazıyor, onunla öğretiyordu.

Bir başka damarın kimya bilmeden yaptığı kimya öztürkçeleştirmeleri bilim dilimizi yaralıyordu! Bu devrimci arkadaşlara göre “Yarın Ankara’da ısı 20 derece” oluyor, “şeker suda eriyor”du. Şeker suda eriyince buz da “ergimek” zorunda kalıyordu. Yüksek öğrenim tutarlı bir terminolojiye kavuşmuşken orta öğretim ders kitapları ve radyo, bu devrimciler sayesinde başka bir dil konuşuyordu. 

Bu ikili Türkçe bilim diline bir de İngilizce eğitim veren üniversitelerin tesiri eklendi. Şimdi nur topu gibi üç ayrı bilim dilimiz var! Yani bilim dilimiz yok.