Bilgi ve Bilgilendirme Meselesi

39

Pek çok yazımızda vurguladığımız bir husus var: Doğru bilginin önemi. Doğru bilgi olmaksızın insanın ne kendisini ne de evreni doğru anlaması ve anlamlandırması mümkün değildir.


Nitekim dinimiz insanın anlamlandırılmasının önemli bir boyutunu “bilgi”ye dayandırmak suretiyle bahsettiğimiz noktanın ne kadar ciddiye alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Öyle ki, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Adem’in (A.S.) “halife” olarak yaratılmasının ardından Allah-ü Teala ve melekler arasında geçen konuşmada Hz. Adem’e (A.S.) secde edilmesinin temel değerlerinden biri olarak “bilgi” vurgulanmakta, bir anlamda insanın “bilgi” ile kazanacağı seviyeye dikkat çekilmektedir (Bakara 30-34). Bu sebeple dinimizde ilim öğrenmek kadın – erkek her Müslüman için farz olmuş, “irtica”nın önüne prensip olarak önemli bir set çekilmiştir.   


Hal böyle olunca, ilmin ve dolayısıyla bilginin edinileceği kaynakların niteliği ayrı bir önem kazanmaktadır. Zira bilginin doğru ve güvenilir olabilmesi, alınacağı kaynağın aynı niteliklere sahip olması ve bunları bu niteliklere uygun olarak aktarmasına bağlıdır.


Günümüz itibariyle bilginin temel kaynağının “üniversiteler” olduğunu göz önüne alırsak bahsettiğimiz nokta açısından garip bir durum ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki; üniversiteler bilginin tabiri caizse hem mutfağı hem de temel kaynaklarıdır. Yani bilgi temel olarak burada üretilir ve çeşitli kaynaklara aktarılır. Dolayısıyla üniversitelerin temel işlevi, farklı alanlara dair doğru bilginin üretimi ve bu bilginin sağlıklı biçimde dağılımını sağlamaktır.


Söz konusu işlev, mahiyeti itibariyle ciddi bir yoğunluğu beraberinde getirir. Zira hem yeniden üretmek hem de bunu sağlıklı biçimde aktarmak, yoğun bir mesai, toplumu ve dünyayı doğru biçimde takip ve tahlil edebilme kapasitesi, kurumlarla verimli bir ilişki içinde olma gibi pek çok zorunluluğu gerektirir. Bu yoğunluk sebebiyle de haliyle üniversite mensuplarının işlerini layıkıyla yapabilmek adına tabir-i caizse “kafalarını kaşıyacak” zamanlarının bulunmaması, asıl meselelerinin dışındaki konulara harcayacak vakit ve enerjilerinin bulunmaması beklenir.


Gelin görün ki, ülkemizdeki pek çok kurumda olduğu üzere üniversitelerimizin birçoğunun gündemleri asıl değil “tali” yani yan konularla meşgul edilmektedir. Bu sebeple “çözüm” kaynağı olması beklenen bu kurumlar “karmaşa”nın merkezlerinden biri haline gelmektedir.


Acaba neden?
Yukarıda bahsettiğimiz problemlerin varlığına binaen bilgi üretimi doğru biçimde yapılamazsa kavram kargaşasının yaşanması kaçınılmazdır. Kavram kargaşası bilginin doğru üretiminin ve aktarımının yapılamadığının önemli bir göstergesidir.
Bu durum ise bugün gelinen noktada görüldüğü üzere aynı konu etrafında dahi birbirlerinin ne dediklerini anlayamadan tartışan, sapla samanı birbirine karıştıran ve bunun farkında olmayan “uzmanlar”ın (!) toplumu yönlendirmesine ve neticede “çözümsüzlüğün” çözüm olarak sunulmasına yol açmaktadır.
Halbuki üniversiteler bahsettiğimiz problemlerin çözüm yerleridir. Zira bilgi ve bilgilendirme buralardan sağlanır. Ancak üniversiteler bu durumu problem edinip çözüm aramak, yaşadığımız bilgi kirlenmesine son verme yerine tali konuların tartışılma mekanları oldukça içinde bulunduğumuz bilgi ve dolayısıyla fikir kirliliğinin, kavram kargaşasının son bulması mümkün değildir.
Bu sebeple bilginin ve bilgi edinmenin kutsallığına bunu iş edinen herkesin dikkat etmesi, temelsiz fikirlerin “bilgi” hükmünde insanlara aktarılmamasına özen gösterilmesi ülkemizin içinde bulunduğu kritik süreçte hayati önem taşıyan bir insanlık ve vatan görevidir.
Aksi halde, mesela, din kavramının söz konusu olduğu her ortamda bu kavramla “irtica”yı eşleştirerek hüküm ve fikir ileri süren, dolayısıyla dinin prensipleri ile insanların yanlış uygulamalarını birbirine karıştıran “uzman”ların (!) toplumun önemli bir değeriyle çelişerek çözüm yerine toplumsal kutuplaşmaları tetiklemeleri doğal olacaktır…