Başbakan’ı anlamak

28

Dün gerçekleşen TÜSİAD – Başbakan buluşması, televizyonların hemen hemen tamamında naklen verildi.

Bundan da anlaşılıyor ki, gerek Hükümet, gerekse patronlar, bu buluşmaya özel önem atfetmişler.

Başbakan, o şahin üslubunu terk etmeye karar vermiş görünüyor, toplantıdaki konuşma üslubuna baktığınızda.

Bunda ne kadar samimi olduğunu görmek için, seçim sonrası tavır ve üslubuna bakmak lazım.

Seçime giderken, Başbakan, patronlar dünyası ile kavga etmek istemiyor olabilir.

Seçim sırasında, bu kesimden bir arıza çıkmasını arzu etmemiş olabilir.

Bu üslubun daim olacağına, hiç ama hiç ihtimal vermiyorum.

Başbakan‘ın en belirgin özelliklerinden biri haline geldi bu.

İhtiyaç duyduğu anlarda, bazı kesimleri yanına çekebilmek için, ‘damardan giriyor’ tabiri caiz ise.

Kürt oyları ile ilgili bir hesabı var ise, Kürt Aydınları’nın isimlerini telaffuz eder, Kürt Şairlerin şiirlerini terennüm eder.

Ülkücülerin oyuna ihtiyacı var ise, aralarından ‘sütü bozuk’ bir iki tanesini yanına alır, başlar onların cephesinden mesajlar vermeye.

Ülkücü şehidin mektubundan işine gelen pasajları okuyup, gözyaşı döker, ağlar, ağlatır, kandırır.

“12 Eylül” der.

“Sizi cezalandıranları cezalandıracağım” der.

Maksat hâsıl olup, ihtiyaç ortadan kalkınca da, alır, kullanılmış bir mendil gibi bir kenara koyar.

Her şeyi,herkesi.

Anlaşılan sıra, patronlarda.

Dünkü konuşmasında ne ‘ucube heykel’ vardı, ne de ‘tıksırıncaya kadar içmek’ konusu.

Uzlaşmacı, tahammül sınırları geniş, demokrat bir Başbakan görüntüsü çiziyordu dün patronların karşısında, Başbakan Erdoğan.

Patronlar bunu yedi mi peki?

Yemeseler bile, yemiş gibi göründüler.

Hepsinin ağızları kulaklarına varıyordu.

“Başbakan’ı da yola getirdik işte!” mesajı verir gibiydiler.

Başbakan’ın çok değil, birkaç ay sonra izleyeceği siyasette onlara yer olmadığını, unutmuş gibiydiler.

Başbakan’ın siyasetinde, uzlaşmak yerine gerginlik var.

Barış yerine, kavga var.

Birleştirmek yerine, ayrıştırmak var.

Sermaye ile barışmak yok, kendi sermayesini yaratmak var.

Ama bunlar, bayram sabahı kesilmeden önce önlerine verilen otu iştahla yiyen ‘koyunlar’ gibiydiler.

Az sonra kesileceklerinden ya haberleri yok, ya da “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç” modundalar.

Bir kare vardı dün, gözlerimden kaçmayan.

Başbakan Erdoğan için, “Bunun en az bir milyar doları var” diyen Rahmi Koç’un, Padişah‘ın önünde eğilen kapı kulları gibi, eğilip temenna etmesini gördüm.

O an karar verdim ki; patron olmanın yolu, dünya malından olmamak adına, onurundan da, adamlığından da vazgeçebilmekten geçiyormuş.